Geçen hafta Atlas Silkindi’ ye başladım. Aslında Atlas Vazgeçti bendeki baskısının adı ama ilk duyduğum hali Atlas Silkindi olduğu için hala böyle diyorum. Orijinal adı Atlas Shrugged. 1957 yılından bir roman.
Bu da benim için bir nevi Mobydick gibi ismini yıllardır duyduğum ama önce Türkçe çeviri baskısını bulamadığımdan, sonra çok kalın olmasından, en sonunda yeni bir Türkçe baskısı çıkınca da fiyatı çok yüksek olduğu için gözümü korkutan bir romandı.
Bu kitabı ilk duyduğum zaman Mad Men dizisinin ilk sezonu olmuştu. Cnbce ekranlarında oynuyordu. Sene 2007.
O zamanlar kitabı veya yazarını çok incelememiştim. Ama kitabın, dizinin ana karakteri ve dizinin anlatıldığı dönemin ruhu ile ilgili olduğunu fark etmiştim. Hep aklımın bir köşesine yer etmişti.

Bir zaman sonra, internette Ayn Rand’ı araştırdım. Objektivizm denilen felsefenin bir nevi temelini atan bir yazar, bir kadın yazar olduğunu öğrenince merakım arttı. Fikirlerine saygı duyduğum bir arkadaşımın üniversite yıllarında okuduğu Yaşamın Kaynağı’nın ona çok ilham verdiğini söylemesi de beni bu kadını okumak için daha da fişekledi (iyi ki erken erken fişeklemiş, 20 yıl olacak neredeyse, okumaya başladım 🙂 ). İlk baskısı Plato Film Yayınları tarafından basılmış 1200 sayfalıkmış. Zaten bulsam da nasıl elime sığdırıp okurmuşum bilemedim. Plato film Sinan Çetin’e ait bir şirket ve kendisi Ayn Rand ‘a hayran olduğu için kitaplarını çevirttirip basılmasını sağlamış diye duymuştum zamanında. Yaşamın Kaynağı ‘da bu şirket tarafından basılmış ilk kez.

Ayn Rand ile ilgili okuduklarımdan en çok aklımda kalan veya en çok etkilendiğim sanırım bir insanın kendine öncelik vermesi fikri idi. Hakkında okuduğumuzda, bireycilik ve rasyonel bencillik tabirleri ile sıklıkla karşılaşırız. Bizim toplumumuzda kendini feda etme kültürü çok yaygındır. Anneler babalar çocuklara seni yetiştirmek için ne fedakarlıklar gösterdik derler mesela. Bazısı bunu beklentisi olmadan yapar ve söyler. Dile pelesenk olmuştur. Ama bazen beklenti de vardır işin içinde. Bazen maddi, bazen manevi.
Bu yüzden Amerikan film ve dizilerini izlerken, şunu söylediğimiz olur aile içinde. Ne kadar benciller. İnsanların birbirine eyvallahı yok. Tabi film ve dizilerden kültürel inceleme yapmak yeterli değildir. Ben basit kesitlerden bahsediyorum. Böyle bir imaj çizer Amerikan toplumu. Ama bir yandan da haklı oldukları yerler vardır. Ailesine manevi borcu olduğu için veya topluma uyum sağlamış olmak için onların uygun bulduğu insanla evlenen, çocuk doğuran, üniversitede belli bir bölümü okuyan, belli bir işte çalışan o kadar çok insan var ki etrafımızda. Bu insanlarda gözlemlediğim bir de şu var, ben de bunu bir fedakarlık olarak yapıyorum. Bu yüzden toplum da bana birşeyler vermeli. Hayır vermez, ya da daha doğrusu vermek zorunda değildir. Bunu hamile çalışan kadınlara bağlardım ama o konudaki söylenmemi başka bir yazıya bırakacağım.
Ayn Rayn hakkında okurken aklıma Auntie Mame filmi de geliyor sıklıkla. Hayat bir açık büfe ve senin gelip almanı bekliyor. Eğer sen gidip almazsan elin boş kalır. Hayat böyle gerçekten. Bazen tabak önüne geliyor ama gerçekten yemek istediklerini kalkıp tabağına sen seçip almalısın. Kimsenin ne düşündüğüne, ne dediğine aldırmadan. Çünkü bu senin hayatın ve sadece bir tane.

İşte kafamda bu düşünceler ile Atlas Silkindi’nin ilk cildine başladım. 3 ciltlik bir roman serisi. Daha ikinci ve üçüncü cildini satın bile almadım. Eğer ilkinden çok sıkılırsam param boşa gitmesin dedim. Bakalım kitapta ilerleyebilirsem ona göre karar vereceğim.
Bu heyecanlı bir macera benim için. O yüzden tıpkı Mobidick‘de yaşadığım gibi hislerimi burada not olarak bırakmak istiyorum.
O zaman başlasın…
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.