Hayatın son günü

Yarın hayatınızın son günü olsaydı, neyi yapmadığınız için pişman olurdunuz?

Bu da Oprah ‘in kitabından bir soru.

Yarın son gün olsaydı, bugün geçirdiğiniz gibi mi geçirirdiniz?

Kitapta şöyle demiş, ölüme yaklaştığında ofiste kaç kere sabahladığının ve hesabında kaç para olduğunun bir önemi kalmıyor.

Doğru, kalmıyor. Ve bugün geçirdiğim gibi geçirmeyi de istemezdim ama…

Ama şu gerçek de yok mu, yoksa benim sığ düşüncem mi?

Körü körüne de yaşanmıyor ki.

Rotasız bir gemi gibi denizde salınılabilir, istediğimiz gerçekten buysa. Rota olmadan varacağın yer de belli olmayacak. Belki o anda karşına çıkan bir ada cennetin olacak, ama karaya da oturma riski mevcut, açlıktan ölmek de. Bu durumda baştaki soruya dönersem, yarın hayatınızın son günü olsaydı, amaçsızca giderken karaya oturup açlıktan ölerek mi beklemek istersiniz?

Bir yere varmak, bir hedefe ulaşmak istiyorsak…ki istememek de bir seçim… istiyorsak bazen sabahlamak gerekiyor.

Daha doğrusu gemiye bir yakıt gerekiyor. Yakıtı almak için de kaynak.

Ama sadece rüzgarla da yol alınabilir. Bunun için iyi bir yelken bilgisine gerek vardır.

Belki de bu.

Rüzgarı kullanmayı bilmek.

Bu yetkinliği edinmek gerekiyor.

Kafamdaki kelimeleri sıraya koyamıyorum galiba.

Alıp başımı gitmek istiyorum. Bu doğru.

Ama yeteri kadar paran yoksa nereye gideceksin?

Ve yeteri kadar ne kadar?

Yeteri kadardan kastettiğim para milyonlarca (dolares, öyros? 🙂 ) değil. Yol biletini alabilecek, karnını doyuracak kadar. Peki, sonraki soru kaç günlük yetecek yanındaki?

Aç kalırım, açıkta kalırım korkusu ağır basıyor. Ellerini kollarını bağlıyor insanın.

Öte yandan bir önceki yazımdaki gibi rutinin de bir kıymeti, bir rahatlığı var. Bazen her akşam sarındığın yorganın yumuşaklığı gibi.

Sanırım işi özü denge.

Ne kendini kaybedecek kadar zorlayacaksın rutinlerini, ne de limandan kopmuş bir gemi gibi okyanusun ortasında boş boş sürükleneceksin.

Eğer bir şekilde yeterli yakıtın yoksa veya yelkenli becerin yoksa, rotasız yola çıkmayı da gözün yemiyorsa, sahip olduğun rutinler içinde seni mutlu edenler, yüksek değerli olanları korumaya çalışacaksın. O zaman küçük mutlu anlarla teselli bulacaksın. Kısa mesafeli rotalar belirleyeceksin. Ki hiç hareket etmemektense, kısa kısa epey de yol katedilebilir.

Bazı şeyler sadece isteyince de olmuyor değil mi? Bunun, yani yarın ölecek olsan ne yapmadığına veya yaptığına pişman olurdun bir metafor biliyorum.

Ama hayatın bana ara ara verdiği, hatırlattığı bir ders de var. Bazen zihnimin oluşturduğu “Demir Bakire” içinde acılar çekerken, gerçek acı dozer gibi yıkıp geçebiliyor. Zihnindeki demir bakirenin çivilerinin aslında boş olduğunu gerçek acı ile fark edince, ben neden hayali acılarla boğulmuşum dediğim oldu.

Denizcilik ve harita metaforuna dönecek olursam, arada ufka bakıp, konumunu haritada doğru belirlemek önemli.


Bir yanıt yazın