
Bu filmi ilk duyduğumdan beri çok merak ediyordum.
Önce, güzellik algısı üzerine bir eleştiri diye duymuştum. Mmm klişe… dedim.
Sonra bunun bir bilimkurgu gibi olduğunu, yani işin içine ultra özellikli bir madde girdiğini duydum. Mmm… ilginç olabilir dedim.
Başka bir bilgi okumadan, tüm bu düşünceler ve merakla filmi izlemeye başladım. Ve aman Allah’ım! Güzellik algısına eleştiri mi? Güzellik algısını kollarından tutup Allah yarattı demeden bir sağ bir sol tokat nakşetmiş desek hafif kalır. Bir de filmin bir “gore” tarzı var ki, izlemiş olanlar bilir, eski filmlerden Sinek, The Thing, Videodrome gibi filmleri mumla aratıyor. “Gore” tam olarak korku filmi olmasa da kanlar, organlar vb unsurların çok açık olarak kullanıldığı filmlere deniyor denebilir.
Bu filmi bir kere daha izlemeyi ruhum kaldırmayacağı için buraya şöyle detaylı yazabilirim. Bence spoiler olmaz ama olur gibi gelenler için uyarı niyetine yazmış olayım.

Tv de aerobik programı yapan Elisabeth Sparkle 50 yaşına basmak üzeredir. Hala fit, hala güzeldir ama yapımcılar artık eskidiğini düşünmektedir. Hiç beklemediği bir anda işine son verileceğini öğrenir. Zaten 50 yaşına basıyor olmak moralini bozarken bu onun canını çok sıkar.
Yaşadığı bir trafik kazası ise onu çok farklı bir yola çıkartacaktır. Hastanede onu muayene eden doktorun yanındaki genç hasta bakıcı ya da hemşire olan adam doktor çıktıktan sonra omurgasını kontrol ederek, çok uygun bir aday olduğunu söyler. Yeni bir program vardır. Kadının eline çakmak gibi bir şey verir. Üzerinde the substance ve bir telefon numarası yazıyordur. Bir usb bellektir aslında. Substance’ın yani ‘Cevher’in reklamı vardır içinde. Kadın usb’i tv ye takar ve tanıtım videosunu izler. Ama pek de sallamaz.

Bir buhran anına kadar. O anda arayıp siparişini verir. İzbe bir lokasyondan teslim alınan kit hayatını değiştirecektir.
The Substance ‘ın reklamında, sizin daha iyi, daha güzel ve daha mükemmel bir versiyonunuz sözü verilir. Bunun ne anlama geldiğini görmek bu sözü duymak kadar kolay olmayacaktır.
İlaç çeşitli kullanım talimatlarıyla gelir. Sizin yeni versiyonunuz ile 7 günlük dönemleriniz olacaktır. 7 gün siz, 7 gün o. Ama unutmayın. İkinizde aynı kişisiniz. Bunlar çok anlamlı gelen cümleler değildir. Ta ki yaşanana kadar.

Bundan sonrası iğrençleşmeye başlıyor işte;
İlacı alınca, tam manasıyla içinden bir başkası çıkar kadının. 20’lerinde yeni bir versiyonu. Fit, genç, dinamik ve çok güzel. Yarılan omurgayı ilacın kitinden çıkan metal ipliklerle dikmesi, bedenin yerde öylecene kalması, 7 günün her birinde yaşlı bedenden omurgasına sapladığı kemik iliği toplama iğnesi ile kemik iliği alıp kendine zekretmesi gibi iğrenç sahneleri geçtikten sonra hayata atılan genç kadının tüm kapılar önüne açılmaya başlar. Gençtir, güzeldir, seksidir.
Kadını işten atan yapımcı, ağzının suyu aka aka bu genç kıza kadının işini verir. Kızın ‘Yedi günde bir, bir hafta anneme bakmam lazım ama’ demesi bile hiç önemli olmaz. Herkes bu güzelliğe hayrandır ve problemleri tolere ederler.
Genç kız da bu yaşananlardan çok mutludur. Ta ki 7 gün dolana kadar. İlk 7 günden sonra uyanan yaşlı hali biraz keyifsizdir. Gördüğü genç kadını ve onun yaşamını içten içe kıskanmaktadır. Mesela yerde yatan kızın kafasına bir yastık bile koymaz. İstediklerini yer içer.
Yaşlı ve genç versiyon arasında giderek artan bir çekişme oluşmaya başlar. Kabuslarında orasından burasından tavuk butlarının çıktığını gören genç kalkıp yemek artıklarını görünce yaşlıdan nefret eder mesela. Artık 7 gün ona yetmemektedir.
O da süreyi uzatır. 7 günlük kemik iliği kitlerini tekrar kullanır. Bunun etkisi yaşlı bedene çok hızlı yansır. 7 günlük yenilenme süresi olmadığı zaman bedeni bölge bölge (bir parmak gibi) bir anda aşırı yaşlanmakta, deforme olmaktadır.

Bunu fark ettiğinde genç versiyonuna nefreti daha da artar.
Telefon desteği aldığı the Substance yetkilisinin ikiniz aynı kişisiniz uyarılarını göz ardı etmektedirler ve işler iyi gitmemektedir.
Lise yıllarından tanıdığı bir adam ile rastlaşınca ve adam ona bir ilahe gibi davrandığında biraz morali düzeldiğinde, biraz umutlanırız. Bu buhrandan kurtulabilir midir gerçekten? Aslında pek çok insanın güzel ve etkileyici bulduğu bu kadın kendinden öylesine nefret etmektedir ki, hazırlık yapmış olmasına karşın adamla buluşmak için o kapıdan çıkamaz.
Bundan sonrası freni patlamış kamyon gibi gider. Genç versiyonun yaşlıyı uykuda bırakmasını izleriz. Yaşlı versiyonun bedeninin ne hale geldiğini göremeyiz henüz. Ama bir noktada artık genç ayakta kalamaz hale gelir ve yaşlı versiyon uyanır. Kendine olanları, gencin onu ne hale getirdiğini görünce nefreti son kerteye ulaşır. Buna bir son vermeye karar verir. Bitirme kitini sipariş eder.
Bitirme kitini enjekte etse bile son anda pişman olur, ama bir şekilde uyandırdığı genç kadın onun canına kastedildiğini anladığında bu sefer o nefretle yaşlı versiyonuna saldırır. Sonuçta epey bir şiddet ile onu öldürür.
Ama ikisi bir kişidir. Tüm uyarılar bunu söylemiştir. Yeni yıl programı çekimine giden genç kadının hayatının en önemli gecesindedir. Yine tam manasıyla vücudu parça parça dökülmeye başladığında panik olur. Bu şekilde nasıl canlı programa çıkabilir ki? Hemen koşturarak eve gider ve ilk gelen cevher maddesinden kalanı kendine enjekte eder. Kendinin daha iyi bir versiyonuna ihtiyacı vardır çünkü. Ortaya ekrana bakmakta zorlandığım bir ucube çıkacaktır.
Bu hali ile sahneye çıkar. Seyirciler bir deliryuma girer. Böylesine korkunç bir yaratık nasıl olabilir? O da canavarlaşır, insanlar parçalanır, kanlar cerahatler falan. Buralarda ekrana bakamadım zaten. En son Hollywood kaldırımlarında sürüne sürüne gidip, bir yıldızın üstünde yüzü kalacak şekilde bir bulamaç haine gelir. Ta ki, kaldırım temizliği yapan araç onu ortadan kaldırana kadar.
Film dediğim gibi bir eleştiri. İzlerken aklıma direkt yüzüne gözüne botoks yaptıran aktrisler ve tv ünlüleri geldi. Kendi ikiyüzlülüğümüzün de farkına varırız.
Tv de gördüğümüz bir oyuncuya ‘bu da çok yaşlanmış yaa’ diyebiliyoruz rahatlıkla. Birisi bizi gördüğünde ‘sen kilo mu aldın biraz?’ dediği zaman bile kötü hissederken (kilo almamaya çalışan birisi için diyorum tabi), bir sürü insandan benzer bir yorum duyan ünlü bir kişi ne hissetmez? Kendini botoksa, estetik ameliyata ya da diğer dermokozmetik mahsullere kaptırmaz da ne yapmaz? Bir de sonrasında bu işlemlerden dolayı yüzü deforme olunca, kaşları havada kalınca veya buna benzer tipi değişen bir duruma düşünce, ‘ne kötü olmuş yaa, insan kendine bunu neden yapar ki?’ diye kenardan eleştirilere devam ederiz.
Bir müddet sonra o ünlü kişi aktrisse rol bulamaz, tv ünlüsü ise tv’lere davet edilmez vs. ünü silinmeye başlar. Ünü silindikçe de zaten hikayesi unutulup gider, sanki hiç yaşamamış gibi.
Çok acımasız.
Tabi bu kişinin içsel dayanıklılığı ile de ilgilidir. Kate Winslet gibi İngiliz kadın oyuncular yaşlanmayı daha doğrusu yaş almayı kabul ederler. Ama yaşadığı büyüdüğü kültür ile de ilgili olabilir bu. İngiliz yaşlı oyuncular yıllanmış şarap gibi bazen gençliklerinden daha fazla sükse elde edebiliyorlar. Maggie Smith, Anthony Hopkins gibi.
Yakın zamanda internette izlediğim bir Kate Winslet röportajında, Titanik filmi döneminde bir galada giydiği kıyafet için, “iki beden küçük elbise giymiş, ne fena” minvalinde konuşan yorumcularla yıllar sonra karşılaştığında onlara “umarım bu sizi hayatınız boyunca rahatsız eder” şeklinde konuştuğunu anlatırken hala gözyaşlarına boğulması, genç bir kadının fiziki görünüşü ile ilgili acımasız yorumları ne kadar hassasiyetle sırtına yüklendiğini tekrar gösteriyor. Bu kadın Oscar kazanmış, çoğu insan tarafından güzel bulunan kadın bile yıllar geçmiş olsa da o acımasız anı ve ona bunu yapanlara verdiği cevabı hatırladığında göz yaşlarını tutamıyor.
Bana, Amerika biraz daha sert gibi geliyor. Orada imaj daha önemli bir unsur. Daha kolay kanıyorlar buna. Kültürel eleştiri yapacak kadar bilgim yok tabi. Ukalalık yapıyor olabilirim ama en azından popüler kültürlerinde nasıl göründüğün, nasıl yansıttığın gibi unsurlar, seçimlerinde bile etkili olmuş gibi gözüküyor. Gerçi İngilterede veya bu açıdan Türkiye de dahil çoğu ülkede basın ve medyada yazılan çizilenlerle insanların fiziki görünüşe kolaylıkla acımasız yorum yapılabildiği çok açık.
Bu bana biraz Kraliçe Margot’u da hatırlattı şimdi yazarken. Filmin son sahnesinde dediği gibi, elbisesine kan bulaşmış olabilir, ‘Yeter ki yüzümüzde gülümseme olsun’ . Bunun bir Fransız filmi olması, imajın çoğu toplumda yüksek bir yeri olduğunun ispatı. Ama Amerikan toplumunda sanki bu biraz daha fazla etkili, biraz daha fazla öneme sahip, ya da şöyle demeli, Amerika kültürünü daha çok satıyor, daha çok önümüze çıkıyor.
Bu filmi izledikten sonra içimden insanları ama özellikle yaş aldıkça veya hastalıklardan fiziken değişim geçirmiş insanları kolaylıkla eleştiremeyeceğim gibime geldi. Tabi bunu düşünebilmem için filmin iğrenç sahnelerini biraz unutmam gerekti. Gerçekten izlediğim en kanlı, cerahatli, pis filmlerden biriydi. 80’lerdeki filmleri hatırlatması bilgisayar efektleri yerine daha çok model, maket kullanılmış olması olabilir. Bu fiziken obje çekimleri çok ama çok daha fazla canlı duruyor haliyle ve bu sebeple de iğrençlik dozu artıyor.
Filmin izlenmesini tavsiye ediyorum ama izlemeye karar verenleri de bu gore sahneler konusunda uyarmak boynumun borcu. Ben gözlerimi parmaklarım ile örterek geçtim bazı sahneleri. O derece…
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.