Üç Silahşörler – Alexander Dumas

Üç Silahşörleri nasıl bilirsiniz?

Sanırım buna yaşınıza ve ilgi alanlarınıza göre değişen pek çok yanıt alabilirim.

Bir roman serisi olması itibari ile aslında konusu sabit olsa da, çok popüler olduğu için yıllar içerisinde farklı farklı dizi, film, çizgi film hatta bale yorumlamalarına denk gelmişsinizdir.

Siyah-beyaz versiyonları, Disney versiyonları, Fransız versiyonları, Amerikan versiyonlar, eğer yeteri kadar büyükseniz hatırlayabileceğiniz silahşörlerin köpek olduğu anime versiyonu gibi.

En talihsiz izleyiciler son versiyonları izleyenler gibi geliyor. Hele o izlemeye başlayıp, hafızamdan silinsin diye bıraktığım 2011 versiyonu korkunç film.

Benim Üç Silahşörler ile tanışmam herhalde ilk karikatürlerde olmuştur. İlla ki “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” üzerine yapılmış geyikler ile yazılmış, çizilmiş, dile getirilmiş espri varyasyonları ile karşılaşmıştım.

Ufak bir kızken kabarık elbiseler, prensesleri kurtaran eli kılıçlı şövalyelere bayılırdım.

Ortaokul civarında tv de bir siyah beyaz filme denk gelmiştim. İsmini kesinlikle hatırlamıyorum ama atlı, kılıçlı (dönemin ince uçlu epe/flöre tarzı kılıcı, ortaçağın kalın ağızlı kılıcı değil) dövüşlü, güzel giysiler içindeki kadınları kurtaran, onları kendilerine aşık eden, tüylü şapkalı şövalyelerin olduğu bir filmdi. (O dönemde bilmiyordum ama bu tarz filmlerin geneline “swashbuckler”deniyormuş.)

O yaz ailemin de yönlendirmesi ile madem kılıç dövüşlerini ve şövalyeleri seviyorum, şu meşhur Üç Silahşörleri bir okuyayım deyip, bulunduğum ilin il halk kütüphanesinden birinci cildini almıştım. O zaman ne müthiş bir maceraya başladığımı bilmiyordum tabi. Ardından gelecekleri de…

Öncelikle tahminimden ne kadar farklı çıkmıştı. Bir kere ben bu ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ mottosunun zırt pırt söylendiğini sanırdım. Öyle değilmiş. Sonra esas adamların, filmlerdeki gibi hep başarılı olan aksiyon kahramanları olduklarını sanırdım. Ama düpedüz mutsuz biten olay örgüleri ile doluydu romanlar. Hatta Üç Silahşörler romanının asıl kahramanının aslında aralarına sonradan katılan dördüncü silahşör olduğunu öğrenmek beni o zaman epey şaşırtmıştı.

Heyecanla ilk cildi okuduktan sonra şehir dışında olduğum için babamdan kitabı geri götürmesini ve ikinci cildi alıp getirmesini rica etmiştim. Geldiğinde ise elinde hiç beklemediğim bir kitap vardı. Paris Kralı. Kütüphanede romanın devam cildi olmadığı için kütüphaneci onun yerine Alexander Dumas Pere’in yani yazarın hayatını anlatan bir romanı vermiş. Hayal kırıklığına uğramıştım ama yine de okumuştum. Bu romanın da bende yeri çok büyüktür. Ondan ayrıca bahsedeceğim.

Üç Silahşörlere dönecek olursam, şehre dönünce hemen sahaflara yöneldim. Zaten bir yada iki tane sahaf vardı. Burada karşıma çok güzel bir sürpriz çıktı. E yayınlarının 1972 yılından tam metin olarak 3 ciltlik bir Üç Silahşörler baskısı. Bir de 2 kalın ciltlik Yirmi yıl Sonra’sı. Bu noktada kafam karışmıştı ve harçlığım sadece bir seriye yettiği için 3 cildi alıp gelmiş, yutar gibi okumuştum. Sonra da annemlere ısrar edip, gidip diğer iki cildi aldırmıştım. O zamandan sonra üniversite yıllarına kadar herhalde bu kitapları defalarca kez okumuşumdur. İnternet devrine girince aslında Yirmi Yıl Sonra’nın da devamı olduğunu öğrenecek ama tam metin olarak Türkçe çevirisine bir türlü ulaşamayacaktım. Ta ki 2021’ e kadar. Buna da geleceğim.

Tam da o dönemlerde (1993 yılı) yeni bir Üç Silahşörler filmi çekilmesin mi? Çekilen filmde silahşörlerden en sevdiğim Athos’u o dönemdeki genç kızlık aşkım Kiefer Sutherland canlandırmasın mı? Üstüne üstlük çok bayıldığım şarkıcılardan Bryan Adams filme müzik yazmış olup, MTV’ nin European Top 20 listesinde Cumartesileri uzun bir dönem bir numarada oturup kalan All for love şarkısı, bir değil iki değil üç buğulu sesli şarkıcı tarafından söylenmesin mi? O dönemki bakış açıma göre kader ağlarını örmüştü. Üç Silahşörler benim kaderimdi.

Şimdi düşününce ne abartı bir fanatiklik ama işte genç kızlık romantizmi… O dönemde film ile ilgili hangi dergide röportaj çıksa dergiyi satın alır, bulduğum tüm gazete kupürlerini toplar, film Cine 5 de oynayınca defalarca tekrarını izlerdim. Aslında filmi çok da beğenmemiştim ne yalan söyliyeyim. Ama Kiefer ve diğer oyuncular uğruna, roman uğruna seviyordum.

Bir iki sene sonra televizyonda denk geldiğim ve yine biraz farklı bir uyarlama olsa da en sevdiğim uyarlamalardan biri olan 1973 yapımını görene kadar bu uyarlama benim için çok önemliydi.

1973 uyarlaması ise oldukça şaşırtıcı idi. İki film olarak yayınlanmış olmasına karşın aslında oyuncular 4 saatlik uzun bir film çektiklerini sanıyorlarmış. Sonradan yapımcının bir numarası ile film ikiye bölünerek farklı tarihlerde vizyona girmiş.

İzlediğim filmler arasında kitaptan alınan bölümler ve özellikle romanın sonu itibari ile en gerçekçi uyarlama bu filmlerde olduğundan, şimdiye kadar izlediğim tüm uyarlamalar arasında hala en favorim bunlar olmuştur. Oyuncular da özellikle D’artagnan’ı canlandıran aktörün tipi romanda kafamda kurulana çok yakışıyordu. Aslında diğer oyuncular da epey efsaneymiş ama o zaman sinemaydı, oyunculardı o kadar bilmiyordum doğrusu. Bu filmlerin detayına gireceğim.

1998 da ise Demir Maskeli Adam ismiyle kral 14. Louis’i Leonardo Dicaprio’nun canlandırdığı bir başka film çıktı. O zamanlar Yirmi Yıl Sonranın devamına çok hakim olmadığım için izlerken epey kafam karışmış, sonunda da çok hayal kırıklığına uğramıştım. Bu filmi çok sevgi ile hatırlamıyorum. Sadece soundtrack’in bazı parçalarını severdim. (çoook çok sevdiğim Anissina-Peizerat çiftinin 99 sezonu buz dansı performansından dolayı. Konudan konuya zıp zıp zıplıyorum 🙂 Ama o dönemlerde bu konu bana oldukça heyecan verdiği için her bağlantı bir altın iplik gibi gelirdi. Örneğin Fransız bir buz patenci olan Phillippe Candeloro’nun o muhteşem kostümü ile 98 Nagano kış olimpiyatlarında bronz madalya kazanmasını sağlayan D’artagnan performası. O da hem buz patenine hem de üç silahşörlere sevgimi arttırmıştır.

Arada birde 1994 Fransız yapımı Dartagnan’ın Kızı filmi vardı. Bu filmi de büyük umutlarla beklemiştim. Çünkü kendi hayali dünyamda kılıç dövüşü yapan bir kadın karakterdim ve bu filmde de Sophie Marceau Dartagnan’ın kızını öyle canlandırmıştı. Bu film de hayal kırıklıklarına eklenen bir yapım oldu. Ağır, hantal ve sıkıcıydı.

2000’li yıllarda Amerikan yapımı son korkunç uyarlamadan bahsetmek dahi istemiyorum. Korkunç korkunç korkunç idi. Çok sevdiğim Matthew Macfadyen’in Athos ‘u oynaması dahi kurtaramıyordu filmi. Orlando Bloom bile çirkin hale getirilebilmiş, korkunç yapaylıkta, iyice karikatürize edilmiş karakterler ve aksiyon çabası.  Bu film yokmuş gibi muamele ediyorum.

Gelelim son versiyonlardan Musketeers ismindeki diziye. Bir ara Cbnce de yayınlanmıştı. Sonra tekrarlarına BBC First de de denk geldim. İngiliz yapımı bu dizi oyuncular açısından baktığımda, prensipte kabul edilebilirdi. Biraz at hırsızına benzese de D’artagnan fena değil, Aramis olması gerekenden de fazla yakışıklı, Porthos sempatik ve Athos biraz kasıntı olmasına karşın idare edecek karizmadaydı. Ama işte bunda da öyle bir yapaylık hissi, öyle bir her bölüm maceradan maceraya koşalım hali vardı ki, ben bir türlü sevip içselleştiremedim. Romanda geçen konulardan uzaklaşmaları bir yana, zorlama sahneler ile Alexander Dumas’ın karakterlerinin isimlerinin kullanılmasından rahatsız oldum. Normalde o dönemde geçen başka savaşçılar ile ilgili olsaydı sevebilir, izleyebilirdim. Ama bunlar benim silahşörlerim değildi.

Film ve dizi versiyonlarından sonra bir de bahsetmem gereken anime versiyonu var. İspanyol Japon ortak yapımı olan Dogtanyan ve üç silahşörler gibi bir ismi vardı. (Dogtanian and three muskehounds’muş aslında. O yüzden köpekşörler diye mi çevirmeli acaba?) Karakterlerin köpek olması ve Dartagnan’ın isminin Dogtanyan diye değiştirilmiş olması esprisini çok sevmiştim. Bu çizgi seriyi ismi dışında fazla hatırlamıyorum. Ciddiye almamış olma ihtimalim yüksek ama şimdi bakınca 2011 uyarlamasına göre daha sevimli ve izlenebilir. Hatta köpekşörlerin tipleri bile romandaki karakterlerine uygun görünüyor.

Son olarak 2019 da Süreyya Opera salonunda sahnede izleme fırsatını bulduğum Üç Silahşörler balesinden bahsedeyim. Guiseppe Verdi’nin müzik parçaları üzerine yapılan koreografi ile Üç Silahşörler’in canlandırılışını Süreyya Opera salonu gibi tarihi bir mekanda izlemek çok keyifli bir deneyim olmuştu. Pandemi döneminde bir ara youtube da bu balenin bir çekimini yayınlamışlardı da.


Üç Silahşörler… Sinema-dizi versiyonlarına bir giriş yaptım. Ama esas olay kitapların kendisi.

Bir dönem bu roman serisinin tamamına ulaşmayı çok istediğim için çok araştırmıştım. Popüler, telif hakkı düşmüş, macera içerikli bir roman serisi olduğundan, çocuk kitabı, gençlik kitabı vs olarak piyasada bolca kısaltılmış versiyonları mevcut olsa da, tam metin olarak bulmak epey bir zaman hiç kolay bir iş değildi.

Ben sahaflarda ilk 5 kitabı bulmuştum ama normal kitapçılara yenilerinin gelmesi Oğlak yayınlarının Üç Silahşörleri tam metin olarak yeniden yayınlanmasına kadar sürdü. Bu olay beni romanların devamının basılma olasılığı için çok heyecanlandırmıştı ama maalesef bu doğrultuda beklentilerim uzun, çok uzun bir süre karşılanmadı. İnternetten İngilizce olarak Gutenberg vs. gibi telif hakkı düşmüş kitapların olduğu sitelerde bulmuştum ama oturup bilgisayardan okumak için kendimi motive edemiyordum.

Yıllar geçti ve ben Yüzüklerin Efendisi, Dune gibi farklı mecralara yelken açtım. Üç silahşörlerden biraz uzaklaştım. Kitapların yayınlanacağına dair umutlarımda kalmamıştı zaten. Sonra 2021 senesinde bir kitapçıda karton kapaklı havalı ciltli bir yeni baskı Üç Silahşörler gördüğümde çok şaşırmıştım. Yanında bir de Yirmi Yıl Sonra vardı. Alfa Yayınları yeniden basmış meğer. Sonra bir baktım ki yanında Bragellone Vikontu, yanında Louise De La Valliere ve Demir Maskeli Adam. Gözlerime inanamamıştım. Bunları hemen almalıydım. Hemen hemen hemen…

Almadım tabi, önce internetten en ucuz nereden bulurum’u araştırmam lazımdı. En sonunda Alfa Kitabın kendi sitesinden satın aldım. Çok mutluydum. Hatta bendeki eski baskıları birde bu karton kapaklı havalı baskıdan alsam mı diye de düşünmedim değil, ama sonra boş yere aynı kitaptan almayı gereksiz buldum. Sonra neden bilmem, bir türlü okumaya başlayamadım. Okumaya başladığımda da çeviriden mi yoksa kafam mı çok doluydu bilmem bir türlü istediğim gibi hızlı gidemedim.

Sanırım Üç Silahşörleri baştan bir okumak istedim. Buna da 2023 de başladım.

Bu yeni Üç Silahşörler heyecanını başlatan açıkçası yeni çevrilen bir film haberi oldu. Başrollerde Eva Green, Vincent Cassel’in oynadığı (diğer Fransız oyuncuları tanımıyorum), jeneriğinin oldukça heyecan verici olduğunu düşündüğüm, cilasız, samimi bir versiyon gibi geldi. Gerçekten öyle çıkmasını ümit ediyorum. İki parça olarak yayınlanacakmış.

Böyle olunca kitaplara bir içim ısındı tekrar. Bakalım ne kadar sürede eskileri yeniden okumayı, yenileri ilk defa okumayı bitireceğim.

Bu kadar uzun yazının içinde romanın konusu ile ilgili yazmamış olmam peki…?  Tabi ki bunu bilinçli yaptım. Her bir roman hakkında tadını çıkararak yazmak istiyorum. Devam edecek…

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Üç Silahşörler – Alexander Dumas” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s