Only Yesterday – Dün Gibi – 1991 Anime Film

Ai wa Hana, Kimi wa Sono Tane / Love is a Flower, You are the Seed

Kimi der ki, bir nehirdir aşk,
Narin sazları boğan.
Kimi der ki, bir bıçaktır aşk,
Kalbini çizip kanatan.
Kimi der ki, açlıktır aşk,
Bitmez tükenmez sızı.
Ben derim ki, bir çiçektir aşk,
Ve sensin onun tek tohumu.
Kırılmaktan korkan kalp,
Sevmeyi öğrenemez asla.
Uyanmaktan korkan rüya,
Hayal edemez asla.
Fedakarlık etmeyi bilmeyen,
Kimseden fedakarlık göremez
Ve ölmekten korkan insan,
Öğrenemez yaşamayı asla.
Geceler çok soğuk,
Yollar uçsuz bucaksız gelirse
Ve aşk sadece şanslılar 
İçinmiş gibi görünürse
Unutma ki kışta,
Soğuk karların çok altında
Gül’e dönüşecek bir tohum yatar,
Baharda güneşin sevgisiyle.

(*)

Bu şarkı sözleriyle başlamak istedim yazıma. Filmin final sahneleri bu şarkı eşliğinde geçmişti. O ana kadar film ile ilgili sadece fena da film değilmiş diye düşünürken, bu şarkı sözleri ile beni tamamen yakaladı.

Only yesterday/ Omoide Poro Poro

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

Temposu beklediğimden epey yavaş, çizgileri şimdiye kadar izlediğim Ghibli filmlerine göre çok farklı olan bu anime filmi, ilk başta ağır gelse de, ufak bir cümle oradan, ufak bir mimik buradan derken farkında olmadan beni içine çekmiş.

Filmi tek oturuşta izleyememiştim ama açıkçası bu yazıyı yazarken ilk izleyişimde dikkat etmediğim bazı anları daha iyi değerlendirmek için bir kere daha baştan sona tekrar izlemek istedim. Bu ikinci izleyişimde, ki çok kısa bir zaman aralığında oldu bu, film hem daha kısa, hem de çok daha etkileyici geldi. Gerçi bu durum yazımı bitirmemi daha da güçleştirdi çünkü sürekli bu kısımdan da bahsetmem lazım, burası da çok güzelmiş derken buldum kendimi.

Film sakin sakin akıyor. Aslında gayet rahat bir şekilde canlı oyuncularla yapılabilecek bir film olur, ama anime hali de çok güzel. Bu filmin de yönetmeni Ateşböceklerindeki gibi Heidi kahramanım Isao Takahata. Artık onun gerçekçi hikayelerine kendimi hazırladım ve bu, bir öncekine göre gülümseten bir film. Aslında tabi bu filmin konusunu aldığı manga 1982 de yayınlanmış Hotaru Okamoto ve Yuko Tone isimli yazarlara ait bir mangaymış. Ama akış ve müziklerle anlatım mükemmel olmuş.

Çizimler, insanların mimikleri diğer animelere göre çok farklı. Elmacık kemiklerinin görünürlüğü, insanların gülerkenki gözlerinin ve burunlarının kırışıklığı zaten epey gerçek bir hikâye içinde, insanları iyice canlı kılmış. Sonradan okuduğuma göre normalde Japon animasyonlarında önce çizim sonra seslendirme olurmuş ama bunda çoğunlukla önce sesleri çekmişler ve animatörler bu seslere göre çizimleri tamamlamışlar. Baş karakterin çocukluk dönemlerinde ise eski yöntem kullanılmış. Bu şekilde iki farklı dönemin anlatımı karakterlerin fiziksel görünümleri kadar, canlandırılma şekliyle de fark göstermiş.

Doğanın çizimleri de çok güzel. Çiçeklerin üzerindeki sabah çiği, kumaş boyasının akan rengi, gün batımı… Yeni çizgi filmlerin o keskin hatları burada yok. Hafif flu, puslu bir gerçekçilik ile görünüyor herşey. Belki de hikayenin yanı sıra fiziksel objelerin renklerindeki o kırılma filmin mükemmel his çemberini tamamlıyor.

Film Taeko isimli genç kadının Tokyo’daki işinden 10 günlük izin alarak geçen sene de gittiğini anladığımız kırsal alanda bir yere tarlalarda çalışmaya gidecek olması ile başlıyor. Tatilini tarlada çalışarak geçirecek olması çevresi tarafından tuhaf karşılansa da hikâye Taeko’nun çocukluk yıllarına ara ara dönüp, aslında küçüklükten beri şehir yerine kırsal alanı tercih ettiğini anladığımız kızın geçmişle kendini sorgulaması gibi ilerliyor.

27 yaşındaki kızımız, ailesi ve çevresi tarafından sen hala neden evli değilsin baskısını da görürken, Tokyo’da tek yaşamakta, işine gidip gelmektedir. Tatile ablasının eşinin ailesinin taşradaki çiftliklerine, bir boya hammaddesi olarak kullanılan, bizde Aspir de denilen sarı renkli bir çiçeği toplamaya yardıma gidecektir. Tren yolculuğuna başlar başlamaz, o da zihninde geçmişe bir yolculuğa çıkar.

Yanına gideceği ailenin gelini olan ablası ile telefonda konuşurken, ablalarının onu gaza getirip büyükanneleri ile gitmesini sebep oldukları sıkıcı bir otel hatırasını anınca, ablanın ona gülerek söylediği bir sözü olur “Unut artık bunu. Geçmişte yaşamayı bırak.”

Aslında birkaç gün önce ablaları ile buluşup geçmişi andıkları bir geceden sonra başlayan bir yolculuktur bu ama kendi de bu kadar uzayacağını tahmin etmemiştir. Trende, “10 yaşımdaki halimi bu geziye götürmeyi planlamamıştım ama bir kere ortaya çıkıncı peşimi bırakmadı” der.

5. sınıfa gittiği yıllar, 1966 yılıymış, 10 yaşında, 2 ablası, annesi, babası ve büyükannesi ile yaşayan küçük Taeko’nun hayatta çeşitli sıkıntıları vardır. Bunlardan ilki ailesi nesillerdir Tokyo’da yaşadığından, diğer arkadaşları okul tatilinde yazlığa veya taşradaki akrabalarının yanına giderken, kendilerinin hiçbir yere gidememesidir. Bütün yazı büyükannesi ile beraber yaptığı kaplıca turu dışında aynı mahallede geçirir.

Okul tekrar başlayınca ise arkadaş grupları arasındaki ilişkiler, okulda diğer sınıftan bir çocuk tarafından beğenildiğini duyması ve buna çok utanması, yine okulda sadece kızlara verilen regl eğitimi ve erkek çocukların duyup dalga geçmesi, okulda matematikten bir türlü iyi not alamaması veya çok istediği çantayı almayan annesi ile babasına kızgınlığı, en küçük kız kardeş olduğu için sürekli ablalarından kalanların ona verilmesi. Üstelik ablası kendi çantasını da ona vermiyordu gibi gibi, şimdi bakınca komik gelen, ama o yıllarda kendi küçük hayatı için büyük dönemeçler.

Filmin bu hatıra anlarına geçişi öyle zarif ki, geçmişe bir kapıyı, pencereyi açıp kapamak gibi. Anlatının bir güzel yanı da kısa kısa anlatılan anlardaki, hani bir olaydan aklınızda kalan, kalbinizde bir sızı ya da ayaklarınızı yerden kesen o heyecan anı gibi olur ya, o hissi vermesi.  

Mesela, hoşuma giden bir sahnede; Yan sınıfta ondan hoşlandığını söyleyen çocuğun ona sorduğu “güneşli mi, bulutlu mu, yağmurlu havaları mı seversin?” sorusuna, kızın cevabından sonra çocuğun “ben de” cevabı ve kızın havalarda uçarak eve gitmesi. Yetişkin Taeko’nun bunu hatırlayınca hala küçük bir kız gibi kıkırdaması. Oğlan çocuğunun da aldığı cevap üzerine topunu keyifle havaya fırlatıp tutmasından, onun da heyecanlanmış olduğunu ve kim bilir belki yıllar sonra yetişkin halinde hatırladığında benzer bir hissi yaşayabileceği hissini veriyordu.

Bu anılara Taeko’nun yolculuk esnasında, çiftlikte çalışırken, insanlarla etkileşimleri sırasında tetiklenen, aklına gelen hikayeler olarak ulaşırız.

Ama özellikle hoşuma giden bu anların büyük bir şekilde dramatize edilmeden anlatılması. Bir ajitasyon ile değil, geçmişi andım gözyaşlarına boğuldum, biz neydik ne olduk, daldım gittim geçmişe gibi değil. Anlık hatıralar. Bazen bir koku ile bazen bir ezgi ile bazen bir kelime ile aklımızda yanıp sönen anlar. 

Aşırı şımarıklık yaptığı zaman babanın ona vurduğu ilk ve tek fiskedeki utanma anı, matematikten aldığı zayıf not için annesine morali bozuk şekilde uydurmaya çalıştığı bahane ve ablası ile çalışmak zorunda kalmasının mahcubiyeti, tiyatro oyununda tek cümlelik rolüne yaptığı katkıya duyduğu gurur ve tiyatro kariyerinin başlamadan bitmesinin hüznünü atlatışı gibi.

Ailenin büyük bir hevesle aldığı bir ananas vardı mesela. Nasıl kesileceğini markete sorup öğrenip, bir aile töreni ile öyle kesip yerler. Ama tam olmamış olduğu için tadı ham kalmış. Ailenin çoğu tadını sevmeyip bırakırken, Taeko’nun o ananasın kıymetini yitirmemesi için kendini zorlayıp yemesi ve beğenmiş gibi yapması. Ve bunu da tren istasyonunda giderken gördüğü muz satan bir tezgahı görerek hatırlaması. Biz küçükken de lüks bir meyve olan muz ile ananası karşılaştırıp, o hayal kırıklığından sonra muz zaten meyvelerin kralıdır minvalinde bir cümle kurması. Çok kalp ben. Böyle naif, içten küçük anları yakalayıp yansıtan filmleri çok seviyorum.

Kızın anne babası ile iletişimi de çok gerçekçi. Annesine okulda kompozisyon ödevi konusunda övünürken, annesinin iyi kompozisyon yazan olacağına yemek seçmeyen olsaydın keşke demesi, kendi hayatımızda çok kıymet verdiğimiz bir konuda aynı heyecanı bulamayınca hissettiğimiz hayalkırıklıklarını hatırlatır. Matematik sınavı hakkında kız kardeşi ile konuşan annesinin bir sabırsızlık anında kendisi ile ilgili o normal bir çocuk değil dediğini duyması, bunu duyduğunu anlayan annenin renginin değişmesi. Çanta konusunda şımarıklık yapıp beraber yemeğe  gelmeyeceğini söyledikten sonra babasının ona bakışı ve onun ailenin arkasından koşup çıplak ayak dışarı basınca, babasının ona attığı o tokat. Aslında ayakkabısız çıktığı için değil de bir önceki davranışı için adamın içinde biriken öfkenin salınması. Kızın bunu kaldığı evin küçük kızına anlatırken, ilk ve son kez demesi. Kız benimki ara ara bana vurur deyince de, öyle olması belki daha iyi, böyle olunca nedenini düşünüp duruyorsun demesi, baba ile iletişimdeki o aralığın bir ifadesi olur.

Karakterlerin işlenişi de çok canlı. O çocuksu şımarıklıklar, bencillikler, abla-kardeş arası kıskançlıklar. Küçük kızın kesirlerin bölünmesini anlamaması ve ablasının da ona mantığını anlatmak yerine ezberle şu işi, yap geç işte demesi öyle şirindi ki.


Filmin bir yerinde geçmişi yad ettiği anlar ile ilgili Taeko’nun kurduğu bir cümle vardı. Çok vurucu gelmişti bana.

“İstesek de istemesek de bir kelebek uçmadan önce tırtıl olarak yaşamak zorundadır. Belki de o günleri, tırtıl dönemimden geçtiğim için hatırlıyorumdur.”

Film Taeko’nun kozasındaki son dönemini anlatıyor aslında ama bu fiziksel bir değişim değil. Geçmişteki bazı anlara dönerek, onlarla barışıyor veya içselleştiriyor.


Film bir yandan geçmişe gidip gelirken, bir yandan da Taeko’nun onu tren istasyonunda karşılayan Toshio ile ilişkisinin gelişimini anlatıyor. Toshio da hoş bir karakter. Daha önce beyaz yaka olarak çalışmış ama artık organik çiftçilik yapan, çiftçiliği çok seven bir adam. Günümüzde yaşanan ziraat sıkıntılarını düşününce, 1980’lerde yazılmış bir hikayedeki tarıma yapılan övgüyü izlemek çok manidar oldu. Adamın bitkileri “canlı” diyerek yetiştirme hevesini anlatışı veya tarlalarla dolu bir manzarayı izlerlerken doğayı insan yaratır, insan doğaya bakar, doğa da insanı besler diyerek doğaya , tarıma sevgisini ifade edişi çok güzeldi.

Toshio’nun Taeko ile ilişkisini izlemek bir yandan da belki hayal ettiğim bir tür romans olduğu için hoşuma gitti. İlk başta kıza karşı, geçen seneki çiftçi partisinde kasabadan bir sürü gencin Tokyo’dan gelen kızı görmeye geldiğini rahatlıkla anlatması ki onlardan biri de kendisiymiş, onunla rahat iletişimi,  istasyondan almaya geldiğinde kıza arabanın kapısını açmaya dahi yeltenmemesi, adamın ilk başta kıza karşı romantik bir hisleri olmadığını düşündürse de, beraber zaman geçirdikçe, yakınlaştıkları,  ilişkileri geliştikçe, kız farkına varmasa da adamın ona karşı hislerinin değiştiğini,  ufak işaretlerle, mesela akşam karşılaştıklarında adamın arabaya oturması için kıza kapısını açması gibi, hissederiz.

Filmde ikisi arasında bazı tuhaf anlarda olmadı değil tabi. Yakın bir yere gezmeye gittiklerinde adamın kıza sen niye evli değilsin diye sorması üzerine, kızın bu dönemde Tokyo’ da çalışan kızlar arasında benim gibi bekar çok diye cevap verdikten sonra , kesirleri ters çevirip çarpmayı beceren insanların hayatta daha başarılı olduğunu düşündüğünü söylemesi. Matematik ve diğer derslerde pek başarılı olmayan bir kız varmış mesela, kesirleri bölmede iyiymiş. Şimdi evli ve iki çocuğu varmış. Bu bölümün beni biraz rahatsız ettiğini itiraf edeceğim. Hayat başarısı olarak gördüğü bu mu kızın gözünde, veya herkese bekarlık sultanlıktır derken aslında içten içe evlilik hayali mi çekiyor da söylemiyor? Aslında filmin ana doğrultusu diğer karakterler üzerinden, onlara bir hikaye anlatırken, bir öğüt verirken, kendini tanıması, dışarıya sundukları dışında içinden aslında ne arzu ettiğini anlaması, içinde bulunduğu kozadan çıkması yönünde.

Hatta filmin sonlarına doğru evinde kaldığı ailenin yaşlı babaannesi, yaşlı insanların yaptığı gibi bodoslama Toshio ile evlen, burada kal deyince kızın darmadağın olması, 10 günlük tatilinde köy yaşamını Tokyo’dan daha fazla sevdiğini söylemesinin kendisine pek bir sahte gelmesi ona, okulda yanında oturmak zorunda kaldığı, pis ve kavgacı oğlan ile hatırasını aklına getirir. Toshio’nun onu düşünceler içerisinde bulması, kız onunla konuşurken farkında olmadan aslında şu 10 günde adamın ona bu kadar yaklaşmasına izin verdiğini fark etmediğini anlaması, arabada yan yana giderken adam ile ilgili ufak bir gelecek hayalı kurması, kanatların açılmak için çırpınmasıdır. Büyükannenin ve oğlanın anne-babasının sözleri, ona istediğinin farkında olmadığı bir şeyin ifade edilmesi karşısında karışık hislere girdiğini, kendisi kendisinden dahi saklasa bile diğer insanların onun arzularını, hislerini kolayca anlamaları onu korkutur.


Filmde şarkılar ile hoş bir anlatım yöntemi vardı. Tiyatro hikayesini anlattığında,  babası izin vermeyip rolü başkasına kaptırınca annesinin rolün ilk ona teklif edildiğini söylememesi gerektiğini söylemesinden dolayı morali bozuk yürürken kendi kendine moral veren bir şarkı tutturmasına bayıldım;

Dalgaları aşarak
Bulutlardan geçerek
Nereye gidiyor?	
Hyokkori Pumpkin adası’na mı?
Nerede götürecek bizi?
Özel bir şey bekliyor bizi
Ufkun hemen ardında
Zor zamanlar olacak
Sıkıntılı zamanlar olacak
Ama yitirmeyeceğiz cesaretimizi
Ağlamayı sevmeyiz, o zaman gülelim
Hadi gidelim
Hyokkori Pumpkin adası’na!

Hikayeden sonra Toshio’nun kız kardeşinin “zavallı küçük Taeko” demesi üzerine, Taeko’ nun ise lisede tiyatro grubuna girdiğini, zevkli olsa da ona göre olmadığını anladığını söylemesini duyarız. Aslında galiba bu hikaye ile geçmişteki kendinin kalp kırıklarını, küçüklüğünün yarasını sarmaktadır. Onun ardından da Toshio’nun babasının onun tek başına Tokyo’ ya gitmesini kabul etmemesinden dolayı yaşadığı üzüntüyü ve bunu atlatmasını anlatmaya cesareti gelir.

İkinci şarkı ise Toshio ile beraber söyledikleri;

Bugün olmazsa yarın var
Yarın olmazsa da öbür gün var
O da olmazsa başka gün olur
Her zaman vakit vardır.

Bu şarkılar o kadar hoşuma gitti ki, şarkıların geldiğini söyledikleri Machinegun Dundy veya Hyokkori Pumpkin adası isimli çizgi filmler var mı diye de merak edip baktım. (yokmuş)

(*) Bu şarkı filmin sonunda, filmin son dakikaları ile beraber akar. Altyazıları ile dinleyince ayrı bir güzel geliyor doğrusu. (ikinci izlediğim sitede şarkıda altyazının çevirisini koymamışlardı mesela. İzlerseniz şarkıda altyazı olan bir versiyonun sonunu tekrar izleyin derim.)  Şarkı Miyako Harumi isimli Japon bir şarkıcı tarafından seslendirilmiş, ama şarkının orijinali aslında Amanda Mcbroom isimli bir Amerikalı kadın şarkıcı/oyuncunun The Rose isimli şarkısının Japoncaya çevrilmesinden geliyormuş. Youtube da İngilizce versiyonu da vardı ama bir müddet Japon versiyonundan başkasını dinlemek istememekle beraber, sadece Türkçe çevirisini de okusam yeter. Her bir satırı çok hoşuma gitti.

Ve tabi filmin sonundaki tren sahnesi.  Özellikle otobüsden indikten sonra çocuk ona doğru koşarken heyecandan ayağının takılmasını, önüne atlayan hayali bir çocuğa bağlamalarını çok sevdim.

Filmde kızın kendi çocukluğu ile tekrar dost olması. Müthiş. ❤

İsmini daha önce hiç duymadığım bu güzel Ghibli filmini çok sevdim. İyiki izlemişim. Ve belli ki daha çok tekrar izleyeceğim.

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Only Yesterday – Dün Gibi – 1991 Anime Film’ için 9 yanıt

  1. Merhaba
    Bu tip samimi filmleri severim, yazınız da dilm kadar tatlı.
    Bu arada Hyokkori pumpkin/ kabak adası (ひょっこりひょうたん島 / hyokkori hyoutanjima) 60lardaki bir kukla gösterisi ve bu kızın söylediği şarkı o gösterinin başlangıç müziğidir.

    (bkz:

    hyokkori kabak adası konusu
    _ chrome tarayıcısında sayfayı çevir seçeneği ile yaklaşık çevirisini okumak da mümkün._

    https://ja.m.wikipedia.org/wiki/%E3%81%B2%E3%82%87%E3%81%A3%E3%81%93%E3%82%8A%E3%81%B2%E3%82%87%E3%81%86%E3%81%9F%E3%82%93%E5%B3%B6

    tema müziği:

    https://ja.m.wikipedia.org/wiki/%E3%81%B2%E3%82%87%E3%81%A3%E3%81%93%E3%82%8A%E3%81%B2%E3%82%87%E3%81%86%E3%81%9F%E3%82%93%E5%B3%B6_(%E6%9B%B2)

    izlemek isteyenlere bir bölüm:

    )

    Liked by 1 kişi

  2. Bu sayede kukla gösterisini de ayrıntılı izlemiş oldum. Machine Gun Dandy ( マシンガン・ダンディ ) bu serideki karakter.

    Bu filmdeki Poor Boy ( プアボーイ ) da yine bu kukla dizisinden:

    Liked by 1 kişi

      1. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Wall E filmini henüz izlemedim ama izleme listemde. İzleme fırsatı bulduğumda değerlendirmeyi umarım.

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s