Howl’s Moving Castle – Yürüyen Şato 2004 Anime Film

Çok sevdiğim filmler hakkında yazıları toparlamak çok zor oluyor. Keyif aldığım her bir anından, her bir kareden bahsetmek istiyorum. Ama öyle yapınca da çok uzun yazı oluyor veya bir türlü toparlayamıyorum ve yazı bitmiyor.

Howl’s Moving Castle. Bu film Miyazaki’ye açık çek vermeye karar verdiğim filmdi. Yani bundan sonra Miyazaki adını duyduğumda en azından bir kere izleyeceğim dediğim. Bu filmi ne kadar sevdiğimi kısaca anlatmak zor. Bu yüzden mümkün olduğunca temel noktalardan bahsetmeye çalışacağım.

Ama sırayla gidelim. Önce konusundan biraz bahsedeyim.

Sophie babasından kalma bir şapkacı dükkanında çalışmaktadır. Ailenin en büyük kızıdır. Annesi ve sonradan göreceğimiz kızkardeşi çok göz alıcı iken kendisi daha mütevazi bir kızdır. Yaşadığı ülke bir savaşa hazırlanmaktadır. Sokaklardan sürekli askerler geçiyor, askeri gemiler, uçaklar dolaşıyordur. Kardeşini ziyaret için sokağa çıkan Sophie’yi iki asker sıkıştırınca bir anda yardımına çok yakışıklı sarışın bir adam gelir. Bir büyücü olduğunu anladığımız adamın peşinde tuhaf siyah yaratıklar vardır. Bu yaratıklardan kaçmak için kız ile beraber göğe yükselip, havada koşan Howl, kızı gideceği yere bıraktıktan sonra ortadan kaybolur. Sophie’nin ona hayran kaldığını anlamak çok kolaydır.

Akşam eve döndüğünde ise onu kötü bir sürpriz beklemektedir. Howl’un peşindeki yaratıkları gönderen Kötülükler cadısı Howl ile beraber kaçan kızı kıskanmıştır, akşam dükkanına gelip ona bir büyü yapar. Bir anda kendini 80-90 yaşlarında iki büklüm bir nine olarak bulan kız şoka girer. Kimseye belli etmemek için gizlice kırsala kaçar. Orada çalıların arasından kurtardığı “şalgam kafa” lı bir korkuluk ve karşısına çıkan bizzat Howl’un yürüyen şatosu olacaktır. Şato onu içeri alır ve orada şatoyu yürüten ve canlı tutan Calcifer ismindeki bir ateş cini ile tanışır.

Calcifer Sophie’ye onun üstündeki laneti bozabileceğini ama Sophie’nin önce onu şatoya hapseden büyüden kurtarması gerektiğini söyler. Ama işin komik yanı, her ikisi de (hem Sophie hem de Calcifer) kendilerine yapılan büyünün ne olduğunu söyleyemesinler diye de lanetlenmişlerdir.

Howl’un evinin güzel bir detayı vardır. Kapıda dönen 4 renkli çarkın her biri farklı bir mekana açılmaktadır. İkisi birer şehre, ki bu şehirler birbirleri ile savaştadır, biri kırsala, yani şatonun esas bulunduğu yere, diğeri ise karanlık bir boyuta açılmaktadır. Orayı sadece Howl bilir.

Film ilerledikçe, Howl ile Calcifer arasındaki anlaşmayı, Howl ile Sophie arasındaki ilişkinin gelişimini, Howl’un ve Sophie’nin değişimini izleyip, en sonunda etkileyici bir finale ulaşırız. Bu süreç çok keyifli ve heyecanlıdır.


Filmin hoşuma giden yerlerine gelirsek, öncelikle bir kere bence anime karakterleri arasında en yakışıklı ve havalı karaktere sahiptir, yani Howl’a. Anime karakterlerine platonik aşık olma yaşımı geçmiş olsam da Howl’un karizmasını asla es geçemeyeceğim.

Sonra Sophie. Açık söylemek gerekirse ilk izlediğim andan itibaren Sophie’de bir yerde kendimi bulmuştum. Kendinin güzel olduğunu düşünmeyen, kendine önem vermeyen, Howl ile ilk karşılaşmalarında dahi ona yardım etmesini tesadüfe bağlayan Sophie. Howl’un özellikle onun için hazırladığını söylediği küçük evin yanında, Howl ona ısrarla söylemesine karşın, Sophie’nin ben güzel değilim, hiç de olmadım demesi. Gün içerisinde ara ara huzur bulmuşken, kendi başınayken, tekrar gençleşmesi sonra herhangi ufak bir yorumda veya olumsuzluk hissinde tekrardan yaşlı görünümünü alması bana çok etkileyici bir anlatım gelmişti.

Bununla ilgili, yani kendimizi nasıl hissedersek aslında öyle göründüğümüz ile ilgili yıllar evvel okuduğum “Avalon’un Sisleri” kitabında, bir anlatım vardı. Orada minyon ve esmer olan druid kadınlarından Morgana kendini annesi yanında hep çirkin hisseder. Annesine hiç benzememektedir. Ama Beltane festivalinde tören ayininde töreni yürütürken, ayindeki ana tanrıça rolündeyken, kendini öyle iyi ve büyük hisseder ki, sanki devleşir. Gözünü açtığında etrafındaki adamların bakışlarından onda çirkin bir kadın görmediklerini, ana tanrıçanın imajını gördüklerini anlar. Aslında buna kendi inandığı için, edası değişmiştir. İşte Sophie için de, kendini değerli, huzurlu, istenen ve sevilen hissettiği zaman gençleşir. Aslında gençleşen kendi ruhudur.


Filmin ana temalarından ya da sık sık tekrar eden temalarından biri kalp çalmak üzerinedir.

Şapkacı dükkanında çalışan kızlar, Howl’un şatosunu gördüklerinde, onun hakkında dedikodu yaparlar ve onun güzel genç kızların kalbini çaldığını söylerler. Hatta Sophie, onun güzel kızların kalbinin peşinde olduğunu bu yüzden kendisinin bir risk altında olmadığını söyler kızkardeşine.

Kötülükler cadısı da Howl’un kalbinin peşindedir. Filmin sonlarına doğru anlayacağımız üzere Howl aslında kalpsizdir. Kalbini daha bir çocukken gökyüzünden bir yıldız ile düşen ateş cini Calcifer ile takas ederek, ona can vermiş, o da ona sihrini vermiştir.

Kalpsiz bir adam olarak, genç kızlara kur yapmayı onları baştan çıkartmayı sever, gerçekten birine bağlanmayı düşünmez Howl. Güzelliğine ve karizmasına düşkündür. Boyalarının yeri karıştığı için saçlarının rengi bozulunca, “eğer yakışıklı değilsem hiç yaşamıyım daha iyi “ diye bunalıma girer. Burada onu silkeleyip, “ben hayatım boyunca güzel olmadım” diyip azarlayan Sophie olacaktır.

Filmin sonunda kalbini geri alıp uyandığında, Sophie’e söylediği, üzerimde bir ağırlık hissi var cümlesine Sophie’nin cevabı mükemmeldir. “Kalp taşıması ağır bir yüktür.”

Japonca “kokoro” denilen kelime direkt kalp diye çevrilse de aslında kalp, zihin ve beden olarak bir bütünü tarif eder. Bu doğrultuda “kalbin” paylaşılması bir nevi bütünsel bir paylaşımdır.


Yine filmin sonlarındaki Howl’un uyanıp, karşısında genç görünümlü ama saçları hala beyaz Sophie’yi görüp, Sophie saçların yıldızların renginde, ne kadar güzel demesi, çok tatlıdır. (galiba saçlarımdaki beyazları sık sık boyamak istemememin sebebi beyazlardaki güzelliği görecek birisi ile karşılaşmak istemem olabilir. )

The beauty of a woman is not in the clothes she wears, the figure that she carries, or the way she combs her hair. The beauty of a woman is seen in her eyes, because that is the doorway to her heart, the place where love resides. True beauty in a woman is reflected in her soul. It’s the caring that she lovingly gives, the passion that she shows & the beauty of a woman only grows with passing years

Audrey Hepburn

Sadece Howl’un bildiği o siyah renkli çıkışta Howl büyü ile kuzgun kanatlı kılığına girip, savaşan iki ülkenin araçlarına ve onlara hizmet eden sihirbazlar ordusuna müdahale eder. Her iki ülkenin kralı’da en güçlü büyücülerden biri olan Howl’un kendilerine hizmet etmesini istemektedir. Ama Howl savaşa, savaş gemilerine, bombalara düşmandır. Onları yoketmekle uğraşır. Her defasında kuşa dönüştüğü büyüden geri dönmesi daha da güçleşmektedir. Son seferinde, artık Sophie’nin onun kalbini bulduğu sahne, kalbini ona geri vermesi çok etkileyicidir.

Bir de tabi yine Miyazaki’nin vazgeçilmez savaş karşıtlığı hikayede yerini bulur. Howl ile Sophie’nin çayırda üzerlerinden geçen korkunç savaş gemisinin üzerindeki bombaları görmesi, Sophie’nin bunun burada ne işi var sorusuna, Howl’ un yakacak başka şehirler arıyor diye cevap vermesi, hatta Sophie’nin bu bizim mi düşmana mı ait sorusuna, ne farkeder ki aptal katiller diye noktayı koyması.  İkinci dünya savaşı sonuna doğru Amerika sürekli Japon şehirlerini bombalamış, kendisi daha 3 yaşında bir çocuk olsa da, bu yıkımın ve devamında gelen zorlukların etkisini hissetmiştir Miyazaki.

Bunların dışında tabi bir sürü sevdiğim sahne var.

Filmin başında Howl ile Sophie’nin ilk karşılaşması ve havadaki o yürüyüşlerine çok bayılmıştım. Çalan müzik ile beraber. Sonradan da aktaracağım gibi Sophie ile kendimi çok bağdaştırdığım için yaşanan durum çok romantik gelmişti. Yine mükemmel Joe Hisaishi müziği ile tabi ki.

Howl’un şatosundaki sabah kahvaltısı sahnesi, Howl’un Sophie için açtığı yeşillikler içindeki kapı, yıkanan çamaşırların şalgam kafanın yardımı ile kurutulması ve liste devam eder.

Film, Diana Wynne Jones isimli İngiliz bir yazarın 1986 da yazdığı aynı isimli romanından uyarlanmış. Bazı kısımları değiştirilmiş, ama nispeten başarılı bir uyarlama olduğu söyleniyor. Türkiye de İthaki devam kitapları da olan bu seriyi çevirip, yayınladı ama alıp okumadım henüz. Howl’s moving castle, Castle in the Air ve House of Many Ways seriyi oluşturan kitaplar. Açıkçası çok da merak etmiyorum sanırım.


Spirited Away yazımda o filmin Howl’un hikayesinin öncülü gibi düşündüğümü belirtmiştim. Spirited Away ‘da Haku nasıl büyü uğruna adını kaybetmeyi göze alıp Yubaba isimli cadının yanından ayrılamamışsa, Howl ‘da Calcifer ‘e kalbini vererek ondan büyü gücünü alıp, kendisini ona mahkum etmiştir. Haku ile Chihiro nasıl Chihiro çok küçükken karşılaşmışsa ve Haku onu görür görmez tanımışsa, sonradan anlayacağımız üzere Howl’da Sophie’yi uzun zamandan beri beklemektedir. Howl’un Yubaba gibi büyü ile kuşumsu bir canlıya dönüşüp, uçup gelmesi, Şalgam kafa korkuluğun zıp zıp zıplayarak, Yubaba’nın kızkardeşinin evindeki sokak lambası gibi onları takip etmesi, tabi ki Sophie’nin Chihiro gibi kendine güveninin yerine gelmesi ve bu güven ve kalbindeki sevgi ile sevdiği adamı özgür kılmayı başarması.

Bu film kalbime çok ince değişik bir yerden dokunmaktadır. Totoro yazımda dediğim gibi, Totoro çocukluk hayalleri için ne kadar kalbime yakınsa, kendine inanma, aslında gözünün önündeki görme açısından, hayata bakış açısından yaşı büyümüş benim kalbime en yakın Miyazaki filmi de Howl’dur. Şimdi bütün filmlerini izledikten sonra (bu yazıyı yazmadan önce kalanları da izledim) yine en sevdiğim film bu olacak galiba.

Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Howl’s Moving Castle – Yürüyen Şato 2004 Anime Film” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s