Batı Yakasının Hikayesi – West Side Story 2021 Müzikal Film

Bazı hikayelerden hiç sıkılmazsınız ya, Batı yakasının hikayesi de benim için öyleymiş.

Epey küçükken filmini izlemiştim. Sonra sanırım 11 yaşımdayken AKM de, bizim dansçılarla o dev sahnede izlediğim ilk canlı müzikal olarak aklımda kalmıştı. Ah kadınların o eteklerini sallayarak dans etmeleri, döner sahnede çocukların tel duvarlar üzerinden atlamaları ne kadar etkileyici gelmişti. “I want to live in America!” şarkısı eşliğinde coşup “herkese yetecek kadar kurşun var mı?” sorusu ile darmadağın olarak sonuna varmıştım. Sonra filmini pek çok defa daha seyrettim. Denk geldikçe bakardım.

Müzikleri Leonard Bernstein tarafından yazılan, konusunu Arthur Laurents isimli yazarın romanından alan 1957 yapımı bir Broadway oyunu olarak sahnelenen, aslında Romeo ve Julyet’in bir değişik versiyonu olan bu hikaye, müzikleri, dans kareografileri ve renkleri ile 61 yapımı harika bir filmdi.

Spielberg’in yeniden yapım çekeceğini duyunca ne yalan söyleyeyim pek sevinmemiştim. Zaten yeniden yapımlarla ilgili korkuyla beklenenler diye bir yazı bile yazmıştım. Bu da o yazımda geçen, korkuyla beklediklerimden biriydi.

En sonunda izleme fırsatı bulduğumda ise Spielberg farkını gördüm. Film zaten konu olarak romantik, heyecanlı ve çok yoğun hisler içeriyor. Bunun yanında görsellik, çekimler, danslar çok keyifli. İki buçuk saatlik süresi ile herhalde iki akşamda izlerim derken, bırakamadım, üstüne film bitince beğendiğim bir iki sahneyi tekrar izledim.

Filmin konusu malum ama rutinimi bozmayayım. Kısaca konusundan bahsedeyim.

50’lerin sonları, New York. Manhattan’ın bir mahallesinde söz sahibi olmaya çalışan (aslında kendi aileleri de zamanında göçmen olarak gelmiş ama kendilerini öz Amerika’lı sayıp, yeni gelenleri beğenmeyen) gençler ile Porto Rico’lu hispanik gençler arasında güç yarışı olmaktadır. İlki kendilerine Jetler (Jets) dedikleri, diğerleri Köpekbalıkları (Sharks) dedikleri çeteleri ile mütemadiyen birbirlerine sataşıp kavga çıkartmaktadırlar. Polisler de, mahalleli de, kız arkadaşları da artık bıkmıştır ama işte özellikle grupların liderleri, Jetlerin lideri Riff ve Sharkların lideri Bernardo erkeklik taslamaya çalışmaktadırlar.

Bu iki düşman grubun kavgası, dans gecesinde karşılaşan ve birbirlerine görür görmez aşık olan Riff’in hem en yakın arkadaşı hem de Jets’in kurucularından olan Tony ve Bernardo’nun kız kardeşi Maria’nın dansı ile en gergin noktasına ulaşır. Bernardo’nun direkt gıcık kaptığı Tony, bir yandan yakın arkadaşı Riff’in onu sürekli kavgalara çekmesine engel olmaya çalışırken bir yandan da aşkına nasıl kavuşacağını düşünmek zorundadır.

Tabi ki, İngilizce “star-crossed lovers” dedikleri “talihsiz aşıklar” dır bunlar. Zaten Romeo ve Julyet’in bir versiyonu olduğunu belirtmiştim.

Büyük kavgayı engellemeye çalışırken Bernardo’nun (Tybalt) Riff’i (Mercutio) öldürmesi, gözü dönen Tony’nin (Romeo) ani bir itki ile Bernardo’yu öldürmesi, bir gün önce kendi aralarında sembolik bir törenle evlenmiş olan Maria  (Julyet) ve Tony ‘nin geceyi beraber geçirmeleri ve beraber kaçmaları için sözleşmeleri. İntikam hırsı, kıskançlıklar derken aşklarının ömrü sayılı olacaktır.


Film de İspanyolca konuşulan kısımlara altyazı yapılmamıştı. Bunu açıkçası izlediğim siteden kaynaklandığını, altyazıların eksik olduğunu düşünmüştüm. Meğer Spielberg bunu özellikle yapmış ve özellikle İspanyolca konuşulan kısımlara İngilizce altyazı koydurmamış. Dediğine göre bu film için İngilizce ve İspanyolca’ya eşit değer verdiğini, hispanik oyunculara saygısını göstermek istemiş. Doğrusu “politically correct” dedikleri azıcık tribünlere oynamak gibi geliyor böyle davranışlar ama hadi Spielberg’in hatırına inanmış gibi yapalım. Yoksa Hollywood’un ne mal olduğunu bilmez miyiz?!

Filmin bir diğer ilginç noktası, 1961 yapımında Anita karakterini oynayan ve o rolde Oscar ödülü almış olan Rita Moreno bu filmde, müzikaldeki karakterlerin birinin biraz değiştirilmesi ile oluşturulmuş Valentina isimli yeni bir karakter olarak rol almış. Eski filmdeki Doc karakteri yerine, Doc’un evlenmiş olduğu ve ölümünden sonra dükkanı ona kalmış hispanik Valentina olarak geçmiş. Bence kendisine harika bir yer verme olmuş. Rita Moreno’da Porto Rico’luymuş bu arada ve zamanında ilk film çekilirken şarkı sözlerinden biri Porto Rico’yu epey aşağılayan bir cümle olduğu için neredeyse filmde oynamaktan vazgeçecekmiş. Sonra şarkı sözünü değiştirmişler de olay tatlıya bağlanmış.


Bu filmdeki oyunculardan da biraz bahsedeyim. Tüm genç oyuncular çok iyi olmasının yanı sıra, özellikle kadın oyunculara bayıldım. Maria’yı oynayan Rachel Zegler, ama özellikle Anita karakterini canlandıran Ariana DeBose şahaneydi. İtiraf ediyorum Maria’yı oynayan kızı epey bir Hande Erçel’e benzettim (onun birazcık esmeri ve mimik yapabileni). Ama Ariana DeBose çok etkileyici bir oyuncuymuş (ki onunda ailesinin bir kolu Porto Ricoluymuş). Sanırım ilerde ismini daha çok duyurur. Tony’i oynayan Ansel Elgort bir aralar bir skandala karışmış galiba, pek sevilmiyor sosyal medyada ama bence hoş çocuk ve iyi oynamış. Genç oyuncuların arasında Divergent filminden dolayı tek tanıdığım oydu. Biraz uzun olmasından dolayı ilk başta kızın ve diğer gençlerin yanında kazulet gibi kalmış gelse de, danslarda ve diğer sahnelerde o vücuttan hiç beklemediğim bir esneklik ve akıcılık sunduğu için şaşırmıştım ama sonradan öğrendiğime göre adam zaten 9 yaşında baleye başlamış ve 5 sene bale eğitimi almış. Boşa değilmiş yani o role seçilmesi. Hele Riff ile yaptığı o silah kapma dansında, iki eleman da bir harikaydı.

Riff karakterini orijinal filmde canlandıran Russ Tamblyn daha önce 7 Kardeşe 7 Gelin filminden tanıdık, en küçük kardeşi oynayan bir adamdı. O filmde de yazmıştım, akrobat gibi hareketler yapıyordu ve filmde de danslarda, kavgalarda çok akıcıydı. Riff karakteri çok baskın ve ekstra maço bir karizması olan bir karakter. Sadece kaba erkeksi tavırlar yeterli olmuyor. Bu rolde Mike Faist isimli genç bir oyuncu var. Filmde tanıdığım ikinci genç oyuncu da buydu aslında. Amazon’da yayınlanmış olan Panic isminde bir dizide oynamıştı. Ama bu yazı için baktığımda, genç olmasına karşın Tony ödülü adayı olmuş, Broadway’ de müzikallerde oynayan bir oyuncuymuş. Zaten bu filmdeki güzel noktalardan biri oyuncuların çoğunun genel bilindik simalar olmamasına rağmen, tiyatro-müzikal oyuncuları olmalarıymış. Keza Shark’ların lideri Bernardo’yu canlandıran David Alvarez’de ki o da müthişti, Broadway müzikallerinde oynamış ve Tony ödülü kazanan en genç oyunculardan biri olmuş.

Hepsi elmas gibi çocuklar yani.


Sona ulaşmadan önce o müthiş kavgaya giriş sahnesinden bahsetmezsem olmaz. İnternette asıl viral olan okuldaki dansın başlangıç çekimi ile Tony karakterinin su birikintisinde ışıklar içindeki çekimi olsa da filmin genelinde çok muhteşem sahneler vardı. Zaten Spielberg filmi, yani çok da şaşırmıyorum o mükemmelliğe. Ama kavgaya tutuşmak için buluştukları mekanda, girişteki kuş bakışı çekimde, önce gölgelerin gözüküp birbirlerine girmesi çok havalıydı.

Batı Yakasının Hikayesi. Çok ama çok sevdiğim bir filme, değerine uyacak bir yeni yapım olmuş. Ender bulunan bir yeniden yapım başarısı…..

dım.dım.dımdımdıdımdıdı,dımdımdımdım.MAMBO!! 🙂

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.

Yaa bu da çok tatlış bir poz olmamış mı? Ortalarına almışlar Spielberg’imizi.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s