Üç Silahşörler – 1.cilt – D’artagnan

Üç Silahşörler’in ilk cildinin giriş bölümünde yazar, yani Alexander Dumas bize Kraliyet kitaplığında 14. Louis ile ilgili araştırma yaparken bir rastlantı sonucu Amsterdam’da Pierre Rouge tarafından basılmış bir yazın bulduğundan bahseder. Bu eserin adı Mösyö D’artagnan’ın Anıları’dır. Yazarı Gatien de Courtilz de Sandras isimli bir Fransız olan bu kitap da yazar da gerçektir. 1644-1712 yılları arasında yaşamış, bir ara silahşörlük yapmış, Bastille’de gerçek D’artagnan’ın tanıdıklarından biri ile bir müddet aynı hücreye düşmüş ve gerçek D’artagnan hakkında bilgileri muhtemelen buradan almış ve bunlara biraz da hayali olaylar ekleyerek kitap haline getirmiş.

Dumas’ın demesine göre bilindik tarihi simalar olan 13. Louis, Kraliçe Anne, Kardinal Richelieu, Kardinal Mazarin gibi isimlerin yanı sıra kitapta geçen ilginç mahlaslar Athos, Porthos ve Aramis dikkat çekince, biraz daha araştırmışlar ve en sonunda Kont La Fere’nin anıları başlıklı bir elyazması bulmuşlar. İşte bu elyazmasının sayfaları arasında da bu üç silahşörün isimlerine rastlamışlar.

Yazın can sıkıntısından Meydan Larousse’ları karıştırır, isimden isime geçerken bir şekilde bu üç daha doğrusu dört silahşörün gerçek hayatta karşılıkları olduğunu öğrenmiştim ve ilk başta epey bir şaşırmıştım. Armand d’Athos, Henri d’Aramitz, Isaac de Porthau. Gerçi her ne kadar gerçek isimlerinden esinlenerek “Anılar”a eklenmiş isimler olsalar da maalesef Kont de la Fere’nin anıları diye bir elyazması gerçekte yokmuş. Bu kısım Alexander Dumas’ın kurgusu olmuş.

Dartagnan kimdir? Romandaki Dartagnan’a geçmeden önce onun gerçekten yaşamış bir insan olduğundan bahsetmeliyim. Charles de Batz de Castelmore d’Artagnan isminde Gaskonya’lı bir soyluymuş. 1630 da 19 yaşında Paris’e gelmiş, 1632 de de Kraliyetin hizmetine girebilmiş. Devam eden yıllarda savaşlara katılmış, Mazarin için çalışmış. Hayatı ve ölümü kitaplarda geçen anlara dokunmuş olsa da tahmin edersiniz ki romanlarla birebir aynı değildir.

Diğer üç silahşör için ise isimleri dışında karakterlerin kendilerinin gerçek hayatları ve romanlardaki kişiler tamamen farklıymış. Tek benzerlik silahşör olmaları. Kara ata bindikleri için Kara Silahşörler ekibinde olan, aslında de Treville’nin (dö Treviy diye okunuyor) yani o dönemin Silahşörlerin kumandanı Comte de Troisville’in yeğenleri, birbirleri ile akraba olan üç Bearn’lıymiş, yani onlar da Gaskonyalıymış.

Şimdi durup Gaskonya’lı olmak da ne demek diye düşünüyor olabilirsiniz. Romanlarda sıklıkla bahsi geçen, Fransa’nın güneyinde, İspanya ile sınırında yer alan, Bask bölgesi de sayılan topraklar. Kuzey Fransızlara göre biraz farklı bir lehçe ile konuşurlar, daha doğallardır (burada kuzey Fransızlara soğuk nevale demek istedim, ama belli bir tecrübe üzerinden değil de tamamen cehalet ve önyargı ile. Yani pek de ciddiye alınmayabilir ama Fransa’nın güneyinden olanlara daha çok sempatim olduğunu belli edeyim dedim) ve en azından Üç Silahşörler romanında anlatıldığı üzere kanları kaynayan, inatçı, pratik zekalı ve cesur adamlar çıkartırlar. Nitekim sivri dilli, hazır cevap Cyrano de Bergerac’ın da bir Gaskon olduğunu söylemeden geçmemeliyim.

Alexander Dumas çok üretken bir yazardır. Onun Üç Silahşörler ve diğer romanları kadar ilginç olan kendi hayatı başka bir kitabın konusu olmuştur. Bereketli yazınında tek başına çalışmamış. Ona tarihi araştırmalarında destek veren bir ekibi varmış. Özellikle ismi geçen Auguste Maquet pek çok kitabın bir nevi ikinci yazarı sayılabilirmiş. Romanların ana hatlarını yazar, hazırlar, sonra Dumas gelip kendi dokunuşu ile kitapları bitirirmiş.

Alexander Dumas’ın yazdığı tarihi romanlarda belli bir tarzı vardır. Gerçek olayları, tarihte ismi bilinen kişileri alır, olayların içine biraz entrika, macera, kişilere hayali veya süslü karakterler ekler, kahramalıklar koyar, ve bunları öylesine güzel karıştırır ki yazdıklarına kolaylıkla inanılır, hangilerinin gerçek, hangilerinin kurgu olduğundan emin olamazsınız.

Ben Üç Silahşörleri ilk okuduğum yıllarda elbette ki ne Fransa, ne İspanya, ne Hristiyanlık din tarihi konularında pek de bilgim yoktu. Fransa krallarının sırasını, kim kimin karısıdır bilgisini, savaşların sebepleri hakkında fikrim de yoktu, merakım da. Ama bu romanla başlayan, öncelikle ve özellikle Fransa sonradan ise diğer Avrupa krallıkları ile ilgili ansiklopediler sağolsun, pek çok araştırma yapıp bilgiler edinmiştim. Aslında hep romanların tarihini daha iyi kavramak için. Bu kadar çok severdim bu romanları. Biraz da yazın can sıkıntısı esnasında ansiklopedi karıştırma ile vakit geçirebildiğimden.

Üç Silahşörler ilk başta tefrika roman olarak basılmıştır. Bir gazetede bölüm bölüm yayınlanmış. Dumas anlaşma yaptığından baskıya yetiştirmek için hızlı hızlı yazarmış. Herhalde sonradan hepsi roman olarak derlenmiş.

İlk yazımda belirttiğim gibi Üç silahşörler, Yirmi Yıl Sonra, Bragellone Vikontu, Louise De La Valliere ve Demir Maskeli Adam şeklinde 5 cilt olarak tamamlanmış. Bu kadar uzun yıllara yayılmış bir tarihi olmasından dolayı, kahramanlarının büyümesini, yaşlanmasını, karakterlerinin değişimini de gözlemleme şansımız oluyor. Aslında ilk ciltler ve hikaye örgüleri, maceralar nispeten kısa iken, sonraki romanlarda bölümler gittikçe uzuyor ve karakterlerin kabukları daha çok soyuluyor. İlk ciltler daha çok aksiyonu izlerken devam ettikçe kahramanları farklı açılardan değerlendirebiliyoruz. Özellikle en son bundan neredeyse 20 sene önce okuduğum için kendi bakış açımdaki değişim sebebi ile de kitapları tekrar okumak farklı bir heyecan veriyor. 20’li yaşlarıma gelmeden okuduğumda, silahşörlerin yaş almış oldukları 20 yıl sonrasındaki karakter değişimlerini farklı değerlendirirken şimdi daha farklı düşünüyorum. İlgili cilde geldikçe detaylandıracağım.

Aslında giriş bölümü bu kadar uzun değildir ama ben biraz detaylı girdim galiba.

Giriş bölümünü geçince baş karakterimiz Dartagnan ile tanışırız. Babasının üç hediyesi (at, tavsiye mektubu ve para kesesi) yanı sıra aldığı öğütler ile Paris’e  Kralın Silahşörlerinin komutanı ve memleketlisi olan De Treville’e gitmesi için evden yollanan Dartagnan, babasının herhangi bir kavgada geri adım atma, kavgalara girmeye bak öğüdü uyarınca gururlu tavırlarla sağa sola caka satarak yollara düşer düşmesine ama kendine fazla güvenin de zararları yok değildir. Dartagnan’ın gözükaralığı neticesinde roman serimizin ilk kötüleri ile tanışırız. Daha sonra isminin Kont Rochefort olduğunu öğreneceğimiz yüzü yaralı adam ve sarışın güzel kadın Milady. (Bu isimler çok önemli.)

Dartagnan çeşitli belalara bulaşarak ama en sonunda tek parça olarak Paris’e ulaşır ve Treville’nin konağına gider. İşte kitabın en tatlı bölümü. Treville ‘ın konağına varmış bir taşralı heyecanı ile etrafı gezmesi sonrasında ise bizim ve Dartagnan’nın aynı anda tanışma şerefine ereceğimiz üç silahşörün sahneye çıkması. Önce Aramis ve Porthos ile tanışırız. Treville’den Dartagnan’ın gözü önünde bir araba azar işitirlerken. Sonrasında ise Athos tüm soyluluğu ile sahneye girer.

Dartagnan’ın bu üç silahşör ile ayrı ayrı olaylara karışıp her biriyle birer saat arası olacak şekilde düelloya tutuşmak için randevulaşması çok eğlencelidir. Ama randevu saatinde Kardinal’in askerleri bunları basınca, Dartagnan tüm gönlü ile silahşörlerin yanında dövüşür. İşte bu sayede hem onların arkadaşlığını, hem Kralın lütfunu, hem Kardinal’in kızgınlığını üstüne almaya başlamış olur.

”Doğru, sizin gibi giyinmiş değilim ama ruhum öyle. Yüreğim Silahşör yüreği, bunu şuracığımda duyuyorum ve bu itiyor beni.”

Fiyakalı D’artagnan cümlelerinden biri

‘Silahşörlerin içi’ bölümünde ilk detaylı tanışıklığı yaşadığımız silahşörlerin yanısıra bir de uşakları önemli karakterlerdir. Silahşörlerin ve uşaklarının tek tek anlatılması, karakterlerin ve dönemin içine girmemizi kolaylaştırır.

Dartagnan’ın Porthos sayesinde bulduğu Picardie’li Planchet (Plaşe)

Athos’un konuşmamayı ve sessiz iletişimi zorla öğrettiği Grimaud (Grimo)

Aramis’in rahip olma hevesine umut bağlayan Bazin

Porthos’un kendisi kadar dış görünüme önem veren uşağı Mousqueton


Sahnemiz ve esas oyuncularımız hazırdır. Şimdi sıra entrika ve komplolara gelir.

Sıklıkla para sıkıntısı çeken Dartagnan ve arkadaşlarının hayatı, Dartagnan’ın hem alt komşusu hem de ev sahibi olan Mösyö Bonacieux (Bonasyo diye okunuyor)  nun ziyareti ile değişir. Karısının kaçırıldığını hem de anlattığı kadarı ile Dartagnan’nın düşmanı Kont Rocherfort tarafından kaçırıldığını söyleyen Mösyö Bonacieux Dartagnan’dan yardım istemek için gelmiştir. Gelin görün ki Madam Bonacieux çok işler karıştıracak, Dartagnan’ı kendine aşık edip, bir de onu da saray entrikalarında yer almasına sebep olacaktır. Ama kesinlikle planlı olarak değil tabi ki. Madam Bonacieux ve Dartagnan arasındaki romans herhalde romanın kadın yönünden en çıkar gütmeyen aşk ilişkisidir.

Bundan sonraki kısım tarihte yer alıyor mu, bilmiyorum ama roman İngiltere’nin başbakanı sayılan Buckingham Dükü’nün Fransa Kraliçesi Anne ‘e duyduğu aşk sebebi ile gizlice Paris’a gelip, bir gece kraliçe ile konuşması ve kraliçe’nin ona hediye olarak verdiği elmaslı gerdanlığın sebep olacağı kriz ile devam eder. Yine tarihi gerçekliğini tam bilmesem de (tamam ansiklopedileri okudum da orada kraliyet tarihlerinin tüm entrikaları anlatılmıyordu) dönemin Fransız Başbakanı sayılan Kardinal Richelieu’nunda tek taraflı olarak Kraliçe Anne’e tutkun olmasından dolayı, onu sürekli izlettiğinden (ki ben gerçekte buna pek ihtimal vermiyorum- sanki çok bilirmişim gibi… 🙂 ) kralı dolduruşa getirip elmas gerdanlığın peşine düşürür. Ama Dartagnan ve arkadaşları Kraliçenin imdadına yetişeceklerdir.

Bendeki ilk cilt 20 bölüm olarak Dartagnan ve arkadaşlarının Paris’den Londra’ya doğru yola çıkıp, yolda birer birer yaralanarak geri düşmeleri ve Dartagnan’nın uşağı ile beraber tek başına Londraya varması ile son bulur. Özellikle son bölümdeki Kont Wardes isimli genç ile yaptığı düelloda “Bu Athos için, Bu Porthos için, bu Aramis için” deyip hasmını yaralaması… Biliyorum! Eski Türk filmlerini izleyenler, o senaryoları yazanlar da bu romanlarla büyümüştür… Zaten kitabın pekçok yerindeki fiyakalı cümleleri bu tarz kılıç dövüşlü, kahramanlı filmlerde duymuşuzdur. Etkileyici repliklerdir.


İlk cilt için söyleyebileceklerim silahşörler ve Dartagnan ile ilk tanışma, onların karakterlerine ilk giriş olmasından ötürü hoş ve akıcı olduğudur. Özellikle en sevdiğim bölümler Dartagnan’ın Treville’in konağına ilk gidişi ve silahşörleri ilk görüşü, onların azarlanmasını dinlemesi ve sonrasında Athos , Porthos ve Aramis ile düelloya girmesine sebep olan olayların ardından onlarla düelloya gittiğinde Kardinal’in askerleri ile ortak olarak dövüşmeleri ve arkadaşlıklarının başlaması olmuştur.

Dumas’ın romanları genellikle sığlıkla, salt maceraya yönelik olmakla suçlanır. Hatta lisedeyken benim bu kitapları tekrar tekrar okuduğumu bilen bir sınıf arkadaşım, bu tarz romanları okuyacağına neden daha ciddi romanlar okumuyorsun ki demişti. Buna çok bozulmuş ve içten içe gıcık olmuştum. Bu sebeptendir ki kimseye, çizgi roman okuma alışkanlığı olan veya bana çok uzak herhangi bir konu hakkında okuyan insanlara bile bir şey demem. Varsın isteyen istediğini okusun.

O dönemde bunu savunacak kadar çok kitap okumamış olabilirim ama şimdi tekrar okuduğumda bence Üç Silahşörler sığ kitaplar değildirler. Görmek isteyene karakterlerin yaş aldıkça gelişimini görmesine, düşünmek isteyene maceranın ve fiyakalı sözlerin arkasında kalan izleri takip etmesine, tarihe meraklı olana inceleme yapıp biraz da derine dalıp merakını tatmin etmesine ön ayak olur.

Karakterler iki boyutlu gözükebilir. Şimdi yıllar sonra tekrar okuduğumda silahşörleri sadece soylu, bileği kuvvetli, Dumas’ın bizim onları görmemizi istediği gibi kahraman adamlar olarak göremedim. Ergenlik dönemlerimdeki okumalarıma göre her biri hakkında biraz daha farklı hisler, farklı düşünceler çıktı. Kötü karakterler için bile.

Biraz da bu açıdan kahramanlarımızdan bahsedelim. Son kitaba sıra gelene kadar cilt cilt gitmeliyim ki, farkları ifade edebileyim.

Dartagnan’ı ilk tanıdığımızda 19 yaşındaki bir hayli cesur, mert, bileği kuvvetli, maceraperest, biraz kendine fazla güvenen deli dolu akıllı bir delikanlı. Cehalet demek istemiyorum ama gençliğin verdiği ukalalık ile dünyanın ayakları altında olduğundan emin, sağa sola atar gider yapan, biraz da üç kağıtçı, köylü kurnazı.

Athos 30 yaşında soylu bir havası olan, ağırbaşlı, sessiz bir adam. Alkol almayı çok sevdiği sıklıkla belirtildiği için (ilk okuduğum yıllarda zihnimde çok da eşlememiş olsam da) belli ki biraz alkolik. Geçmişten gelen sırlarını, kim olduğu, ne olduğunu alkolün içinde unutmaya alışmış. Ama cesur ve iyi kılıç kullanan biri.

Porthos ‘un kesin yaşı pek dile gelmez. Ama Athos’a yakın olsa da zihin yaşı daha düşükmüş gibi gelir. İri cüsseli, yüksek sesle konuşan, etrafa hava yapmayı seven, arkadaş gruplarında en az bir tane olan neşeli bir ayıcık modundadır. Biraz pohpohlamakla kolay gaza gelen, aklı kendine çok da yetmeyen ama temiz kalpli bir tiptir.

Aramis ise 22 – 23 lerindedir. İlk okuduğum zamandan beri aklımda en çok kalan Aramis’in ellerini beyaz dursun diye sıklıkla havaya kaldırması ve şeftali tüylü yanağıdır. Silahşörler arasında yakışıklılığı ve temiz yüzü ile dikkat çekse de, zihnimde – özellikle de yirmi yıl sonra romanlarından dolayı – biraz daha kaprisli, kendini beğenmiş, daha gizli saklı işler yapan bir adam olmuştur. Şimdi yıllar sonra tekrar okuyunca gençken de dışarıya dindar gözüken ama kadınlarla arası hep iyi olmuş, sevgilisinden hem de bir sürgün olmasından ötürü kaçak olan sevgilisinden bir süre mektup gelmeyince bile tiribe giren bir ergen irisi gibi geldi.

Her arkadaş grubunda bir dinamik vardır. Birisi öne çıkar, birisi ortamı idare eder, birisi gösterişi sever, biri saman altından su yürütür. Bunlar kendi arasında değişebilir de, insanlar değişir çünkü. Bu yüzden üç silahşörler tarihi bir macera romanı olması dışında güzel bir karakter yelpazesidir de.

Devamı gelecek… İkinci cilt Milady ile.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s