The Boy and the Heron – Çocuk ve Balıkçıl -Kimitachi wa Dō Ikiru ka – 2023 Anime Film

Sevgili Miyazaki’nin (şimdilik) son filmi. Çocuk ve Balıkçıl. Ya da ilk duyduğum ismi ile Nasıl yaşarsınız?

Türkiye’de de en sonunda sinemalara geldiğinden seyredebildim. Yeni bir film olduğu için çok da spoiler vermek istemiyorum. Mümkün olduğunca sade bir şekilde bahsetmeye çalışacağım.

İkinci dünya savaşının ikinci veya üçüncü senesinde Tokyo’da bir oğlan, hastanede yangın çıktığını duyup annesini bulmaya çıkar ama yetişebildiği, hastanenin alevler içinde çöktüğü an olur.
Sonrasına babası ile seyahatinin sonuna geçeriz. Onları karşılamaya gelen geleneksel kıyafetli güzel kadın için anneme çok benziyor diye aklından geçirir.

Annesi ölen ve onu kurtaramamış olmasının vicdan ağırlığını çeken Mahito babası ile taşındıkları evdeki kadına mesafelidir. Oradaki yaşlı ahaliye de öyle. Yaşlı ahali tarafından, annesine çok benzediği söylenilen oğlan, yeni “anne”sini dinler gibi yapıp, genelde kendi bildiğini okumaktadır. Arazideki terkedilmiş, girişi kapatılmış, dedelerine ait olduğunu öğrendiği kulemsi eve girmek istese de engellenir. Ama arazideki balıkçıl onun peşindedir. 

Hamile olduğunu anladığımız yeni anne, aslında teyzesidir. O da bir tuhaftır ya. Daha ilk karşılaşmalarından sonra çocuğun elini alıp karnına götürür. Bir kardeşin olacak bak diye. (Kadın! Yanındaki annesi ölmüş, memleketinden farklı bir yere savaş var diye gelmek zorunda kalmış, babasını annesi dışında paylaşacağı yeni bir kadın olduğunu anlamaya çalışan ufak bir çocuk, az empati yap- derim içimden) Söze dökmese de hareketleri ile kadını anne olarak kabul edemediğini anlarız. 

Okuldan dönerken, bazı çocuklarla dalaşır. Burada biraz hırpalansa da, asıl yarayı, bir taş ile kendi kafasını yarmasından dolayı alır. Bunu dikkat çekmek için mi yapar? Yoksa kızgınlığını bir yerden çıkartmak için mi? Henüz bilemeyiz.

Hikaye güzel balıkçılın içinden çıkan tuhaf yaratığın Mahito ile zorla iletişime geçmesi, terkedilmiş kule-ev ve gizemi, hamile üvey annenin ortadan kayboluşu ile bir viraj alıp, arada ne oluyor, bunlar kim, martılar nereden çıktı dediğim bir girdapta ilerliyor.

Hikayenin özü, en azından ilk izlememden sonra içimden gelen, annesi yerine geçen sonradan aslında teyzesi olduğunu anladığımız kadın ile oğlan arasında kurulacak bağ, çocuğun hayalinde ya da gerçekte, bu sizin inancınıza kalıyor, annesinden teyzesini anne olarak kabul etme konusunda icazet alması gibi bir yerde. Keza teyze tarafında da ablasının yerine geçmenin suçluluğu, kocasına sevgisi, ablasından ona emanet edilen çocukla arasında sevgi bağı kurma çabası arasındaki dalgalanmanın durulması için umut.

Bana farklı farklı noktalardan başka filmleri hatırlattı. Koridora sıralanmış kapılar ve onların açıldığı farklı “evren”ler Howl’un şatosunun kapısını ve Alice Harikalar Diyarındaki kapılı koridorları hatırlatırken, bir çocuğun etrafında dönen kaotik dünya içerisinde kendini aramasını anlatan Pan’ın Labirenti filmini de aklıma getirdi.

Annesi ile karşılaştığı paralel evren, annesinin geçmişteki hikayesi, yaşlı ahali, paralel evrende büyüyüp bizim dünyamızda doğmak için yükselen ruh baloncukları ve onları yiyen martılar olayları farklı katmanlara çekiyor.

The Boy and The Heron beklediğim gibi bir film mi çıktı? Pek sayılmaz. Ama kötü anlamda demiyorum bunu.

Açıkçası balıkçıl kuşun tüm güzelliği ve zarafetiyle çocuk ile arkadaş olacağını ve çocuğun o küskün halini aşmasına yardımcı olacağını sanmıştım. Beklemediğim şekilde ilerlerdi. Bu beni hem şaşırttı, hem de sevindirdi galiba. Üzerinde düşünmek ve yavaş yavaş ipin ucunu bulmak için oynanacak bir yumak.

Filmi izlemeden görsellerinde bu resmi görüp, çocuğu küçük bir kızılderili sanmama ne demeli? 🙂

Bu sefer bir Ghibli filmi bana biraz daha ürkütücü geldi bir de. İçimi ara ara epey bir korku ile doldurdu. En sonunda yumuşak bir tonda bitti bitmesine ama gerilerek izledim çoklukla. Belki ilk izleyişim olduğundan veya belki de ilk defa sinemada izlediğimdendir. Bir iki kere daha izlemek istiyorum doğrusu. (Biraz düşündüğümde Monokoke‘yi ilk izlediğimde de oldukça ürkmüştüm.)

Bu filmin Miyazaki’nin en kişisel filmi olduğunu okudum. O da ikinci dünya savaşı esnasında küçük bir çocukken, taşraya saklanmaya gitmiş. Ama bundan öte, oğlan çocuğu Mahito’nun Miyazaki’nin kendisi, dedesinin Ghibli’nin kurucu ortaklarından yönetmen Isao Takahata, Balıkçıl’ın ise yine Ghibli’nin kurucularından yapımcı Toshio Suzuki olması, bu karakterlerin çizimi, yaratım sürecinin seneler alması aslında Miyazaki için Takahata’nın 2018 deki ölümünün ne kadar zor gelmiş olduğunu gösteriyor. Filmdeki zeki dede yerine koyduğu Isao Takahata, Miyazaki için de bir usta olmuş. Filmde dede karakteri daha ön planda olacakken, Takahata’nın ölümünden sonra Miyazaki buna devam edememiş. Bu sebeple balıkçılın daha çok yer aldığı bir senaryoya kaymış.

Her zamanki gibi görseller, buralardaki bahçeler, çiçekler mükemmel. Yeşilin tonundan mıdır, çiçeklerden midir, Ghibli filmlerindeki mekanlarda yaşamak istiyorum bazen. O yemyeşil çayırların, rengarenk çiçeklerin, sarmaşıkların duvarlarına tırmandığı bahçeleri olan o güzel evlerde. Kapıdan çıktığınızda esen rüzgarın saçlarınızı uçuşturduğu, elbisenizin eteğini salındırdığı, ama sizi üşütmeyen, ferahlatan bir esinti. Yeşil çayırları dalgalandıran rüzgar. 

Finalde çalan şarkı da Ghibli filmlerinde sıklıkla olduğu gibi çok güzeldi. Film bitip, salon boşalırken koltukta kalıp dinlemelik.

Film ile ilgili tek eleştirim muhabbet kuşları ile ilgili olabilir. Bu yaşımda o şirin kuşlardan korkacağım hiç aklıma gelmemişti ama bunun detayını filmi izlemeye bırakmak istiyorum.

Ah Miyazaki kafana kaç muhabbet kuşu pisledi? Haydi itiraf et!!

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>


2 thoughts on “The Boy and the Heron – Çocuk ve Balıkçıl -Kimitachi wa Dō Ikiru ka – 2023 Anime Film”

Bir yanıt yazın