Wicked – 2024 Müzikal Film

Wicked son zamanlarda ne zaman letterboxd yi açsam önüme çıkıyordu. Yeşil bir surat ile.

Yine tuhaf bir filmi popüler yapmışlar dedim. Nedense hiç merak etmemiştim. Sonra yorumları okurken “birisinin Jonathen Bailey kareye girdiği her sahnede tüm sinema salonunun inlemesini incelemesi lazım” gibi bir yorumu görünce merakım bir cezbeldi. Cezbeldi mi denir? Cezb eyledi? Cezbelendi? Neyse. Meraklandım.

Hatırlamayanlar veya bilmeyenler için Jonathan Bailey Bridgerton’da Lord Bridgerton rolündeki adam. Gerçek yaşamda bir eşcinselmiş, ama dizide ve filmlerde karşı cinse karşı çok güzel etkilenmiş bakışlar atarken aynı zamanda kadınları etkileyici rol de yapabiliyor. Güzel adam vesselam.

Bu merak ile konusuna bir bakayım dedim. Meğer bu, Oz büyücüsü’nde yer alan Batının Kötü Cadısının nasıl Batının Kötü Cadısı olduğunu anlatan 90’larda yazılmış bir romanın Broadway’e de uyarlanmış müzikalinin filmiymiş. Filmi izlemeye başlayana kadar müzikal olduğu gerçeğini bir türlü fark etmemiş olmam biraz trajik oldu. Ya da belki de talih. Çünkü filmi izlemeye başladığım anda pek de müzikal havamda değildim. Yanlış anlaşılmasın. Müzikalleri sevmediğimden değil (bknz. Sound Of Music, West Side Story vd.), sadece mutlu mutlu hoplayan insanlar izleme modunda değildim o anda. Bu ufak şoku atlattıktan sonra film neyseki kendini içine çeken bir havada olduğu için aldı gitti. Hatta 2 saat 40 dakikalık süresini ertesi gün seyrederim diye kafamda bölmüşken, izleyip bitirmiştim.

Film Oz Büyücüsündeki Dorothy’nin cadıyı yendiği andan sonra başlıyor. Halk arasında kutlamalar yapılırken, iyi cadı Glinda bir kürenin içinde gelir ve dans edip kutlama yapan kalabalık arasından birisi ona, siz kötü cadıyı tanıyormuşsunuz deyince, geçmişi anlatmaya başlar. Bir kötünün doğduğundan itibaren kötü olmadığını ve nasıl kötüye dönüştüğünü anlatan bir hikaye olacaktır bu.

Elphaba isminde küçük yeşil renkli bir bebeğin doğması ile başlıyor herşey. Diğer insanlara hiç benzemeyen bu küçük kız, babasının da nefretine sahip olduğu için onu büyüten ayı dadısı (şirin kıyafetler giymiş, konuşabilen hayvanlar var evet) ile küçük kızkardeşine hayatını adamıştır. Ama doğduğu andan itibaren farklı bir gücünün olduğu bellidir. Daha doğduğu gün objeleri tavana fırlatabilmiştir mesela.

Büyüyüp bir büyü akademisine gittiğinde, ikisi de istemese de Gelinda ismindeki sarışın, zarif, güzel ve çok popüler olan bir kız ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalır. Birbirinden tiksinen bu ikili bir şekilde bir dinamik tuttururlar. Olaylar bu ikilinin çok yakın arkadaş olmasına kadar ilerler. Resme bir de yakışıklı prens kadrosundan Fiyero isminde bir genç adam katılacaktır.

Filmi izlerken kendimi bazen bir Walt Disney animasyonu izliyorum gibi hissettim. Renkler, danslar, aksesuarlar, insanların hareket ediş tarzları, konuşan hayvanlar… Rahatlıkla bir animasyon olabilirmiş. Görsellik açısından izlemesi çok keyifli. Dans sahneleri de keza bir o kadar dinamik ve çekici. Zaten öyle olmasa dediğim gibi müzikal modumda değilken izleyebilir miydim, bilmiyorum.

Müzikal demişken, film nasıl oluyorsa bir sinema filmi kadar aynı zamanda sanki gerçekten bir tiyatro sahnesinde oynanan bir oyun havasında. Renklerden mi, çekimden mi öyle hissettim bilemedim. Ama Broadway’de yıllarca oynanmış bir oyun olduğunu filmin müzikal olduğunu anladığım anda wikipediadan okuyunca, filmi izlerken, böyle bir görselliği sahnede nasıl canlandırmışlardır diye düşünmeden edemedim. Filmin en etkileyici ve kendi içine çeken anları, bu Broadway müzikal ihtişamını gözümüzde bir fiil canlandırması. Öyle ki filmi izlerken, sanki sahnenin üstünde, oyuncular ve tüm dekorun arasındaymış gibi hissettim. Ben de o dans edenler arasında dolaşıyormuşum gibi. Bu yüzden aslında bu filmi dev ekranlı bir sinema salonunda izlemek çok farklı bir ambiyans olacağına kesinlikle inanıyorum.

Glinda rolünde Ariana Grande ismindeki Amerikalı bir şarkıcı var. Ben ismini duymuş gibiyim ama pek de bildiğim bir kadın değildi. Film izlemeden önce ilk kez bir talk show programında görmüştüm. Ne kadar zayıf, ne kadar zarif hareketleri var, konuşma tarzı bir farklı diye, izlerken şaşırmış, ne kadar değişik bir tip demiştim. Filmdeki hali de aynen öyle. Gerçekten insanı büyüleyen bir havası var. Bakışlarına şaşkın da diyebilirim ama konuşmaya başladığında ifadeleri ile öyle uyumlu oluyor ki. İlk başta uyuz, gıcık bir karakter gibi gelen rolü izlerken farkına varmadığım bir noktada sevmeye başlamışım.

Elphaba rolündeki kadını ise hiç tanımıyorum. Çok değişik bir ismi ve tipi var. Cynthia Erivo imiş. İngilizmiş. Elphaba’nın kıyafetlerini çok beğendim. Tarzı bana göre. Oyunculuğu, yüzü yeşile boyanmış halde bile çok etkileyici idi. Özellikle kalbinin kırıldığı ama gururunu korumaya çalıştığı, sonra da ona destek olmak için karşısına gelen Gelinda ile dansının olduğu sahnede. Tek takıldığım ve film boyunca keşke o yüz ifadesini yapmasa artık dediğim, endişeli haldeki yüzünü yaptığı zaman alnının ortasında oluşan o yarık oldu. Kostümlerine ayrı olarak bayıldım. En basitinden o gözlüğü bile nasıl ince bir iş. Gotik ve punksteam tarzını da çok sevdiğim için belki, yelekli kostümü, siyah elbisesi, ayakkabıları herşeyi ile tarzını çok beğendim.

Ve Jonathan Bailey. Bu adamın gay olduğunu bilsem de, özellikle dans ettiği o kütüphaneli sahnedeki figürlerine bittim. Çok etkileyici bir erkek olduğu kesin. Bridgerton dizisinde de rol kesmesi iyiydi, ama bu filmi izlerken bakışlarının bana kimi hatırlattığını anladım. 1995 BBC dizisi Pride and Predudice da Mr. Darcy’i oynayan Colin Firth’in dizide Elizabeth’e attığı o keskin, içten bakış. Acaba İngiliz oyunculara bu bakışlar için ayrı ders mi veriyorlar? Bizim dizilerde de adamlar uzun uzun bakar ama daha çok poz kesme bakışı dediğim donuk soğuk bakış olur. Colin Firth’in de Jonathan Bailey’de de çakmağı çakarsam yanarsın bakışı var. Süpermen desem gözlerinden çıkacak kırmızı ışın, içlerinde bir yerde toplanıyor sanki, öyle hissettiriyorlar.

Film süprizlerle dolu. Ama bir yandan da klişelerle. Yine de çok hoşuma gitti. Bazen zorla popüler yapılan dönemlik filmler oluyor. Bu filmin de öyle olduğunu düşünmüştüm. Ama sevdim gerçekten. Çocuklukla, hani herşeyin yerli yerine oturacağına inanırız, hikayelerde iyilerin kazanacağına falan, erişkinlik, bu da ne kadar iyi olsan da kazanamayacağını anladığın o an veya kazanmak istediğinin sana beklediğin zaferi tattırmadığını anladığın o an, arasında hissettiren tuhaf bir film. Bir de izlerken, en azından başlarda şöyle demiştim, tamam kötü bir film değil de bu kadar tutulacak nesi var ki! Ama filmi izlemeye devam ettikçe önce içim bir ısındı, sonra da film hakkında birşeyler yazmayı düşünürken hiç kötü bir yorum yapasım gelmedi. Tutulacak pek çok şeyi var bu filmin.

Tekrar tekrar izler miyim, şüpheli, ama devam edecek diye bittiği için devamını zevkle bekleyeceğim kesin. Tamam bazı sahnelerini tekrar izleyebilirim, itiraf ediyorum, özellikle Jonathan ‘ın sahnelerinden bazılarını…

Filmin sonlarına doğru Oz büyücüsü ile tanışmamız, ardından gelen Elphaba’nın kötü cadılığının ilanı, kovalamaca sahneleri derken film büyük bir enerji yükselişi ile neticeleniyor. Bu da ister istemez zaten devamını merak ettiriyor.  Devam filminin ismi Wicked: For Good olacakmış. Bir de çok merak edip Broadway müzikalinin konusunu okudum. Bu ilk film müzikal’in birinci parçası iken, ikinci film hikayeyi tamamlayan ikinci parçayı anlatacak. Ve o ikinci hikaye çok sevdiğim bir tarz içeriyor. Yani bizi Oz Büyücüsü filmindeki karakterlere ve nesnelere doğru işaret ettiren anlara. Zaten ilk filmde, Glinda’nın ellerinde kırmızı parlak ayakkabıları görünce içim bir pırpır etti. Bu Dorothy’e verilen (bu film için, ilerde verilecek demeliyim) ayakkabılar olabilir miydi? Şimdi gerçekten de olabileceğini biliyorum. Teneke adam ve diğerlerinin de nasıl dönüşüm geçirdiğini görecek miyiz? Çok keyifli…

Bu film ile ilgili eklemek istediğim bir şey de, hakkında yazmayı ilk düşündüğümde çok da övmem herhalde derken, filmi bitirip yazmaya başladığımda elimin kötü hiçbir yorum yazmaya gitmemiş olması ilginç. İçimde filme karşı beklenmedik bir sempati oluşmuş. Belki tuhaf tiplerin genel görüşte kazanan olamasalar da, kendileri ile barış yapıp, kendi kendilerini kabullendikleri o muhteşem anları içerdiği içindir. Bu zafere şapka çıkartmak isterim içten içe.


One thought on “Wicked – 2024 Müzikal Film”

Bir yanıt yazın