Princess Mononoke – Prenses Mononoke – 1997 Anime Film

Mononoke-hime yani Prenses Mononoke aslında ilk izlediğim Miyazaki filmiydi.

Başlangıcı ve geneli kanlı olan, uzuvların parçalandığı sekansların bulunduğu, böyle izlediğim ilk anime olduğu için aslında Miyazaki filmlerinin biraz sert ama mistik olduğunu düşündürmüştü. Açılış sekansındaki o müthiş müzik, epik bir şeylerin işareti olmuştu (tabi ki yine Joe Hisaishi). Şimdi düşünüyorum da bundan sonra izlediğim Spirited Away’in bir o kadar çocuksu gelmesine şaşırmamam lazım. Ama önce Nausica, Laputa, Totoro ve Kiki’yi izlemiş olsaydım, sanırım bu filmin şiddetine çok şaşırırdım.

Filmin görselliğini ilk izlediğim zamandan itibaren çok beğenmiştim. Miyazaki’nin az da olsa bilgisayar kullandığı ilk animesi diye biliyorum. Tipler ayrı bir güzel çizilmiş. Ama genel olarak da karanlık havası olan bir anime. San ismindeki Prenses Mononoke’nin Kurtlarla Koşan Kadınlar romanına ilham vermiş olabileceğine de inanıyorum doğrusu. Kelime manasıyla yani 🙂

Filmin açıkça korkunç olmayan ama bazen gizemden bazen de genel atmosferden kaynaklanan ürpertici, korkutucu bir yanı var. Burada da ormanın ruhu, küçük beyaz yuvarlak kafalı adamcıklar – kodamalar – vahşi hayvanların dev boyutlu tanrı versiyonları ve yüzleri belli olmayan sadece vücutları gözüken tuhaf karanlık canlılar var. Filmin en başındaki şeytani bir güçle sarmalanmış kendi nefreti ile kendini sömüren, bitiren yaban domuzunu saymıyorum bile.

Kodamalar

Film genel hikayesi bir yana, alttan, yandan o kadar çok karakter ve hikaye içeriyor ki, epey bir yorucu geliyor. Bir yandan üzerine bulaşan lanete bir deva aramaya çıkmış Prens Ashitaka, bir yandan onunla yolda rastlaşan sonradan çıkarcı bir adam olduğunu anladığımız Jigo, Enoshi isimli bir asil kadın ve onun sokaklardan kurtarıp getirdiği, ona minnettar kadınların yaşadığı demir şehri, Enoshi’nin bu şehri kurmak ve devam ettirmek için yaptıkları, yapmaya kararlı oldukları, ormana açtığı savaş, ormanın ona karşı atağı, ormanın ruhunun peşindeki ödül avcıları, kurtlar, Mononoke, yaban domuzu sürüleri… Herkes, herşey birbirine bağlı.

Tüm hikaye ormanların yok edilmesi ve doğanın gücünün el değiştirmesini anlatan bir mikro evren hikayesi gibi. Sadece olaylara, aksiyona konsantre olsam belki bu kadar yorulmayacağım ama bir yandan da filmdeki sembolleri çözmeye, çizimlerde kenardaki köşedeki detayları yakalamaya çalışmak da yorucu oldu. Hani o kadar da aldırmadan izleyeyim desem, film o kadar güzel, o kadar iğne oyası gibi çizilmiş ki, kıyamıyorum. Süresi de 135 dakika olduğundan biraz yorucu oldu ama esas hikayenin genişliği ve detayları yüzünden bir yandan zorlandım, bir yandan da detaylarla bulmaca gibi kafa yormak istedim.

Prens Ashitaka – Miyazaki filmleri içinde en havalı karakterlerden biri

En eski izlemiş olduğum olmasına rağmen galiba diğer izlediklerimden sonra en az sevdiğim daha doğrusu şimdilik kısa zaman içinde tekrar izlemeyi istemediğim Miyazaki filmi bu oldu. Bir kısmı içinde bulunduğumuz haleti ruhiyeden de kaynaklanmıştır fakat fazla karanlık geldi bana. Diğer filmlerde içim neşe ile dolarken, bunda öyle hissedemedim.

Aslında en sonunda bir nevi mutlu son oldu ama yine de izlerken öyle kötü hissettim ki ancak yeniden nefes almamı sağlayan bir mutluluk oldu bu. Hani gerçek olması gereken hikayeler vardı ya, bu film gerçek olsa şaşırmazdım ama gerçek karakterlerle de çekilemeyecek bir film. Yapılabilecek en mükemmel versiyonla anlatılan bir efsane hikaye.

Çevrecilik ve doğanın korunması ile ilgili bir ders olacak olsa, izletilmesi gereken bir film bu bence. Ormanın ruhunun kafasını keserek onu alt ettiğini zanneden insanların, “doğa” nın kendi kesik kafasını ararken insanlara ve çevreye uğrattığı yıkımı görmeleri, bu mücadeleden “kazanan” olarak çıkanın insanlar olamayacağını, doğanın kendine ait olanı eninde sonunda geri alacağını anlamalarının gerekliliği çok zarif anlatılmış. Bana izlerken, deniz kenarlarındaki doldurulan yolların nasıl bir deniz fırtınasında bir gecede denize sürüklenip gittiğini anımsatıyor mesela. Doğaya ait olanı ancak ödünç alabilirsin.

Azıcık kalbi atanın etkilenmemesi imkansız. Özellikle insanların sadece kendi çıkarları için yaptıklarının, doğanın eski sahiplerine etkilerini gördüğümüz zaman, güzel bir şeyleri bu kadar kolay yok edebildiğimizi hatırladığımız zaman… imkansız.

Ama yine de sonunda insanların da bir şekilde huzuru bulabilecekleri, doğa ile barış yapabileceklerine inanmak istiyorum. Doğa zaten serbest bırakılsa, kendini iyileştiriyor.

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Princess Mononoke – Prenses Mononoke – 1997 Anime Film’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s