Pern Serisi – 1.Bölüm

Kısaca Pern Serisi veya Pern’in Ejdersürenleri/Ejderbinicileri şeklinde çevrilebilecek (Dragonriders of Pern) serisi ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Bu serinin, belki de sadece 4 kitabının çevrilip basılmış olmasından dolayı Türkiye’de pek de bilinmediğini düşünüyorum. Halbuki çok keyifli bir seri.

Serinin genelinden bahsedecek olursak ilk kitabın “Sunuş” bölümünde özetlendiği üzere, Pern Rukbat yıldızının beş gezegeninden üçüncüsüdür. Bu yıldız sisteminin insanların yaşayabileceği atmosferi olan tek gezegenidir. Keşfedilen bu gezegen, insanlar tarafından kolonileştirilmiş ancak yıllar geçtikçe koloni ile merkez arasındaki bağlar zayıflamıştır. Pern gezegenine ilk yerleşenler izlediği yörünge sebebi ile 200 senede bir yaklaşan küçük kızıl gezegene çok önem vermemiş olsalar da, bir süre sonra yakınlaşan gezegenden uzay boşluğunu geçerek daha uygun şartları olan gezegene doğru gelmeye başlayan gümüş iplikler görünümündeki organizmalar ile savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu gümüş iplikler bir çeşit parazittir ve gezegendeki tüm canlıların yaşamını tehdit eder. Bir kere girdikleri zaman topraktaki tüm canlıları öldürüp, taşa ulaşana kadar tüm alanı çorak bırakabilirler. Her geçişi 50 yıl süren gezegenden gelen bu organizma ile savaş halindeyken kolonistlerin geldikleri eski dünyaları ile bağları tamamen kopar.

Gezegene yerleşenler bu iplikler ile savaşmak için gezegenin yerel bir canlısını genetik olarak geliştirerek dünyadaki ejderlere benzer, ağızlarından alev çıkan yaratıklara evrimleştirirler. Bu yaratıkların atalarından farklı ek özelliği ise mekanlar arasında ışınlanma yetenekleri olmasıdır. Bu canlıları idare etmek için bazı yetenekler gerekmektedir. Bu yaratıkları sürenlere Ejder Adam, onlarla beraber yaşanılan dağları oyarak oluşturulan yaşam alanlarına Weyr denilir.

Gezegenin yönetimi feodal yapıdadır. Bölgelere, kalelere ayrılmış, her kalenin bir Lord’u olacak şekilde yapılanmıştır. Bunlar bulundukları bölgeleri korumak, iplikle savaşa hazırlamak, tarım, hayvancılık yaptırmakla yükümlülerdir. Her bir Lord’luk bağlı olduğu bölgedeki weyr’e bir çeşit vergi gibi üretimlerinden pay iletmektedir. Çünkü weyr’ler dağların içinde kurulduğu için tarım yapacak alanları yoktur. Ve zaten asıl görevleri iplik geçişi sırasında insanları korumak olduğu için buna vakitleri de yoktur. Bir çeşit güvenlik gücü gibi düşünülebilirler.

Zanaatkarlar denilen gruplar vardır. Tarım, Demircilik, Arpçılık (ki ilerde aslında bir çeşit eğitim kurumu olduğunu anlıyoruz), ziraat, balıkçılık vb. gibi günlük yaşamdaki temel ihtiyaçları karşılayan insanları eğiten birimler bunlardır.

Pern’de yüksek teknoloji yoktur. Çoğu gelişme mekanik üzerinedir. Zaten ilerde anlaşılacağı üzere aslında ilk kolonistlerin aradığı bu yaşam biçimidir. Teknolojiden uzak, temel yöntemlerle tarımla, kendi kendine yeten bir yaşam kurmak. Ama ipliklerin gelişi onları gafil avlamıştır.


İlk kitap; Ejder uçuşu dört bölümden oluşur. İlk bölüm “Weyr Arayışı” yazar Anne McCaffrey’in yazdığı bir kısa hikayedir. 1968 yılında En iyi kısa hikaye (novella) dalında bilim kurgu ödülü olan Hugo ödülünü almıştır. İkinci bölüm Ejder uçuşu da 1969 da diğer bir bilimkurgu ödülü olan Nebula ödüllerinde en iyi kısa hikaye ödülünü almıştır.

İlk roman son iplik geçişinin üzerinden rutinde olan 200 sene yerine 400 sene geçmiş zamandadır. Normalde 6 weyr gezenin kuzey yarım küresini korurken, şimdi sadece 1 weyr kalmıştır. Diğer 5 weyr’e ne olduğu, ne zaman terkedildikleri bilinmemektedir. Geçen yıllar boyunca hiçbir iplik tehditi olmadığından, artık ipliğin gelmeyeceğine inanılmaktadır. Eski öğretiler unutulmuş, gökyüzünde kızıl gezegenin yaklaştığının gözükmesine karşın inanç olmadığı için işaretler gözden kaçmaktadır. Kalan tek weyr’in de gücü zayıflamış, Lord’lar artık hiçbir işe yaramayan bu insanlara bir destek vermenin gereksizliğini düşünmektedirler.

Son weyr olan Benden Weyr’inde de kalan az sayıda ejder sürücüleri arasında yüzyıllardır devam eden savaşsız geçen süre yüzünden, bir atalet gelişmiştir. Ejder sayıları azalmış, ejder sürücüleri tembelleşmiştir. Ancak aralarında eski inançları sürdüren, ama yeni fikirleri ile savaşa hazırlananlar vardır.

Kitabımız Ruatha kalesinde başlar. Roman serisinin baş karakterlerinden Lessa ile. Lessa Ruatha kalesinin eski lordunun kızıdır. Komşu kale lordu tarafından yapılan kalleş bir saldırıdan son anda gizlenip kurtulabilmiş, ama ailesinin katledilmesine ve kalesine el konulmasına tanık olmuştur. O zamandan beri bir yetim şeklinde kimliğini gizleyip, kaleyi işlevsiz hale getirecek ufak sabotajlar yapmaktadır.

Öte yandan roman serisinin diğer baş karakteri ejder sürücüsü F’lar ise geriye tek kalan kraliçe yumurtası yani altın yumurtadan çıkacak ejderi etkilemesi için bir kadın ejder sürücüsü arayışındadır. Bu ikilinin yolları Ruatha’da kesişecektir.

Şimdi daha ilerlemeden şu ejder, renk, yumurta ve etkileme olayından biraz bahsetmek isterim.

Pern ejderleri 5 renktedir. Altın, Bronz, Kahverengi, Mavi ve Yeşil.  Altın ve yeşiller dişi ejderlerdir. Bronz, kahverengi ve maviler erkektir. Altınlar ebat olarak en büyük ejderlerdir. Onlara Kraliçe derler. İkinci en büyük olan bronzları kahverengiler takip eder.

Kraliçe ejder ile çiftleşen ejderin sürücüsü Weyr’in o dönemki lideri olur. Bu sebeple bir kraliçe için aday seçiminin ne kadar önemli olduğunu anlarız. Kitabın başında o zamanki kraliçe ejderin sürücüsünün tembel ve karakterinin zayıf olmasından bahsederler.

Ejderlerin çiftleşmesi bir nevi kartalların çiftleşmesine benzer. Dişi, çiftleşme uçuşunda kendisini yakalayan ejderle çiftleşir. Güç ve dayanıklılık açısından en denk olanlar Bronzlar olduğu için çoğunlukla bronzlar olsa da ender olarak büyük kahverengilerinde çiftleşme uçuşuna katıldığı görülmüştür.

Uçuştan sonra hamile kalan kraliçe ejder yumurtlar. Yumurtaların dıştan hangi renk olduğu altın yumurta, yani kraliçe yumurtası dışında belli olmaz. Yumurtaların çatlamasından önce ejder sürücüler, kaleleri, köyleri dolaşarak empati gücü yüksek olabilecek, zeki gördükleri erkek-kadın adayları toplarlar. Kadınlar sadece altın yumurta içindir. Yeşiller de dişi olmasına karşın onları erkekler etkiler. Bu konuya diğer yazılarımda daha derin değineceğim.

Yumurtadan çıkan ejderler, etraflarında zihinsel olarak bağlantı kurabilecekleri insanlar arasından uyumlandıkları ile bağlanırlar. Buna etkileme denir. Zihinsel olarak eşleşen ejder ve sürücüsünün bağı birinden biri ölene kadar hiç kopmaz. Zihinleri birbirlerine hep açıktır. Ne hissederlerse, ne düşünürlerse… Artık hiçbir zaman yalnız hissetmeyeceklerdir.

Böyle bir eşleşmenin artı yönü kadar eksi yönü de vardır. Eğer ejder sürücüsü ölürse, ejderi bu acıya dayanamamakta ve kendini “Ara” denilen, mekanlar arasında ışınlanırken kalınan bölge, boşluğa atıp oradan geri dönmez. Eğer önce ejder ölürse, kalan sürücü kendini öldürmese de hep yarım hissetmektedir. Acısını sürekli hatırlatacağı için artık weyr de diğer ejderlerle kalamayacağı için kalelerden veya zanaatkar salonlarından birine giderler.

Ejder adamların isimleri ile ilgili de bir bilgi vermek isterim. Kitabı ilk okurken kafamı karıştıran bir olaydı çünkü. F’lar gibi kısaltmalar. Bir ejderi etkilemeden önce bir erkeğin isminde kısaltma yoktur. Naton gibi. Ancak bir ejderi etkilemeyi başardı ise bir saygı ifadesi olan olarak kısaltma işaretini alır. N’ton olur. Bu isminden adamın bir ejder adam olduğunun kolayca anlaşılmasını sağlar. Kadınlar ejder etkiledikleri zaman onların isimleri aynı kalır. Çünkü herkes zaten Kraliçe Ejderin ve sürücüsünün adını bilmek zorundadır.


İlk romanın ilk bölümü ejder arayışı, F’lar’ın arayışını Lessa’da bulması ile başlar. Bunu uzun iplik geçişi arasından sonra Lord’ların ve diğer Pern halkının yaklaşan iplik geçişine adaptasyonları, beklenmedik keşifler, değişimler, adaptasyonlar ile olaylar birbirini takip edecektir. O kadar uzun zamandır iplik geçmemiştir ki, hazırlık yapmış olsalar bile tam olarak nasıl savaşmaları gerektiğini bilemiyorlardır.

Kitap ile ilgili çok da spoiler vermek istemiyorum aslında. Belki İthaki bu seriyi yeniden çevirmeyi düşünürse, okuyacak olanların keyfini kaçırmak istemem. Bence ancak serinin filmi veya dizisi çevirilirse girişecekleri bir iş olur ama yine de orjinalini okumak isteyeceklere sıkıntı olmasın. Şimdiye kadar yazdıklarım aslında seri ile ilgili temel bilgiler. Okurken ufak ufak verilen bilgilerin kompakt hali diyebilirim. Bunların çok da spoiler saymıyorum ama diğer yazılarımda bahsedeceklerimi spoiler diyerek ilerlerim.


Pern serisi temelde iki ana üçleme olarak geçse de yaklaşık 26 kitaptan oluşan kısa hikayelerinde derlenmiş olduğu kitapların olduğu bir seri. Bunların 8 tanesini yazarın oğlu yazmış. – bu tarz oğlu devam etmiş hikayesi de bir tuhaf geliyor ya, neyse. Bundan da ayrıca bahsederim.

İlk ana üçleme Türkçeye çevrilmiş.

Dragonflight – 1968 (Ejder Uçusu)

Dragonquest  – 1970 (Ejder Arayışı)

White Dragon – 1978 (Beyaz Ejder)

İkinci üçleme olan Arpçı salonu üçlemesinin ise sadece ilk kitabı çevrilmiş.

Dragonsong  – 1976 (Ejder Şarkısı)

Dragonsinger – 1977

Dragondrums – 1979

Sanırım İthaki bunları baskı yılına göre yayınlamayı planlamış çünkü Ejder Şarkısı Pern dizisi 3. Kitap olarak basılmış. Ama sonra nedense Arpçı üçlemesini atlayıp Beyaz Ejder’i Pern dizisi 4. Kitabı olarak yayınlamışlar. Aslında Beyaz Ejder’den önce Arpçı üçlemesinin kalan iki kitabının okunması daha mantıklı oluyormuş. Bunu Beyaz Ejder’i okurken bazı kişiler ile ilgili yapılan yorumlarla atlanan birşeyler var hissi gelmesinden anlıyorsunuz zaten.


Bu kitaplar ile ilgili şöyle de bir anım var. Penguen kitapevinin Kadıköy’de Ünertan pasajındaki en eski yerinde (girişte sağda ufak bir yerdi), ki bilimkurgu ve fantastik romanlarımın çoğunu aldığım yerdir, bu kitapların her birini alırken, oradaki kendisinin yayınevi ile ilgili birisi olduğunu düşündüğüm kişi, bir sonraki kitap fuarına Anne McCaffrey’i getireceklerinin kesin olduğunu söylerdi. İlk üç kitap 99 senesinde (ocak-mayıs-eylül),  sonuncusu 2000 (ağustos) senesinde basılmış. Bende hemen gidip almışım.  İşte, ne zaman yeni bir cildi almaya gelsem bunu söylerdi arkadaş. Keşke getirtebilmiş olsalardı. Herhalde kitaplar çok satmadı ki devamını da basmadılar.  Üzücü.


Yazımın ilk kısmını tamamlamadan önce, her ne kadar çoğunlukla severek okumuş olsam da, roman serisinde rahatsız olduğum, hoşuma gitmeyen ya da arada bayat gelen yerlerin olmadığını söyleyemem. Bunlara sonraki yazılarımda değineceğim.

Devamı… yakında…

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s