
Çalıştığım şirkette bir seminer yapılmıştı.
Asıl mesleği doktorluk olan bir kadın gelip nasıl mindfullness koçu olduğunu anlatmıştı.
Bana genel olarak kişisel gelişim koçu tabirleri epey sevimsiz geliyor. Yeni nesil kıçından meslek uydurma gibi. Ama vizyonu geniş tutmak gerek diye bu seminere katılmıştım. Zaten ücretsizdi.
O zaman ne olduğunu bilmiyordum mindfullness’ın.
Kadın şöyle bir örnek vermişti. “Yıllardır kendi evinin sokağında, caddenin ortasında bir ağaç olduğunun farkında değildim. Hayat tempom hep çok yoğundu. Etrafımdan akıp geçen hayatın sadece kendim ile ilgili kısmını yakalamaya çalışmaktan, görmez olmuşum. Halbuki arabamlar hergün o ağacın yanından geçiyormuşum.” benzeri bir şeyler.
Etrafımdaki pek çok insanda bu çok fazla. Hele şimdi telefonlar, tabletler, telefondaki mesajlar, diziler o kadar çok şey var ki dikkatimizi çeken, otobüste veya trende elimizdeki küçük objeye bakıp, gökyüzünü, denizi göremez, fark edemez olduk.
Her sabah – akşam aynı yoldan gidip geliyoruz, ne olacak ki desek bile, hayatın renklerini kaçırmış oluyoruz. Aslında telefondan izlediğimiz sanal hayatlar, sahte hayatlar, bizi kendimizden de hayatın kendisinden de uzaklaştırıyor. Bağlarımızı koparıyor.
Konsantrasyon süremizi de epey bir kısaltıyor. Artık bir videoyu anca hızlandırarak izleyebiliyor, bir kitapta bazen bir sayfayı zor tamamlayabiliyoruz.
Mindfullness’ın özü bilinçli bir farkındalığa ulaşmak. Bunun pratiğini yapmak için bazı teknikler de varmış. Sessiz bir yerde zihni boşaltmak, düzgün oturup, düzenli nefes almak vs.
Benim için bu mindfullness’ı hiç duymamışken bile iyi gelen şey, sokakta veya parkta gezerken, bir ağacın dalına, bir kuşa, bir yaprağa dikkat etmek idi. Bazen bulutları takip etmek, bazen denizdeki köpükleri izlemek.. Ama o anda orada olmak.
Aslında bence “mindfullness” gibi havalı bir isim vermek bir yana, işin özü, zihnini birkaç dakika veya saat her zaman düşündüğün şeylerden uzaklaştırabilmek.
Bunun için koşabilirsin, resim yapabilirsin, şiir yazabilirsin. Oturup boş duvara boş duvarı düşünerek, o duvardaki kabarıklıkları, çukurları fark ederek bakabilirsin. Parka oturup bir ağacı seyredebilirsin.
Ama o esnada zaten bütün gün düşündüklerini düşünürsen olmuyor. Kafa boşalmadığı için o girdiği döngüden de çıkacak bir yolu olmuyor zihnin.
Mindfullness ‘ı çıkaran Jon Kabat-Zinn isminde Amerikalı bir moleküler biyologmuş. Bence çok akıllıca bir şekilde basit bir fikre yeni bir isim vererek, insanlara yeni çağa göre bir rahatlama yöntemi sunuyor. Kendisine bir kazanç kapısı, insanlara umut. Daha ne olsun.
Tumturaklı eğitimler veya sertifikalar almayı çok manalı bulmuyorum. Ama en basit, en yalın hali uygulanabilmesi durumunda kişiye faydası olacağına da inanıyorum.
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.