Dune Serisi – Frank Herbert

Dune ile ilgili bir yazı hazırlamak hem çok kolay, hem de çok zor.

Kolay çünkü içi bu kadar dolu bir roman (serisi) için söylenecek söz de çok. Zor, çünkü roman serisinin mükemmelliğini anlatmaya kelimelere belki yetse de benim becerim hakkını verir mi bunu bilemiyorum.

Ama bir yerden başlamak gerek. Tıpkı açılış cümlesinde söylendiği gibi ‘Başlangıçlar en hassas ihtimamın gösterilmesi gereken zamanlardır.’ Zaten tüm Bene Gesserit rahibeleri bunu bilir, öyle değil mi?!

O zaman başlayalım.

Dune ‘u konu olarak ele alırsak, gezegenler arası bir imparatorluğun altında, gezegenlerin derebeylikler gibi aileler arasına ayrılmış olduğu bir gelecekte geçiyor. Bu geleceğin geçmişinde de makinelerle yapılmış bir savaş, ve bu savaşın sonucunda insan aklını taklit eden makine yapmayacaksın kararı ile, ekol demeyi tercih ettiğim, insanların fiziksel ve zihinsel kapasitelerini farklı farklı kullanan örgütler oluşmuş. Bir çeşit  hesap makinesi ve analiz cihazı olarak insan yetiştiren Mentatlar, uzay seyahatlerini yapan kaptanları sağlayan uzay loncası, bedenlerini çeşitli yönlerden geliştiren amaçları gizli Bene Gesseritler. Bütün olayların ortasında ise tüm evrende sadece tek bir gezegende evet o da Arrakis denilen çöl gezegeni Dune da çıkan Melanj veya Bahar. İnsanların hem zehri hem de kurtarıcısı. Bir yandan ömrü uzatan, bir çeşit transa sokan, evrenin en pahalı uyuşturucusu.

Mekanı ortaya serdiysek sıra geldi olaylara: Perde, imparatorun baharın çıktığı çöl gezegeni Arrakis’ in yönetimini, orayı seksen yıldır yöneten Harkonnen ailesinden alıp, bu ailenin kan davalı rakibi Atreides ailesine vermiş olduğu bilgisi ile ve Arrakis’ e gitmek için hazırlıklarını yapan Atreides ailesi ile onların vatanı Caladan gezegeninde açılır. Dük Leto, Bene Gesseritlerden aldığı odalığı Jessica ve ondan doğma oğlu Paul. İmparatorun emri olduğu için bir tuzağın içine gittiklerini bile bile emre itaat etmek zorundalar.

Arrakis ise bir muamma. Çöl, acımasız hava şartları, insanın etini kemiklerinden sıyıran rüzgar, su eksikliği, kum solucanları. Harkonnenlerin acımasız yönetimi altında evrilen halk. Çöl insanları, Fremenler.

Çöl halkının da yeni gelen yönetim ile hayallerini canlandıran bir efsaneleri, bir kehanetileri var. Gelecek olanlar arasında bekledikleri kurtarıcı, Mehdi var mı?

Dune’u bir roman olarak düşündüğümüzde, aksiyonlu olayları bir seyir halinde takip edebiliriz. Bir bilimkurgu romanı olarak serpiştirilmiş bilim-kurgu öğeleri ile, ihanet, karşı ihanet, komplolar, intikam, politika, din, aşk gibi ana başlıklar altında olayları izleyebiliriz.

Ama Dune’u farklı kılan, olayların arasında geçen herbiri üzerine ayrı bir yazı yazılacak alıntılar.

Beni bu romanda ilk etkileyen, okuduğum ilk anı unutamadığım, korkuya karşı edilen dua idi.

Korkmamalıyım…
Korku akıl katilidir.
Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür.
Korkumla yüzleşeceğim.
Üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim.
Ve geçip gittiği zaman geçtiği yolu görmek için içimdeki göze döneceğim.
Korkunun gittiği yerde hiç bir şey olmayacak.
Yalnızca ben kalacağım.

I must not fear.
Fear is the mindkiller.
Fear is the little death that brings total obliteration.
I will face my fear.
I will permit it to pass over me and through me.
And when it has gone past I will turn the inner eye to see its path.
Where the fear is gone there will be nothing.
Only I will remain.

Sonrasında politikaya, dine , dinin liderlik için nasıl kullanıldığına, gizli amaçlara yaklaşımı, anlatımı kendisine hayran bırakmıştı. Bu yazıyı yazarken tabi sadece ilk romanı düşünemiyorum, öyle olması  gerekmesine karşın bunu yapamıyorum. Çünkü ilk 3 + 3 serinin kurduğu düzen aklımı başımdan alıyor.

Bir de tabi Bene Gesserit Rahibeleri… Onların fiziksel yetkinlikleri, vücutlarındaki her bir kasın kontrolüne sahip olmaları, sesi kullanışları, aklıma hemen Jedi’ları getirmişti.  Zaten sonradan George Lucas’ın Star Wars u yazarken etkilendiği romanlardan birinin de Dune olduğunu öğrenmiştim.

Bene Gesserit rahibesi dediysem, dinden ziyade daha önce belirttiğim gibi bir ekol bu. Kendilerini din kisvesi altında bir çeşit “rahibe” olarak yansıtmaları tamamen kendi oyunları. Gizli amaçlarını örten bir perde. Mit, efsane, kehanet… İnsan manipülasyonu için köşe başları. Hikaye ilk başladığı zaman bu rahibelerin anlamını önemini o kadar kavrayamıyorsunuz. Sadece gizemli bir insanı, Kwisatz Haderach’ı arayışları romanın başında ortaya seriliyor. Ama bu kişinin “insan” olması gerektiği dışında ne gibi bir özelliği olacak, başta öğrenemiyoruz. Tıpkı Bene Gesseritlerin neden üyelerinin üremelerine müdahale ettiklerini öğrenemememiz gibi. Ama romanlar ilerledikçe hikayenin içerisinde ne kadar büyük bir çılgınlık olduğunu anlıyorsunuz. Roman serisi farklı bir dokuda, seviyede seyrediyor. 4. kitap ile beraber başka bir klasmana geçiyor. Anlamak tüm resmi görmek epey zor, ki bu Frank Herbert ‘ın yeteneği. Çoğu zaman bu ilk romanı yazdığında devamını kurgulamış mıydı, yoksa sonradan mı bu hale getirdi diye çok düşündüm.  Ama romanın ilk basılma hikayesine bakarsak, sonradan en azından ilk romandan sonra kurgulamış olduğunu düşünüyorum.


Buraya kadar okuyan olduysa, olaylar ile ilgili fazla bir sürpriz açıklamadan iyi gittiğimi düşünüyorum. Bundan sonraki yazılarda, olaylar, kişiler ile ilgili detaylı açıklamalarda bulunacağım için bir < * Spoiler *> uyarısı vereceğim. Artık bakir gözlerin zarar görmeyeceği endişesini bir kenara bırakarak rahat rahat yazabilirim.


Devam.. Dune ‘un Sırları – Dune (1)

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.

 

 

 


Dune Serisi – Frank Herbert’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s