The Tale of the Princess Kaguya / Kaguya-hime no Monogatari – 2013 Anime Film

Bu izlediklerim arasında en tuhaf Ghibli filmi olabilir.

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

İlk baştan itibaren, galiba tam sevemedim deyip, bir yandan da izlemeyi bırakamadığım, sonunda beni karmaşık hislerle bırakan bir film oldu. Baktığımda epey övgü almış, Oscar adaylığı var. Bazı bölümleri çok etkileyici olabilir ama ben çok anlamadım veya bağ kuramadım galiba.

Cancağızım filmler yapan Isao Takahata imzalı bir film. Eski bir Japon masalından esinlenmiş. Zaten film de bir masal gibi başlar. Filmin çizgileri Yamadalar’da olduğu gibi farklı bir çizimdir. Az, öz, bir kömür ile çizilmiş gibi inceli kalınlı çizgiler, pastel renkler.  Bu kadar yalın çizimler, sakin renklerle, bu kadar çok şey anlatmak farklı bir meziyet. Kabul ediyorum. Bazı sahneler çok etkileyici.

Takahata’nın Ghibli stüdyolarındaki yönetmen olarak son filmi. Bu film için o kadar çalışma yapılmış ki, sinemalara çıkışı epey bir aksamış.  Müzikler Joe Hisashi’ye ait, yine mükemmel. Aralarda Prensesin enstrüman çaldığı anlar veya şarkı söylediği bölümler var. Filmin tarzına uygun bazen geleneksel japon müziği, bazen bir doğa şarkısı gibi yumuşak dokunuşlu.


Bambu ağaçları kesen bir adam bir gece bir bambu ağacının içinde avuç kadar bir kız bulur. Parmak kız hikayesi gibi. (bunu da hiç hatırlamıyorum bu arada)

Minyatür kız gayet bir prenses gibi giyinmiştir. Küçük, oyuncak gibi birşeydir. Alıp karısını götürür. Karısı onu kucağına alır almaz, parmak çocuk büyür biraz. Üstündeki kıyafetler havalanarak dağılıverir etrafa. Ama parmak kadarken bir prenses gibi duran çocuk, şimdi büyüdükçe gerçek bebek gibi olmaktadır.

Ormancı şaşırır buna ama kadın pek de şaşırmaz.‘Benim onu büyütmemi istiyor’ der. Mucize bu ya, bebeğe bir sütanne bulmak için yola çıktıkları sırada kadın duruverir yolun ortasında, memesini açar ve çocuğu emzirmeye başlar. Sütü gelmiştir.

bebeklerin o yumuşak hareketlerini çizgiye yansıtmadaki başarı…

Çocuk hızlıca büyümektedir. Bir mihenk noktamız olmadığı için ne kadar da bir büyüyor, anlayamayız. Orası bulanıktır. Önce bebekken hızlıca emeklemeye başlar, konuşmaya başlar. Ormanlık bölgede yaşadıkları için civardaki diğer ormancıların çocukları da dolaşmaktadır etrafta. Onlarla oyunlar oynar, hoplar, zıplar. Neşeli bir çocuktur. Arada ufak ufak anlık büyür. Arkadaşları artık onunla dalga da geçmektedirler, ‘gene mi büyüdün, ne?’

Herkes böyle mutlu iken, bir gece bambucu adam, ormanda bambu keserken içinde bir kese altın bulur. Bunları saklar. Ama bir zaman sonra bu sefer, tüller, kumaşlar fırlar bambuların içinden. O zaman anlar, ‘tanrı bizim onu prenses gibi yetiştirmemizi istiyor. O bir prenses çünkü.’ Böyle diyerek şehre gider. Döndüğünde kızı ve karısını alıp götürecektir.

Kıza bir hoca tutar. O dönemin gelenek ve göreneklerine göre asil kadınlar nasıl olmalı ise öyle yetiştirilmelidir. Kendileri ormandan gelmiş basit insanlar olsalar da kızları bir prenses olacaktır. Kadın bundan mutlu değildir ama evde adamın sözü geçmektedir. Büyük evin arka tarafında kadın kendine bir kulübe yapar ve sanki eski ormandaki evlerindelermiş gibi dokumasını yapar, bahçesine bakar. Burası kızın da sığınağı olacaktır.

Kız bu olanlardan hiç mutlu değildir. Arkadaşları ile ormanda kalmış olmak ister. Yeni hocanın oturmasına, kalkmasına karışmasına, kaşlarını kazıyıp, ona fırça ile yeni kaş yapmasına veya mürekkep ile dişlerini boyamasını istememektedir. (Tövbe yarabbi, ne korkunç bir güzellik anlayışı! Buna Ohaguro deniyormuş bu arada, asyada bir dönem epey tutulan bir moda imiş. Bir dönem dediğim 10.yy dan 19yy. a kadar falan). Bunu tam anlamadım ama devlette görevli bir adama para verip, kızlarına asil bir isim almak isterler. Yaşlı adam kızı görüp, onun müzik çalışını duyunca kıza hayran kalır ve ona Parlayan Prenses anlamında Kaguya-Hime ismini verir.

Kızın güzelliği herkes tarafından duyulmuştur. 5 asil ona evlenme teklif etmeye gelirler. Baba çok mutludur. Kızı asil bir koca bulduktan sonra başka ne isteyecektir ki.

Bu tabi ki tam erkek egemen bir toplumun anlatılışıdır. Anne müdahale etmek istese de pek söz sahibi değildir. Zaten o da çok ısrar etmez. Öyle bilir çünkü, doğrusu bu, böyle bilir. Kız, babasını çok sever ve onu üzmek istemediği için onun isteklerine boyun eğer.

Ama onu görmeye gelenlerin konuşmalarını duyduğunda bunalıma giren kızın ormana koşuşu sahnesi, o sakin, sade çizgilerin karman çorman, kalınlı inceli, sert renkler içeren sarmallara dönüşmesi çok etkileyicidir. Basit çizgiler ile ruhtaki fırtına ancak bu kadar iyi anlatılabilir.

Kız taliplerini bir şekilde başından savar. Bir müddet rahatlar. Ama peşini bırakmazlar. En sonunda bu yolda kimisi vazgeçer, kimisi kandırmaya çalışır, kimisi de ölür. Kız bunlardan da bunalır iyice.

Ama kızın namını duymuş olan imparator Mikado bu sefer ona göz koyar. Kızı imparator tarafından haremine istenince mutluluktan uçan babaya kızın yanıtı bıçak gibidir. Gidip imparatora görünürüm ama sonra da kendimi öldürürüm.

İmparator reddedilmesine çok şaşırır, iyice isteği artar. Kızı gizlice göremeye gelir ve ona sarılır. Bu sahnede çok acayip bir şey olur. Kız adamın kolları arasında kaybolur. Yok olur. Kendini gizler. Çok manidar. Ruhu zorla ele geçirilemeyecektir. Bu isteği o kadar kuvvetlidir ki fiziki bedeni de kaybolmuştur. Mikado hatasını anlar, af diler.

Ama artık kızın kalbinden geçen dilek gerçek olmuştur. Bu dünyada kalmak ona zor gelmektedir. O bir anlık dileği ile geçmişini hatırlar. O ay halkından bir prensestir. Oradan dünyaya gönderilmiştir. Ama artık dünyadan aya, vazifesine dönme zamanı gelmiştir. Gitmek istemiyordur ama artık ay ona eski hatıralarını vermiştir. Kızı geri alacaktır. Tek üzüldüğü, ay pelerinini giydiği zaman dünyayı, annesini, babasını unutacak olmasıdır.

Bu hikaye, işlenişi, semboller içeren ağırlığı ile bana epey yorucu geldi.

Sonunda şenlik yürüyüşü ile aya doğru yükselen prensesin, babasının ona zorladığı hayattan vazgeçip, dünyada yaşananların bir önem taşımadığı öteki dünyaya geçişini mi anlatır? Belki. Bana öyle geldi. Anasının ama özellikle babasının hüznü, arkasından ağlaması üzücü ama kızlarına baskı yapmış insanlar oldukları için sevimsiz.

Önce çocukluk arkadaşı sonra sevgi sembolü olarak öne çıkan Sutemaru ismindeki arkadaşının, birbirlerine aşklarını açıklamaları, beraber kaçalım buralardan diye uçuşmaları, sonra ise adamın çayırda yalnız uyanması ve karısı ve çocuğuna dönmesi, tuhaf, üzücü, acı bir tat bırakır. Acaba zavallı kızın kalbi ile mi oynandı diye düşündürür? Belki de yoktur böyle bir şey.

Bilemiyorum. Bu filmi analiz etmek için pek hevesim yok. Çok derinlik barındırıyor olabilir. Ama içine daha fazla giresim yok. Çok bağlandığım bir an olmadı filme.

Bir yandan insan kendine çok benzeyeni sevmez derler. Belki bu karamsar hava beni üzdü ve ruhum buna katlanamıyor. Bu film ile ilgili okurken, boşluk teması çıktı karşıma. Çizgilerin sadeliği, hikayeyi minimum detayda anlatması, bir animasyon olarak da diğer filmlere göre fonun boş olması, çok fazla bilgi, konuşma, açıklama olmaksızın, seyircinin zihnine bırakılan bir boş alan olan olarak da bu sadelik kullanılmış olabilir.


Filmi ilk izleyişimde çok bayılmasam da, farklı tarzda ve çok özel bir animasyon tarzına sahip olduğunu, anlatısının dolu dolu olduğunu kabul etmezsem ayıp ederim. İçimden bir ses tıpkı Only Yesterday’i ilk izlediğimde olduğu gibi, anlatının derinliğinden boğulduğumu ve tekrar izlemem gerektiğini söylüyor. O sese inanıyorum. Hemen yakın zamanda izleyemeyeceğim kesin, ama en az bir kere daha izlemem lazım. Bunu biliyorum.  Yazımı ilk yazarken, sonuna bu cümleyi yazmıştım. (–   İzledim mi, izledim. Ama tekrar izlemeyi pek düşünmem doğrusu. Galiba içimden o boşluğu doldurmak gelmiyor şu anda.)  Bir gün sonrasında okurken bu fikrime katılmadığımı anladım. Ama filmi ilk izleyip, o an ki hisleri benzer olanlar olabilir. Belki onlar da üzerinde biraz düşününce hislerini değiştirirler diye yazıda bırakmak istedim. Belki boşlukları doldurmak için değil ama o akıcı çizgileri, aya kadar yükselen akıcılığı, bir kere daha görmek için tekrar izlemek istiyorum.

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>


One thought on “The Tale of the Princess Kaguya / Kaguya-hime no Monogatari – 2013 Anime Film”

Bir yanıt yazın