Vasconcelos – Kayığım Rosinha

İlk öpücüğüm bir ıhlamur ağacının altında olduğundan mıdır nedir, bütün diğer öpücüklerim ıhlamur kokar.

Böyle başlayınca sanki bu cümle romandan alıntı gibi gözüktü. Aslında değil. Bu cümleyi orta son’da ki edebiyat öğretmenim söylemişti sınıfta.  Kime aittir hiç bilmiyorum . O kısmı unutmuşum. Ama bu cümle böyle, ilk deneyimden dolayı özel bağ hissettiğim pek çok konuda aklımda yankılanır.

Vasconcelos’un Kayığım Rosinha romanı da benim için bu ilklerden biridir. Benim okuduğum ilk Vasconcelos romanıdır (aslında sadece iki tane okudum ama…)  Yukarıdaki cümleyi sarfeden edebiyat öğretmenimin sınıfta bu kitabı alın okuyun diye önerdiği bir romandı. Şeker Portakalı’nı yıllar sonra duyup, çok daha meşhur olduğunu öğrenince, yazarının da Vasconcelos olduğunu duyunca, heyecanla alıp okumuş, ama beni Rosinha kadar etkilemediğinde de hayal kırıklığına uğramıştım. Belki de bahsettiğim bu “ilk” etkisindendir emin değilim ama Şeker Portakalı’nda, Rosinha’da hissetiklerime benzerlikler aramıştım. Benzer samimiyeti bulmuş olsam da, galiba Rosinha ile farklı bir bağım var. Bence bu roman pek de bilinmeyen bir cevher ve neden bu kadar az tanındığına veya az bahsedildiğine bazen çok şaşırıyorum. Neyse ki Can Yayınları yeni baskısını yapmış. Ben de elimden geldiğince öveyim bari.

“Xengo-delengo-tengo. Seviyorum seni. Ya sen?”

“Sana tapıyorum.”

“Xengo-delengo-tengo. Yalan söylüyorsun.”

“Yemin etmemi ister misin? Peki. Assisi’li Aziz Francesco’nun beş yarası üzerine yemin ederim.”

“Xengo-delengo-tengo. Assisi’li Aziz Francesco’nun dört yarası vardı.”

“Beş yarası vardı. Biri büyük, yüreğinde, kimsenin göremediği. Ne haber?”

Vasconcelos, Kayığım Rosinha

Aslında bir yandan da Kayığım Rosinha’nın neden daha az okunmuş olabileceğini anlıyorum. O dönemde okuduğumda da, şimdi de hissettiğim, insanların o tuhaf acımasızlığını Vasconcelos’un anlatımı çok etkileyicidir, insanın kalbine çivi çakar. Romanı okurken bir el gelir burkar kalbinizi, ama sonuyla umutla da doldurur.

Düş kurmak güzeldi, parayla da değildi.

Vasconcelos, Kayığım Rosinha

Şeker Portakalı’nın baş karakteri eğer Küçük Prens’teki prens ise, Kayığım Rosinha’nın baş karakteri, Küçük Prens’in anlatıcısı olan, kitabın başında fil yutmuş boğa yılanını çizmiş çocuktur. Nasıl o çocuğa etrafındaki büyükler çizdiği resmin şapka olduğuna dair ısrar etmişler ve zorla inandırmışlarsa, Ze Oroco ‘ya da benzer bir zulüm, aslında beter bir eziyet çektirilmiştir.


Brezilyanın ormanlık alanlarının derinliklerinde yaşayan Ze Oroco kasabaya gelen doktorun onu da görmek istediğini öğrenince sevgili kanosu Rosinha ile yola çıkar. Ze Oroco Rosinha’sı ile konuşmaktadır. Ondan nehir ile, balıklar ile, rotası ile ilgili bilgileri alır. Rosinha’sı onundur, o da Rosinha’sınındır. Aşkıdır o.

Doktor’da görevlendirildiği bu ücra köşede herkesi muayene etmek istemektedir. Kayığı ile konuştuğunu duyduğu bu adamı da çok merak etmiştir.

Ama aslında Kayığım Rosinha romanında sadece kayık konuşmaz. Ağaçlar da, kuşlar da, balıklar da, hatta bir yağmur damlası bile konuşmaktadır. Her objenin bir sesi, bir hikayesi vardır. (Edebiyat öğretmenimizin bize cansız bir objenin iç sesini, ki ben bir mektubun yolculuğunu yazmıştım, yazmamızı ödev verdiğini hatırlıyorum.  O yıllarda kesinlikle edebiyat derslerinden zevk almadığımı düşünürken, edebiyattan – özellikle divan edebiyatından – zerre kadar anlamadığımdan eminken, bu öğretmenimin verdiği böyle değişik ödevleri keyifle yaptığımı hatırlıyorum)

Roman buraya kadar iyi gider. Bundan sonrası ise… Modern beyaz adamın ilkel yerlilere “kurtuluşu” getirmesi gibi bir süreç olacaktır.  Ze Oroco’nun bir deli olduğundan emin olan bilge, eğitimli, modern şehir insanları, ona “iyilik” yapmak için gerçekleri öğretmeye çalışacaklardır. Yani cansız objeler konuşmazlar. “Ağaç ağaçtır ve ağaçlar konuşmazlar.”

Sen mi delisin? Ağaçları anladığın, nesnelerle konuştuğun için mi? Ne sersemlik! Asıl deli şiirini yitiren, yüreklerini katılaştıran ve artık birbirlerini bile anlamaktan yoksun olan öbür insanlardır, onlardır deli olan.

Vasconcelos, Kayığım Rosinha

İşte romanda Ze Oroco’nun karşısına böyle insanlar çıkar. Kendilerince onu tuhaf hayallerinden kurtarıp, hayatındaki kalp kırıklıkları ile yüzleşmesini sağlayıp iyilik ettiklerini düşünürler.

Gerçek olması gereken hikayeler yazımda da demiştim ya, fantastik edebiyatı, bilimkurguyu sevmeyen, anlamayan insanlar vardır.  Bunlar aslında iki gruptur. Ben sevmem derler, okuyana saygı duyarlar. Bir de, böyle saçma şeyleri neden okuyorsun, daha ciddi eserleri, klasikleri okusana, diyenler vardır. Galiba daha 13 yaşında bu kitabı okumamdan dolayı, beni yaptığım, söylediğim, okuduğum, dinlediğim konularda fikrini sormamama rağmen yorum yapan, eleştiren, kınayan insanlara oldum olası sempati duyamam. Kendi dar görüşünü etrafına empoze etmeye çalışan sığ insanlara yani.

Kitabı ilk okuduğum o dönemde aklımda kalan bu acımasızlık, bu insafsızlıktı. Onca sene sonra tekrar okuduğumda yine aynı baskıcı zulmü içimde hissettim. Şeker Portakalı eğer Küçük Prens’in küçüklüğü diye düşünsem, Rosinha’da ki Ze Oroco Küçük Prensin büyüyüp, insanlar tarafından bozuk olarak görülüp, parçalara ayrılıp, onlara göre doğru hale getirilmeye çalışılması gibi gelir.

Bunu insanlar size de yapmaya çalıştığı ve belki de bazen direncinizi kırdığı için, bu romanın gidişatı kalbimize sızar.

Ama sonuçta umut vardır. Tüm canlıların ruhunu birleştiren, ormanın ruhunu birleştiren bir güç vardır.

Yüreğimiz yarattığımız güzel şeyleri unutmaz.

Vasconcelos, Kayığım Rosinha

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s