Hakan: Muhafız – The Protector

hakan-muhafiz-the-protector-dizisi-izle


Bu diziyi çok uzun zamandır merak ediyordum. En sonunda izleme fırsatı buldum.

Açıkçası sanırım beklentim büyüktü. Çağatay olsun , Hazar olsun, Okan Yalabık olsun keyif alarak izlediğim oyuncular olduğundan , e netflix dizisi ise kaliteli ve sürükleyici olmasını bekliyordum. Beklentim boşa çıktı. Çok boşa çıktı.

Önce kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; Fatih ‘in İstanbul’ u fethettiğinde farkına vardığı üzere İstanbul ‘a dadanmış 7 ölümsüz varmış. O da dualarla bezeli sihirli bir gömlek yaptırmış. Giyene hiçbir zarar gelmeyen bu Gömleği giyecek de bir cengaver bulmuş, ki bu adamın yetenekleri ona 600 sene tüm sülalesini kovalayacak bir iş ve lanet getirmiş. Bu cengaver, biz Muhafız diyoruz, eline tutuşturulan kutsal hançer (nasıl yapıldığı, neden ölümsüzleri öldürdüğünü bilmiyoruz) ile sihirli yüzük taşı ile tespit ettiği ölümsüzleri (içinde ölümsüz kanı mı var, nedir, onu da bilmiyoruz) yok etme görevini üstleniyor. Kahramanımız günümüzde hiçbir şeyden habersiz, z+ kuşağının kötü bir temsilcisi olarak yaşarken, kucağına düşen gömlek ile kendi kimliğini ve sülalesinin görevini öğrenip, ölümsüz avına çıkmaya çalışmasının hikayesi.


Dürüst olmak gerekirse diziye kalitesiz diyemem, çekimler açısından. Ama gerçekten vasat senaryo ve bazı sahnelerdeki zorlama oyunculuklar artık son bölüme gelince tahammül edilemez noktaya ulaştı. Özellikle tabi diziyi bir yada iki oturuşta izlerseniz, böyle oluyor. Belki hafta bir doz izlense, abartı oyunculuklar o kadar göze batmayabilirdi.

Vasat senaryodan kastım, İstanbul’un yabancılara  ulaşması yüksek bir web platformunda beğenilmesi  amacıyla diziye konmuş sahneler de değil yani. Kapalı çarşı, halı klişesi, Ayasoyfa, sarnıç; bunlar ilgi çekmesi için özellikle kullanılmış mekanlar. Ada, vapur, çay, kahvaltı. Bunlara da lafım yok. Her ne kadar bazı durumlarda tanıtım filmi çekiliyor havası verse de, bunlar bir yabancının gözünden İstanbul ‘a oldukça ilgi çekecek konular. Güzelde çekilmiş. Bunlar tamam.


Benim problemim, daha birinci dakikada kahve falı bakan teyzenin, durduk yere bir anda adamı yolda çevirip ”senin kaderinde büyük işler var” demesi (Harry Potter mı izliyoruz?) , “dışardan sert gözüküyorsun ama aslında içinde korkmuş küçük bir kız çocuğu var” (gerçekten? Bu b.ktan karakter analizine röntgen mi çekiyorsun diye iğrenç bir cevap verebilir miyim?) , “seni mahvedeceğim, senden intikamımı alacağım” (lanet federaller!)  gibi ortaokulda fanfiction yazan ergenin kullanacağı basit cümleler. Veya, uzun zamandır muhafızı aradığı söylenen ölümlünün, kendi evinde öldürdüğü bir önceki muhafızın hala boş olan aile evini gözetletmemesi, kahramanız ve akıllı(!) danışmanlarının buraya güpegündüz mal gibi girip, evde dolaşmaları. Leyla ile Hakan’ın aniden başlayan ilişkisinde ise, gerçekten bir geceden sonra kızın ay anne ciddi bir ilişkim var teyzeme söylesem mi kezbanlığı yapması. (Bir dakika kusup gelebilir miyim?) Sarnıcın kapısının içerden kilidi olmamasına diyecek lafım dahi yok. Döner mekanizmalı kapı yaptırmışsın ve kilit koymuyorsun. Bari el okuma falan koyaydın o seramiğe. Yol geçen hanı gibi. Her basan geçiyor.

Ölümsüzün kim olduğu ile ilgili dizinin başından beri o kadar zorlama ipuçları verdiler ki, Mazhar öldüğü zaman, aaaa bile diyemedim. Artık son iki bölüme ulaştığımda, bu karakterlerin aptallıkları, senaryodaki açıklar o kadar bariz bir noktaya ulaştı ki, bunların bırak yediyi, bir tane bile ölümsüzü öldürmelerinin mümkün olmaması gerekir.  Yani zaten sadık olanların ölümsüzleri araştırmayı verdikleri kişiyi sonradan sürmeleri, veya 600 yıllık tarih diyorlar, kimin kanı kime ne yapıyor, bilmiyor olmaları!! Hikayede kesinlikle esin alındığını düşündüğüm dizi/hikayeden biraz örnek alsalardı bari.


Genel olarak oyunculuk ortalama olsa da, bence biraz doğallıktan uzaktı. Burada oyunculara yazılan rollerin salaklıklarını es geçiyorum.  Bu onların hatası değil. Fakat uyarlamada yaşanan sıkıntılar, bir Amerikan özentisi dizi olarak ancak geçer not alabiliyor. Bazı doğal anlar, dokunuşlar vardı, tamamen kötü diyemem, ama bazı sahnelerde, özellikle ağlamalı, ergen krizli, panik ataklı olanlar, eh işte dedirtti. Çağatay’ın İçerde dizisindeki performasından sonra (ki bence çok iyiydi) bu dizideki oyuncuğunu beğenemedim bir türlü. Hazal ‘ın abartı ile doğallık arasında salınan bir performansı vardı. İsmini hatırlamadığım ve pek de merak etmediğim Leyla karakterini canlandıran arkadaş ise güzel olsa da, çok acemi duruyordu.  Okan Yalabık ise her zamanki gibi çok başarılıydı. Dizinin son bölümüne kadar başka ölümsüz görmüyoruz ama son bölümde gördüklerimden sonra onun yorumlaması olarak krediyi ona verdiğim, ölümsüzün yılların verdiği sabırlı, ağırbaşlı, soğukkanlı canlandırışı o karaktere çok yakışmıştı. Sadece Mazhar ‘ın cesedinin başında Mazhar ve ailesini nasıl mahvettiği ile ilgili tiradı saçma ve yersiz buldum, ki bu da senaryonun amatörlüğünün bir başka örneğiydi. Mazhar’ın ölüsüne “onları geri getiremezdim çünkü onları ben aldım” gibi bir açıklama niye gereklidir ki. Zaten onları öldürdüğünü seyirciye gösterdin, ama dur seyirci aptal olduğu için tekrar açıklayalım. Soru işareti kalmasın. Zaten başından beri Mazhar’ ın bir amaç için o kadar rahat katliam yapabildiğini gören bize, amacın ailenin canlandırılması olduğunu söylemek yeterli gelmez. Ha bu arada hala ailesinin canlandırılmasını bekleyen Mazhar acaba onların bedenlerinin çürümemesi için ne yapmış? Bari bunu bir açıklayaylardı. Adam ölmeden önce bile hala bana söz vermiştin dediğine göre, cesetleri toprağa gömmemiş olması gerekir, değil mi? (burada blog yazarı kafasını bıkmış bir ifade ile iki yana sallamakta..) Daha bu ve buna benzer o kadar kötü senaryo saçmalıkları var ki. Hani çoğu dizide-filmde öyle böyle olur ama ikinci veya üçüncü izleyişinde dikkatini çeker. Bunda maalesef gözüne sokuyorlar.

Sürükleyicilik ise,  ilk birkaç bölümde pozitif olsa da, orta ve sonlara doğru televizyondaki 3 saatlik tek bir bölüm hisse vermeye başladı. Bitmedi, bitemedi… Gereksiz sahneler, bakışlar, düşünen insan pozları, aşk acısı çeken insan pozları. Bunlar yerine mesela daha önce öldürülen 6 ölümsüzün ölüm sahnelerini koysalar, tarihi kostümlü dönemlerdeki. İstanbul’un her bir döneminde olsa, lale devri, yeniçeri isyanları, yabancı işgali zamanı mesela.  Çok daha ilginç olmaz mıydı? Açıkçası, sürülmüş bir Sadık’tan bahsettikleri zaman, acaba Leyla’nın hasta annesi mi çıkacak, ölümsüz kazayı organize edip, Leylayı yakınında mı tutuyor? Timur hain miymiş? Gibi gibi çeşitli fikirleri yürütmeye çalıştım.  Ama hayır,  o kadar zorlamaya hiiiç gerek yokmuş.


Galiba biraz da dizinin birkaç sezon götürmesi için bütün sırları biranda dökmeyelim derdi ile çekilmiş bir dizi olmuş ama bu salaklıklara kaç sezon tahammül edilebilir, bilemedim. İkinci sezon yayınlandı fakat izlemek ister miyim ki?


Aslında düşününce, kaç sezon sürerse sürsün, sonunda Muhafızın tüm ölümsüzleri öldürüp, kendi ve soyuna da son vermesi gerekmeli, değil mi? Yani dizideki mantığa göre muhafızın kanı ile ölümsüz canlandırılıyorlarsa, tüm ölümsüzler ölse bile birisi gelip muhafızın kanıyla onları yeniden canlandırabilir. Sonra haydi hop yeni baştan.

Sonuçta hem kahramanımızın hem de kötü karakterlerin sonu ile bitmesi gereken bir dizi olmalı. Ama dediğim gibi, senaristlerin baltayla katliam yapmasından dolayı bu kadar bile bir ümidim yok.


Benim ölümsüz – muhafız yorumum ise basitçe; Bunlar vampir ayol!! Muhafız da Vampir Avcısı!! Sadıklar, Buffy de geçen Kütüphaneciler  ama dediğim gibi kütüphanecilerin bunların yanında Alim sayılır.

Sanırım, kanla bu kadar oyun yeter .


© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Hakan: Muhafız – The Protector’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s