Küçük Kadınlar – Little Women ; Versiyon 2019

Sanırım Küçük Kadınlar roman ve canlı uyarlamalarını ne kadar sevdiğimden burada tekrar bahsetmem gerek kalmayacak kadar açıklamış olmalıyım. Küçük Kadınlar – Little Women

Her ne kadar yeni uyarlamalara kapımın her zaman açık olduğunu söylemiş olsam da açıkçası daha yeni bir dizisi çekilip bitmişken, sinema filminin bu kadar çabuk yapılacağını beklemiyordum. Üzüldüm mü? Tabi ki hayır. Merakla oyuncuların açıklanmasını bekledim.

grup

İlk önce Emma Watson’ı duydum ve onun harika bir Jo olacağını düşündüm. Aslında Harry Potter daki akıllı, ne istediğini bilen karakterden çok da farklı olmayan, baskın bir dişi olarak, altından çok rahat kalkacağı, belki de kendini tekrar edeceği bir performans olabilir demiştim. Sonradan onun Jo değil de Meg i oynayacağını duyduğumda epey şaşırdım. Ama farklı bir tipi oynama cesareti göstermesine de sevinmiştim. Ne de olsa Emma Watson a.k.a Hermione Granger’ı çok severiz.

hermione

Jo’ yu oynayacağını öğrendiğim Saoirse Ronan’ı açıkçası hiç tanımıyordum. Sanırım Kefaret (Atonement) filmindeki küçük kız kardeşmiş. Tek bildiğim filmi bu. Laurie yi oynayacağı söylenen Timothée Chalamet nispeten biraz daha bilindik bir sima idi, ama Laurie olarak nasıl görünecekti, tam hayal edemedim. Ama gelen görseller fena değildi.

jandl

Mrs. March ‘ı da Laura Dern oynayacaktı ki, Laura Dern tatlıdır genelde. Açıkçası Beth ve Amy ‘ yi kimin oynadığına pek bakmadım bile.

Oyuncular ile giriş yaptıktan sonra sıra filmi izlemeye geldi.


Filmin açılış anı ve takip eden ilk sahnelerden sonra Jo karakterinin biraz abartılı ama hoş bir şekilde canlandırıldığını düşünmüştüm. Keza Timothee nin Laurie’si de fazla gözüme batmamıştı. Bu ikisi bir Küçük Kadınlar filminin benim için iki ana karakteri. Ama… epey büyük bir AMA ile devam etmek zorundayım.

Bu 2019 versiyonunda beni rahatsız eden çok fazla nokta oldu. Ben oyuncuların performansına, tiplerine takılacağımı, kafamdaki karakterlere veya sevip sevmediğim bölümlerin canlandırılıp canlandırılmamasına odaklanmışken, film bunların yanı sıra bambaşka temel açılardan beni rahatsız etti.

Sıralı gitmeye çalışayım;

1 .Filmin zaman sırası. Film lineer bir zamanda gitmiyor. Diğer tüm versiyonlarda olduğu gibi kızların küçüklüklerinden başlayıp romandaki hikaye sırasında değil de, Jo’nun New York’ da yaşadığı, Meg’ in evli ve çocuklu olduğu, Amy’ nin Avrupa’da gezdiği ve Beth’ in ikinci hastalığını geçirdiği dönemde başlayıp, flash back tarzında ilk 7 yıl öncesine geriye dönerek hikayeleri anlatıyor. Bu bana ilk başta farklı ama yine de kötü gelmese de, film ilerledikçe rahatsız etmeye başlayıp, sonunda ağzımda keyifsiz bir tat bıraktı. Bunun sebebini açıklayacağım.

Küçük kadınlar bir büyüme hikayesi. Kadın ve erkek olarak büyürken öğrenir, hatalar yaparız. Bu romanda da bazen Marmee’ nin (anne March) kızlarının hatalar yapmalarını özellikle engellemediğini görmüşüzdür. Hatalarının kendi kendilerine farkına varmalarını, bunlardan kendilerine ders çıkarıp, kendi kendilerine, isteyerek değişmelerini bekliyordu. Bunun yanında hikayede elindekiyle mutlu olma, şükretme, dostluk, aile gibi kavramlar vardı. Hikaye flash back’ e döndükçe o karakterlerin sadece geçmişe yad ettiği değil de o andaki hallerinden pişmanlıkları, hatalarının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiği izlenimine kapılıyorsun. İlk başta bu o kadar rahatsız etmiyor, ama gitgide, romandakinden farklı cümlelerle pişmanlık ve karar değişikliklerinden bahsedildiğinde batmaya başlıyor. Bunun kitabın ruhuyla bir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Filmde yaşadıkları olaylarla karakterlerinin gelişimi, istekleri, hayalleri hepsi yapmacık birkaç aile sahnesinin arkasında kaybolup, küçük kadınların hikayesini kızkardeşler arasında basit bir aşk üçgenine çevriliyor.

Küçük kadınlar romanında kızların başlarına olaylar geldikçe, önce aile içinde olayları değerlendirerek, bir ahlak dersi çıkarmaktaydılar. Ama bu filmde olaylar sürekli bir aksiyon gibi evin dışında ilerlediği, veya olayın sadece çok az bir kesitini görüp devamına vakit kalmadığı için bu ders çıkarım olayını çok az görüyoruz. Jo’nun sinir kontrolünü annesinden öğrendiği an, Meg’in zenginliğe karşılık kocasına aşık olması vs. gibi gözüne soktukları anlar olmuş sadece. Bu olayların kendilerinde yaptığı değişiklikleri anlamamıza fırsat tanımamışlar hiç.

2. Hikaye sıralamalarında yapılan değişiklikler. Örneğin, Jo ‘nun Profesöre hikayelerini okutturması. Bu öyle bir zamanda gerçekleşiyor ki Jo’nun verdiği tepkiden sonra aralarını düzeltmek için hiçbir zaman kalmamış oluyor. Hatta ilerde bahsedeceğim gibi öncesinde çok samimi olduklarını düşündüğümüz zamanlarda aslında Jo’nun iç dünyasını ona o kadar da açmadığını anlıyoruz. Halbuki o ana kadar, beraber kucaklaşarak dans ediyorlar, profesör ona kitap veriyor. Yani hem sosyal hem de kültürel paylaşımları var gibi. Bu da, yani Jo’nun ona hikayelerini okutturmamış olması, filmde çizilen Jo portresine (daha çılgın, gözüpek, sosyal kurallara takmayan) hiç uymuyor.

3. Hikayede yapılan değişiklikler. Ufak tefek değişiklikleri, mesela Meg ve Brooke ‘un ilişkisinin gelişimine ve evlenme aşamasına gelmelerine, Laurie’nin karakter gelişimine ve dedesi ile anlaşmazlıklarına hiç değinilmemesine fazla bir şey demek istemesem de, Hummel’ın evinde yapılan yardım sahnesindense sevdiğim karakterleri sevdiğim sahnelerde 1 dakikada olsa fazla görmüş olmayı tercih edeceğimi söylemeden de geçemeyeceğim. Ama beni özellikle rahatsız eden en önemli sahne, Jo’nun annesine Laurie tekrar teklif etse ona evet derim demesi, ve ona yazdığı mektup. Kızkardeşi ile evliliğini öğrendikten sonra da koşup o mektubu yırtması. Yani hikayeye senarist tarafından yapılan bir ekleme ve bir sonraki sahnede bunun geri alınması. Çok gereksiz bir ekleme-çıkarma. Jo’nun Daily Volcano yayıncısı ile yaptığı görüşmelerde, yine çok gereksiz bir L.M. Alcott referesi olması, daha ilk sahneden bana sevimsiz gelmişti. Ama önyargılı olmak istememiştim. Ama en sonunda da hem kitabın basımı hem de kitabın karakterinin evliliğ ile ilgili pazarlık bölümü, yine çizilen Jo karakterine çok ters geldi. Özellikle romandaki. Filmdeki Jo’nun biraz daha paragöz olduğu aşikardı tabi.

4. Filmde Beth dışındaki karakterlerin o dönemin sosyal kurallarına hiç uymadan davranması. Yani anne March’ın bile eve ilk defa gelen Laurie’ nin yanında kızların sabahlıklarla dolaşmasına izin vermesi, (Laura Dern’nin tüm sıcaklığı ile gülümseyip, Laurei’nin eline kurabiye tutuşturması çok sevimli bir sahneydi kabul, fakat yani lütfen, o yıllarda sosyal kuralların ne kadar sıkı olduğu biliniyor, kızlarının annesinin Jo’ya yeni tanıştıkları Laurie’nin önünde dış eteğini çıkartmasına izin vereceğini düşünemem bile) , Meg’in Brooke’u anlık bir coşkuyla yanağından öpmesi, Amy’nin okulda dayak yiyip nedenini anlamadığım bir şekilde kendi evine değilde Laurie’nin evinin önüne gelip bağıra bağıra ağlaması (romanda şımarık Amy bile bu olaydan o kadar çok utanmıştı), sonra bir anda kızların hepsini o evde hem de eşyaları rahat rahat karıştırırken görmemiz. Film bu konuda kendi içinde istikrarlı olsa yine bağrıma taş basarak bu böyle bir uyarlama diyecektim ama maalesef film kendi kendini de baltalama yoluna gitmiş.

5. Sıra abartılı veya nasıl desem yersiz oyunculuğa gelirse… Filmin başında Laurie ile Amy nin Paris (veya italya) daki karşılaşmalarında o fazla samimi hava biraz abartı gelse de( Amy’nin arabadan inip Laurei’nin boynuna atlaması, birbirlerine sıkı sıkı sarılmaları ve konuşmalarının tarzı-neredeyse “whats upp?” demelerini bekledim) o dönemin zarafetinden yoksun olsa da, tolare edilebilir gelmişti.

Aynı şekilde filmin en başında yayıncının ofisinden çıkan Jo’nun da New york sokaklarında eteğini kaldıra kaldıra koşturması, artık 15 yaşında olmayan bir Jo March için abartılı bir hareketti ama sevimli olduğu için çok aldırmamıştım. Hatta doğal gelmişti. Bu tarzda bir uyarlamaya karar vermişler demiştim. Bear ile Jo’nun gittiği dans mesela. Orada Jo zıplaya zıpalaya Mr. Bear ile dans etmesi ve o samimi kucaklaşmadan ikisinin çoktan yakın arkadaş olduğunu düşünüyoruz ama arkasından öğreniyoruz ki daha hikayelerinin hiçbirini ona henüz okutmamış. Jo ve Laurie’nin ilk karşılaştıkları partide gizlice yaptıkları danslar (yine saçma ama o “whats upp” tarzı, modern uyarlama yapalım düşüncesi diye alttan aldığım bir diğer sahne) .

Ama işin tuhafı, alttan alsamda bir başka sahnede herkes gayet ağırbaşlı, nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranan tipler şeklinde dolaştıkları için, daha hangi dönemde çekildiğine, nasıl karakterler olacağına karar verilmemiş bir çocuk piyesini andırıyor tüm film.

6. Oyunculara gelirsek; Sanırım oyuncular arasında en zor iş genelde Amy yi oynayan oyuncuda oluyor. Yaşı en küçük o olduğu için hem filmin sonunda Laurie ile evlenebilecek yaşta da gözükebilecek, hem de filmin başında 12 yaşında gibi gözükecek ufak tefek tipleri seçmeleri gerekiyor. Ancak bu filmde Amy hiç de 12 yaşındaki bir kız gibi gözükmüyordu. Gerçekten sadece 25 inde gösteriyordu. O yaştaki hali için iyiydi ama. O kadarı için puan verelim.

Jo’yu oynayan kızın gözleri parlasa da, bence fazla abartılı ve maalesef o da gençlik yılları için biraz büyük kalmış. Bu belki de Laurie’yi canlandıran aktörün daha minyon tipli bir genç olmasından kaynaklanıyor. İlk tanışma dönemlerinde Jo çocuğun yanında daha iri kıyım kalmış gibi.

Bence oyunculardan en tatlı uyan Beth olmuş. Emma. Meg olarak ortalama bir performansda kalmış. Kötü değil, ama yani bir başkası olsa da çok farketmeyecekti. Aynı mimik ve hareketler. Profesör Bhaer ise… Eh önceki Profesörlere göre daha genç, karizmatik duruyor. Ama daha önceki uyarlamalardaki Jo’yu etkileme kısmı, önce arkadaşça sohbetler vs. pek az değinildiği için sadece tipten puan alabiliyor. Ve özellikle filmin sonunda Jo ile birleşmelerinin anlatım metodu karakteri gerçekçi kılmaktansa tam bir karikatür romantizm karakterine çevirmiş.


Filmde beni rahatsız eden pek çok nokta olduğunu söylemiştim ama galiba genele bakınca bunları yazacağıma sevdiğim şeyleri yazsam daha kısa bir yazı olacaktı diye düşünmeden edemedim.

Genel olarak romanda sevdiğim pek çok bölüm yoktu, olanlarsa, kitabın final bölümünden flash back gibi gelen kısa kısa sahneler olduğundan hep sonu başı birbirine bağlanmayan parçalar halinde kalmış, ağza çalınan bir kaşık bal bir olmayıp, sadece kokusunun geldiği bir bulamaç olabilmiş. O kadar yarım yamalak anlatılmış ki, Laurie’nin Jo’ya bir erkek olarak ilgisini hissettirdiği zamanı, Amy’nin karakterinin gelişimini, Jo’nun erkek fatmadan bir kadına dönüşmesini hiç tattırmamışlar.

Film de sevdiğim ne vardı? Sanırım söyleyebileceğim tek şey film esas hikayeden çok kitabın son bölümünü daha çok anlattığı için, Amy ve Laurie’yi daha çok görmüş olduk. Yani onların nasıl birbirlerine yakınlaştıklarını. Amy’nin bunca yıl seni sevmiştim demesi bence yine hikayeye yapılan gereksiz bir ekleme olmuş ve daha önce yazdığım gibi 4 kızkardeşe ait büyüme hikayesini, en sonda Jo’nun da reddettiğine pişmanlık duyup Laurie ile evlensem dediği bölümle beraber kız kardeşler arası kıskançlık ve aşk üçgeni moduna çevirmiş.

Sonuç itibari ile sevdiğim Küçük Kadınlar için çok vasat bir uyarlama yapılmış. Artık bir sonraki uyarlamaya kısmet…


© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Küçük Kadınlar – Little Women ; Versiyon 2019’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s