Point Break – 1991 Film

Point Break gerçekten çok ama çok sevdiğim aksiyon filmlerindendir. Özellikle yönetmeni bir kadın olduğu için ayrı bir severim. Kathryn Bigelow’u ilk bu filmle tanımış, sonra Stranger Days filmi ile de çok sevmiştim. Bence sinema dünyasında özellikle erkek egemen bir tür olan aksiyon için farklı bir kandır ve başarılıdır.

Bir zamanlar James Cameron ile de evli olan aksiyon kraliçesi yönetmen

Bir aksiyon filmi olduğundan filmi izlerken öncelikle mantık zinciri bölümlerine çok takılmamak gerektiğini tekrarlayalım. Yani biz (ben) Cehennem Silahı ve Zor Ölüm ‘lerin dönemi çocuklarıyız. E yeni nesil de Fast and Furious gibi filmlerle yetişti. Yani bu demektir ki… Filmleri ana karakterlerinin belli bir insan üstü kemik gücüne, hedef vurmada ve nefeslerini 15-20 dk dan fazla tutabilme kabiliyetine sahipken aynı zamanda 100m ve uzun atlama rekortmeni olmalarını kabul ederek izlemeliyiz. 🙂

Bu kısmı açıklığa kavuşturtan sonra konuya geçebiliriz.

Akademiden mezun olduktan sonra bir çaylak olarak daha deneyimli bir ajanın yanında göreve başlayan Johnny Utah (Keanu Reeves) bölgeye dadanmış, eski Amerikan başkanlarının maskelerini takan seri banka soyguncularını yakalamalıdır. Herkes dalga geçse de, ortağının bu banka hırsızlarının California plajlarına dönemlik gelen sörfçülerden olduğuna dair fikri üzerinden harekete geçerler. Ortağı Pappas bu fikri, soyguncuları izledikleri kamera kayıtlarından gördükleri pantolonunu indirip kıçını kamera gösteren soyguncunun mayo izinden edinmiştir. Buna da ingilizce de “mooning” denirmiş bu arada. çıplak bir popo ile dolunay benzeşmesi 😛 (Türkçede bir karşılığı var mı acaba? Aylamak denir mi ki?) Ayrıca bir de banka soygunlarının hep dalgaların yüksek olduğu döneme denk gelmesi dikkat çekicidir.

California sahillerinde sörfçülerin takıldığı çok plaj vardır. Önce hangi plaj olduğunu bulmaları gerekir. Hedef plaj bulunduktan sonra yapılacak olan ise sörfçülerin arasına gizli olarak katılmaktır. Bu kısım çok daha zordur. Utah’ın sörfle ilgisi yokken, aldığı basit bir sörf tahtası ile bir boğulma riski yaşadıktan sonra işi bilen birinden ders almak ister. Onu boğulmaktan kurtaran kızın peşine takılır. Kızın geçmişini inceleyip, onu kendisine ders vermeye ikna edecek şekilde manipüle eder. 

Bir iki dersten sonra bir akşam üstü sahilde ders veren kız Tyler’ın eski erkek arkadaşı Bodhi ile tanışır. Bodhi ve arkadaşları ile gece kumsalda oynanan bir futbol (amerikan futbolu tabiki) maçında birbirlerine girseler de, Bodhi Utah’ı üniversite lig maçlarından tanır. Onun futbolu bir diz sakatlanması yüzünden bıraktığını öğrendiğinde ona karşı bir sempati duyar. Bodhi’nin Utah’ın futbolu bıraktıktan sonra avukat olduğunu öğrendiğindeki tepkisi de komiktir. ‘Sörf yaptığına göre hayatın daha bitmemiş!’

Utah sörf yapmayı biraz öğrenince farklı farklı sahillerde sörf yaparak, soyguncu olabilecek gruplar bulmaya çalışır. Bu esnada da belasını bulur. Çok tipsiz bir adamdan, dalgasını “çalmak” ile suçlanıp dayak yemeğe başladığında ise yardımına hiç beklenmedik bir şekilde Bodhi yetişecektir. Bu çok tipsiz serserilerin arasında tanıdık bir yüz vardır. Red Hot Chilli Peppers’ın vokalisti Anthony Kiedis! 

Bu belalı ekibi takibe alan Utah ve ortağı bunların banka soyguncuları olduğunu düşünmektedir. Aynı zamanda Tyler ile yakınlaşmaya başlayan Johnny Utah’ın kafası hafiften karışmaya başlamıştır. Bodhi’nin sörfü sadece bir eğlence olarak görmemesi, kendini kaybedip sonra tekrar bulduğun yer olarak tarifi, Utah’ın gözlerinde bunu yapabilecek enerjiyi gördüğünü söylemesi Utah’ı kendisi de farkında olmadan içten içe etkilemeye başlar. Bodhi hayata fazla kafayı takmadan, iliğine kadar yaşama hedefindedir. ‘Nihai olanı istiyorsan, en yüksek bedeli ödemeye razı olmalısın’ der. ‘İnsanın sevdiği şeyi yaparken ölmesi bir trajedi değildir’. İstemediğin şeyleri yapmak zorunda kaldığın bir hayatın seni kapana kısıtlamasına karşıdır. Tyler’ın Utah’a söylediği ‘sende de kamikaze bakışları var’ cümlesi aslında Bodhi ve Utah’ın birbirlerine ne kadar benzediğini gösterir. Bodhi’nin adrenalini damarlarında hissederek, özellikle en büyük dalgayı yakalama hevesi dikkat çekicidir. Bunun için yüzyılın fırtınasını beklemektedir. Avustralya’nın  Bells Beach ismindeki sahilinde çıkacak 50 senede bir olan büyük fırtına! 

Yıllar sonra Portekiz ve Nazare’yi keşfettiğimde yaşadığım heyecanın bir bölümü bu filmden doğmuştur. Nazare dev dalgalarda sörf yapanlar arasında bir efsanedir. 30m yi bulmuş dev dalgalarda, insanlar sörf yapar. Bunu izlerken yaşadığım korku, heyecan ve dehşeti ifade etmek için kelimeler biraz yetersiz kalır. Böyle bir şeyi kendim denemeyi hayal bile edemesem de, youtube ve  instagramda takibe aldığım pek çok hesaptan izleme keyfini yaşarım. Özellikle Sebastian Steudtner ismindeki sörfçünün Guinness rekorlarını aştığı o sörf anı nefesimi keser her izleyişimde. 26m lik apartman boyunda bir dalgadan aşağıya kaymak, arkadan gümbür gümbür gelen bir okyanus… Günümüzde bu adamları canlı canlı sörf yaparken izlerken merak etmeden de duramam, acaba Bodhi’den ilham alan var mıdır içlerinde? Tabi ki kendi öncül sörfçülerinden ilham almışlardır ama işte onlar da bir zaman genç olmuşlardır ve bu filmlerden etkilenmiş olabilirler. Yine hayallere daldım galiba.

Utah, Tyler ile beraber Bodhi’nin sahil evinde katıldıkları partiden sonra spontane bir sörf gecesine dahil olur. Bodhi ‘nin yaşam felsefesi, yaptıkları onu içten içe etkilemeye başlar. Sörf yapışı bile değişir. Bunu Tyler da farkeder. “Ona benzemeye başladın. Daha öncede bunu görev gibi yapıyordun şimdi zevk alıyorsun” der. Tyler ile iyice yakınlaşırlar.

Belalı sörf grubuna yapılan baskın çok berbat neticelenir. Zaten banka soyguncuları onlar da çıkmaz.

Yine bir sörf seansında Utah çok korkutucu bir aydınlanma yaşar. Bu “mooning” hareketi ile gelen bir uyanış olur. Banka soyguncuları Bodhi ve ekibi olabilir! Dalga sezonu da bitmek üzeredir. Bu soyguncuları yakalayacaklarsa son bir soygun fırsatı olacaktır. Ekibi takip ettiklerinde hedef bir bankaya ulaşırlar. 

Ve banka soygunu anı. Aslında banka soygunundan çok kovalamaca sahnesi. Bir zamanlar bu filmdekini en uzun kovalamaca sahnelerinden biri diye duymuştum. Bu ayrı ama bana kalırsa, uzun bir dönem, izlediğim en iyi, en heyecanlı ve harika çekilmiş takip sahnelerinden biri olarak hafızamda kalmıştır. Sonrasında tabi ki daha efsane sahneler gördüm. Ama bunun yeri hep ayrı olacaktır. En aklımda kalan Amerikan başkanı maskesi ile önden kaçan Bodhi’nin bir köpeği Utah’ın üstüne atması olmuştur. 

Bir de Bodhi’yi takip ederken düşüp dizini sakatlayan Utah’ın silahını çekmesi ve maskenin altından Bodhi’nin masmavi gözlerine odaklandığımız o an. Utah’ın silahını ona ateşleyememesi ve havaya kurşun sıkması. Bodhi ve o mavi gözleri. (Patrick Swayze diyorum, başka ne diyeyim) Akademide hedef vurmada üstün başarı almış olması, yakın mesafeden soyguncuyu vuramamış olması konusunda Utah’ı zor durumda bıraksa da , yaralanmış olması sanırım hafifletici gözükmektedir.

Bundan sonrasında film tuhaf dönemeçlere geçer. Kanuni olarak, maskeleri yokken görülmedikleri için Bodhi ve ekibinin banka soyguncusu oldukları resmi değildir. Bu arada Tyler Utah’ın gizli polis olduğunu ve onu kandırdığını anlar ve ondan uzaklaşır. Bodhi ve ekibinin kapısına dayanarak Utah’ı bir paraşüt macerasına götürmesini tırnaklarımızı yiyerek izleriz. Paraşütü kim katlamıştır ve doğru katlamış mıdır? Paraşüt açılacak mıdır?

Bu atlayış sahnesi de çok etkileyicidir. Çekimler falan güzeldir o ayrı ama günümüzde çok daha acayip atlayışları youtube’da görebiliriz. Burada paraşütün ipini çekmek için zaman tutan Bodhi ile Utah arasındaki rekabet etkileyicidir. Bir Johnny ‘önce sen ipi çek’, bir Bodhi ‘önce sen ipi çek’ diye birbirlerini zorlarken, Bodhi uzanıp Utah’ın ipini çeker, kendi ipini ise iniş yaptıkları denize çok az mesafe kala çeker. Buradan Bodhi’nin de adrenalin için limitleri ne kadar zorlamaya meyilli olduğunu bir kere daha anlarız.

Bu müthiş heyecandan zevk alan Utah’ın mutluluğu kısa vadeli olacaktır. Tyler’ı kaçırıp, rehin alan Bodhi Utah’ı hem yeni bir banka soygununa dahil etmek hem de kaçışlarına destek vermesi için zorlamak ister. Utah ‘da Tyler için bu işe girişir. 

Olaylar hızlı gelişir. Yine havada paraşütlerle yapılan bir mücadele olur. Bu bir önceki paraşüt sahnesinden de destek alan bir sahnedir. Johnny elinde silahla Bodhi’ye sarılmış bir şekilde aşağıya düşerken, Bodhi’ye ‘paraşütün ipini çek’ diye bağırsa da, Bodhi ipi çekmez. Johnny ya elindeki silahı bırakacaktır, diğer eliyle Bodhi’ye tutunmaktadır, kendi paraşütü de yoktur, ya da ikisi beraber yere yapışacaktır. Johnny hayatı seçer. Tyler’ı kurtarır. Bodhi kaçar. ‘Johnny, bir sonraki hayatta görüşürüz!’. Bu cümle yıllar sonra Lost dizisinde Desmond’un efsanevi cümlesi olacaktır.

Büyük final ise Avusturalya’da olacaktır. Off bu sahneyi de öyle çok severim ki. Fırtına yüzünden sahili boşaltan insanlar arasından yağmurun altında ilerleyen Johnny Utah (saçları uzamış ve sular damlayan bir Keanu), bir battaniyeye sarılmış patlayan dev dalgaları izleyen Bodhi’nin yanına gelir. Onun 50 yılın fırtınasını kaçırmayacağını biliyordur. Johnny’nin arkasından bölge polisi de gelmektedir. Artık bitmiştir. Bodhi’nin Utah’a sorusu ise, ‘hala sörf yapıyor musun?’ olur. Utah’ın cevabı nettir. ‘Hergün’.

Deniz kıyısında yaşanan bir dövüşten sonra bilekleri birbirine kelepçeli olarak sudan çıkarlar ama Bodhi dalgaları kaçırmak istememektedir. Öleceğini bilse de, ki bu dalgalardan sağ çıkması zaten mümkün değildir (gerçekten, Nazare’de jet ski’ler ile kurtarılmasalar boğulmanın eşiğine gelmiş, fiziken sakatlanmış çok sporcu izledim, o dalgaların şakası yok), bunu denemeli, bu hayatta bir kez karşısına çıkacak dev dalgaları hissetmelidir. Bir an bakışmalarının ardından kelepçeyi açan Johnny, Vaya Con dios deyip, arkasına bakmadan gider. Sadece FBI rozetini atar kenara. Artık bunu yapamayacaktır. Dev dalgalara doğru sörf tahtası ile yüzen Bodhi ise kırılan dalgalar arasında kaybolur.

Bu arada Nazare’de dalgalarda sörf yapabilmek için dalgaların tepesine insanları jet ski ile bıraktıklarını bildiğim için, filmi bu sahnesi bana artık biraz hazin gelir. Bodhi’nin bu ebatta dalgaları sürmek için dalganın tepesine çıkma şansı bile olamaz. Ama Patrick Swayze’nin güzel hatırına, dalgaları sürerek öldüğüne inanalım yine de.

Bu filmin en sevdiğim yanlarından biri de iki başrolün yanında Lori Petty’dir .Sonra Tank Girl filminde de çok yakışan deli bakışlı aktörler grubundan Lori Petty. Saç modeli ve itiraf ediyorum, havlusunun altından mayosunu değiştirebilme sihirbazlığına hayranım. Benim kesinlikle beceremeyeceğim bir şey 🙂

Film tabi dönemine göre havalı olan sörf, paraşütle atlama sahneleri, günümüzde youtube’da bile daha havalılarını gördüğüm, dronelar ile çekilmiş sahneler yanında şimdi vasat gelebilir ama o dönemde herhalde süper çekimlerdi.  Kaldı ki bence izlemesi hala keyifli.

Keanu Revees’in dönemleri vardır. İyi filmleri ve kötü filmleri. 27 yaşındayken bu filmdeki saçı, hareketleri, tarzı yani bir genç kız olarak o yıllarda aşık olmamak imkansız idi diyebilirim. Gazetelerden birinden kestiğim bu fotoğrafı çok uzun zaman sakladım. Belki arasam hala duruyordur. Üzerinden yıllar geçse de efsaneler arasında.  Çok yakışıklı, çok etkileyici. Zaman ilerledikçe pek çok yönü, yaptığı iyi-kötü film tercihleri ile daha da çok sevdiğim bir aktör oldu.

Patrick Swayze için ne diyebilirim. Bana çok değişik gelen bir aktör. Bir dönem herkes Hayalet filmi ile ona aşık olmuşken, ben o filmi çok da sevmem. Ama Dirty Dancing’de ve bu filmdeki hali ona sonsuz bir kredi açmama sebep oluyor. Bana aşırı sempatik gelen, gözlerinden içtenlik akan bir aktör. Nedense iyi bir insan olduğuna inanıyorum. Hiç de tanımam etmem, hayatını falan da okumadım yani. Öylesine bir inanış işte. (acaba hayalet filminden etkilenmiş miyim ki?)

Demem o ki, 1991 Point Break, Kırılma Noktası filmi benim vazgeçilmez film listemde yer alır. Kırılma noktası, dalganın kırıldığı anı ifade edermiş. Bu da bizi 2015 yeniden yapıma götürüyor. Find your breaking point! Çoğu insanın aksine ben o filmden o kadar tiksinmem. Ama bunu biraz da bu film ile kıyaslamasını farklı yönlerden yaptığım için olabilir. Hislerimi tam olarak yazarken keşfedecek de olabilirim tabi.

Yazımı yazdıktan sonra internette gezerken Temmuz 2017 de Toronto Film Festivalinde Keanu Reeves ile yapılan bir röportaja rastladım. Orada insanların ona yaklaşıp, Point Break’den bahsetmesini ama sadece güzel film olarak değil, bu film sayesinde sörfe başladım, paraşüte başladım gibi yorumlarından bahsediyor. İnsanların hayatlarını değiştirdiğinden. Bu normal bir “aksiyon” filmi için büyük bir başarı bence ve yazımın yukarısında bir yerde daldığım hayallerimin gerçekten tohumlarının olduğunu görmek beni oldukça mutlu etti, ne yalan söyleyeyim…

https://www.youtube.com/watch?time_continue=133&v=iXaH_GdUJVE&embeds_referring_euri=https%3A%2F%2Fmovieweb.com%2F&source_ve_path=MTM5MTE3LDIzODUx


Bir yanıt yazın