Aşk 101 – Dizi

Vasat Atiye ve gerçekten berbat Hakan Muhafız’dan sonra Netflix’in Türkçe yapımlarını izlemeye tövbe etmiştim. Sonra, çok popüler olunca, hem pandemide canım sıkılıp, hem merak edip “Bir Başkadır”ı izlemiştim. Bu dizi beklentilerimin üstünde çıkmıştı. Samimi bir dizi gibi gelmişti. Bu noktada asla bir daha izlememden, eh izlenebilir bir şey çıkabilir noktasına bir adım geri geldim.

Aşk 101’i Netflix yerli yapımlarına temkinli yaklaşmamdan dolayı sosyal medyada sıklıkla karşıma çıkmasına rağmen uzun zaman merak etmedim. Sanki sosyal ortamlarda dizinin kalitesinden çok polemikleri yüzünden üzerinde konuşulması zorunlu bir mevzu haline gelince, merakım daha da sönmüştü. Geçenlerde bir arkadaşım dizinin 90 ‘larda geçtiğini söyleyince bir izleyeyim dedim.

Dizi aslında 98-99 da, bir güzel devrin (o zaman ne kadar güzel olduğunu tam bilmiyormuşuz) kapanış yıllarında geçiyormuş.

Lise 2 de okuyan bir grup farklı karakter okuldan atılmamak uğruna kendilerini savunan tek öğretmenin İstanbul’da kalmasını garantilemek için bir başka öğretmenleri ile birbirlerine aşık olmalarını sağlamaya karar verirler. Bu esnada birbirleri ile arkadaş olma süreçlerini, başlarına gelenleri izleriz. Bunlar günümüzde içlerinden biri olduğunu anladığımız bir karakterin bir hazırlığını izlerken geriye doğru hatıralar olarak anlatıldığından, bir yandan da dizinin sonunda bu arkadaşların ne olduklarını, neden birbirlerinden koptuklarını ve tekrar bir araya gelip gelmeyecekleri mevzusu bir merak unsuru olarak arka planda döner.

İlk sezon için kısa bir değerlendirme yaparsak;

Dizi kötü değil. Genç oyuncular bazen abartılı sahneler çıkartmış olsa da izlenmeyecek kadar vasat değiller. Bazen biraz acemi ve abartılı kalmışlar ama göze çok batmıyorlar. 30-35 dakika bandındaki bölüm süreleri ve 8 bölümü ile dizi yağ gibi akıp gidiyor. Her bölüm sonunda ne çabuk bitti diyorsun.

Ama öyle aman aman süper bir dizi de değil. Dizi daha çok 90’larda lisede olanların nostalji hislerini sömürecek detaylar verip, günümüz gençlerini de küfür, içki, biraz cinsellik, biraz Amerikanvari sahneler ile cezbederek tavlamaya çalışıyor. Açıkçası dizi beni kendi lise yıllarımı, arkadaşlıklarımı, okulun bahçesindeki veya kütüphanenin bir köşesindeki muhabbetlerimize geri götürdü. Kalkıp lise yıllığıma bakasım geldi. Ama buraya kadar. Karakterlerin fazla “yapma” olmasından ötürü, sadece bir araya gelip beraber takıldıkları anlar bu eski keyifli dönemleri hatırlatıyor, karakterler ile tam bir gönül bağı kurmak zorlaşıyordu maalesef.

Tabi, kendim İstanbul’da değil de daha küçük bir şehirde liseye gitmemden dolayı da olabilir ama lise yıllarımı bu kadar küfürlü hatırlamıyorum. Veya yaşı en genç öğretmenim ile bile şarap içmeyi hayal dahi etmediğimi biliyorum. Dizideki genç öğretmen Burcu’nun nasıl o kadar genç müdür yardımcısı olduğuna gelirsek de… Benim zamanımda müdürler ve yardımcıları koca koca amcalar veya saçları fönlü sert görünümlü teyzeler olurdu sonuçta. Yine de eninde sonunda bir dizi diyerek çok da aldırmıyoruz.

Bazı göstere göstere olacak şeylerin anlatımı, pırıl pırıl bir laboratuvarın yeni yapıldığı gösterildikten sonra dağıtılacağının kesin olacağını herkes tahmin edebilir herhalde ama bunun nasıl olacağı senaristin zekasına kalmıştır. Ben açıkçası bu sahnelerin ağır çekim olarak havalı çekilmiş olduğunu kabul etsem de izlerken sürekli kafamda dönen ‘ yav yeni lab yapmışsın, kapısının kilitli bırakılmamış olma ihtimali var mıdır?’ sorusuyla cebelleştim bir yandan.

İlk sezonun abartılı kötü adamı ve buna karşılık abartılı bir “s*kt*r*n gidin” sahnesinden sonra okul formalarını yakan (neden yakıyorsun kardeşim, ziyan!!) kahramanlarımızı belirsiz bir gelecek beklerken bırakırız. Ama gelecekteki hallerine nasıl ulaştıklarını henüz öğrenememişizdir.


İkinci sezona gelirsek artık lise sona geçilmiş, sınav senesi, bir yanda iki genç çekici öğretmenin nasıl bir çift olabildiğini, atılan elemanlarında acaba liseye nasıl geri dönebildiklerinin cevaplarını alacağımız sezon.

Ancak burada 15 dakikanın talihsiz etkisi ile başbaşa kalırız. Dizi süresi 50-55 dk bandına çıkmış, bol müzikli dolgular, klip çekme havası, yabancı filmlerin hızlı geçiş sahneleri (hani bazı filmlerde kıyafet değiştirme sahneleri olur ya, giyer çıkartırlar, karşılarındaki bezgin bir ifade ile olmamış değiştir işareti yapar – üzgünüm ama bu tarz sahneleri görünce artık kusmak istiyorum) gibi müzik eşliğinde sınav stresi yaşayan öğrenciler, onları zorlayan müdürün yaptıklarını anlatan kısa kısa sahneler aşırı dolgu, aşırı yapmacık kalmış.

İlk sezonda olgun, akıllı bir kadın imajı veren genç öğretmen hanımın bir anda kezban modunda sürekli trip atmaları, adamı azarlamaları (burada hakkını vereyim, adam çekip gidince oh be dedim, sonunda saçma triplere normal aksiyon alan bir insan yapmışlar), çocukların sürekli birbirlerine boş boş çemkirmeleri, manasız, uzun bölümler ile çok sıkıcı bir sezon haline gelmiş. Bir iki tatlı sahne, yeni aşklar, duygusallıklar var, yok değil, ama daha çok ucuz kahramanlık peşinde sahneler arka arkaya sıralanmış gibi geliyor. Böyle sanki acayip gaza gelici bir sahne çektiklerini zannedip, aslında tamamen kitsch kalmışlar maalesef. Bu sezon arka arkaya böyle sahnelerle dolu.

Örneğin elemanlardan birinin sınava hazırlanmaya karar vermesi, ama deneme sınavlarına girmemesine sebep olarak güya çok zekice, kapak olacak cümle söylermiş gibi “onlar kimmiş beni deniyorlarmış yaa” diye konuşması. İzlerken böyle bir sahne çekilmiş olmasından utanç duydum.

Çalışkan çocukların hemen hemen hepsinin gözlüklü olup, kendilerini helak edercesine çalışıp, strese girmesine, bizim elemanların ise gayet rahat, sınavla ve sınav hazırlığına önem vermiş arkadaşları hakkında ileri geri konuşmasına, sonra sınava girmeye karar verip, az çalışıp çok başarılı olmalarına falan diyecek sözüm yok. Senaristler hangi tarihi geçmiş klişeler ansiklopedisini okudular acaba?

Bu sezonun tek heyecan verici kısımlar büyümüş hallerinin neler olduğunun yavaş yavaş ortaya çıkması olmuş.  Burada da sıkıntı sadece bu diziye özel değil ama son dönemlerde dizilerin sürekli bir ters köşe yapma çabası, zorlaması. Anladık, ters köşe izleyiciyi tavlıyor da canım benim, artık o kadar sıklaştı ki bu olay, artık olaylar normal ilerlediği zaman, hadi be bende böyle bitirmezler diyordum deyip daha çok şaşırıyoruz.

Neyse. Sonuç itibari ile ilk sezonu normal hızda, ikinci sezonu ise mümkünse sadece sonunda ne olmuşu okuyarak öğrenmenizi ama yok illa izleyeceğim diyorsanız, böyle bir opsiyonunuz varsa saçma kısımları hızlandırmanızı öneririm.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Aşk 101 – Dizi” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s