Gerçek olması gereken hikayeler…

Bu gazete küpürünü kesip saklamıştım. Yıl 1996 olmalı. Benim için ne kadar büyük bir manası olacağını o zaman bilmeden yapmıştım bunu. Belki de bir ön his olarak büyük bir dünyaya gireceğimi bilmiştim.

Yukarıdaki gazete yazısı, beni Yüzüklerin Efendisi’ni alıp okumaya yönlendiren, daha doğrusu Yüzüklerin Efendisi’ nden ilk defa haberdar olmamı sağlayan yazıydı. Üniversite ilk sınıftaydım, ortaokul ve lise yıllarında yazının belirttiği alt kültür konularından – çizgi roman, bilim kurgu, leman veya benim için gırgır, uzay yolu, yıldız savaşları, hippilik, grunge (kaykay dışında; İstanbul’a gelmeden kaykay’ı sadece filmlerde görmüştüm) zevk alırken, bunlarla ilgili konularda çok az insanla, aslında küçük arkadaş grubumda sadece bir-iki arkadaş ile muhabbet etme şansı bulurken, kendimi o zaman bu tabiri bilmesem de şimdiki aklımda karşılık gelen manada, bir nevi “geek” olduğumu düşünürken, bu yazı ile oh, benim gibi insanlar da varmış, bu konulardan zevk almak saçma değilmiş diye düşünmüştüm.

O zamanlar mesela Yıldız Savaşları tv de oynayan bilim kurgu filmlerinden biriydi sadece. Ben heyecanla defalarca seyrederken, jedilık üzerinde düşünürken, diğer arkadaşlar eh normal film, o kadar da çok heyecanlanmanın bir manası yok tavrındaydılar. Alien filminin sahne sahne mükemmelliği üzerine saatlerce konuşabilecekken, aynı şevki göremeyince insan ister istemez heyecanını dizginlemek zorunda hissediyordu.

Yazıdaki romanın kapak resminin beni ne kadar meraklandırdığını hatırlıyorum. Ucu sivri şapkalı bir büyücü. Sonradan John Howe ‘un Tolkien resimlerinin diğerlerini gördükçe çoşkum daha da artacaktı tabi.

İlk cildi bu yazıdan dolayı merak edip almıştım. Beğenmezsem devamını almam demiştim. Ama tabi ki daha başlangıçtan itibaren tek yüzük için yazılmış şiirle beni bağlamıştı. “Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak, Gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda”

Devamında ise işin komik yanı daha romana başlamadan, çevrilmiş bir yapıta önsöz bölümünde Deniz Erksan’ın yazdığı, bir filmden alıntı olan cümle “İki tür hikaye vardır. Gerçek hikayeler ve gerçek olması gereken hikayeler. Bu izlediğiniz ikinci tür hikayelerdendi.” aklıma kazınmıştı.

Galiba ilerleyen dönemlerde öncelik fantastik ve bilimkurgu edebiyatı/sineması olacak şekilde, tüm kurgu eserlerle ilgili değerlendirmelerimin temeli bu cümle oldu. Evrenler, gezegenler, zamanlar, mekanlar, ırklar farklı farklı olabilir, ama bana hissettirdiği eğer bu ikinci tür hikayelerdense o benim için güzeldir. Bazense her bir öge yaşanan döneme uygun olsa, ‘gerçekçi’ olsa dahi, karakterler, olaylar iki boyutlu ve yapay kalırsa, ne kadar “çok satanlar’ da” olsa bile benim için yoktur.

Çoğu insan fantastik edebiyatı sevmem der. Hobbitler, elfler, farklı karakterleri kabullenmek zor gelir, nedir bu derler. Bu bana hep oldukça komik gelir. Yani Türkiye’de veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşıyorsunuz, tv de haberlerdeki saçmalıkları, yalan dolanları izliyor, bunları hazmediyorsunuz, ve iki tane ejderhaya inanmak zor geliyor… İnanılmaz. Şaka (gerçekten şaka mı!) bir yana, ben bunda biraz uyduruk B sınıfı filmlerin veya kötü çizgiroman/romanların sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Ama biraz… Esas sorumlu insanın kendi zihnine çizdiği sınırlar, çektiği zincirler.

Bana kalırsa sonuçta bir insanın yazdığı, o insan (eğer ki farklı boyutlarla iletişimi yoksa ki Frank Herbert gibi yazarların farklı bir tür olabileceğini düşünmüyor değilim gerçi) normal bir insan olarak yine insanı anlatır. Onu farklı bir mekana, farklı bir canlı türüne çevirebilir. Ama sonuçta insansı duyguları, aşkı, kıskançlığı, hırsı vb. anlatacaktır. Bu hislerin üzerine bir de farklı bir dünyanın ve tarihinin içine giriyorsak… Ne müthiş bir keyif… Ne müthiş bir zeka…

Yüzüklerin Efendisinin üçüncü cildinin son bölümünü okuduğum zamanı hiç unutamıyorum mesela. Sanki dostlarımı kaybetmiş gibi hüngür hüngür ağlamıştım. Girdiğim o dünyadan çıkmak istememiştim. O yolda tanıştığım arkadaşlarımdan ayrılmak istememiştim.

Bu kestiğim küpürü bulup tekrar okuduğumda Dune ve Otostopçunun Galaksi Rehberinden de bahsettiğini gördüm. Bu romanları bu yazıda bahsettiğini farketmeksizin Yüzüklerin efendisinden sonra okumuştum. Ne kadar güzel serilerdir. Değer verdiğim bu yazıda bunların da adının geçmesinden memnun oldum.

Demem o ki yazının sahibine, hangi gazete olduğunu hatırlayamadım ama Ege Görgün’e buradan bir teşekkür etmeliyim. Belki kendisi için bir pazar ekindeki küçük bir yazıydı ama benim için o zaman varlığından haberdar olmadığım büyük bir fantastik edebiyat evrenine açılan bir kapının habercisi olmuştu.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Gerçek olması gereken hikayeler…’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s