Dune – 2021 Film

Dune ‘yi ne kadar sevdiğimi yeteri kadar belli etmiştim değil mi? Yani bir adaya düşsem yanımda olmasını isteyeceğim kitap serisi Dune olabilir derdim.

Bu roman serisinin ya da sadece ilk romanın sinemaya uyarlanmasında daha önceki film ve dizi deneyimlerimde oldukça büyük hayal kırıklığına uğradığımdan yeni film için de büyük umutlar beklemedim.

Ama filmin vizyon tarihi yaklaştıkça, trailer, fragmanlar derken, gitgide heyecana kapıldım. En sonunda günü geldi.

Filmin konusundan bahsetmeyeceğim zaten kitap serisi ve ilk kitap ile ilgili yazılarım mevcut. Diğer kitaplar için de kafamı toparlayınca yazacağım. Bu yazımda sadece spesifik olarak Dennis Villeneuve ‘nın Dune uyarlaması ile ilgili düşüncelerimi yazmak istedim.

İlk olarak film kötü değil. Yani izlerken “nee, kitaptan hiç mi bir şey anlamadınız” diye çığlık atmak istemiyorsunuz. Ama “ah ya keşke şu sahne de olsaydı” dediğim birkaç bölüm vardı veya bir iki karakterin biraz daha farklı işlenmiş olmasını dilediğim anlar oldu.

Filmin uzun bir girişi, yani Atreides ailesinin Clannad’dan Arrakis’e gelişi uzun uzun anlatılmış. Clannad’da ki yaşamları, Dük’ün yaşadıklarına yaklaşımı. Bu kadar uzun anlatılmış olmasına karşın romandaki Dük’ün cariyesi Jessica’ya olan aşkı, ona olan inancını filmde tam okuyamıyorsunuz. Bunu romanı onlarca kez okuduğum için ben biliyorum ama gidişattan ne Dük’ün sanki Jessica’dan şüphelenmiş gibi davranması, Gurney ve Duncan’ın Jessica’nın hain olabileceğini düşünmesi ama aslında Dük ‘ün zevcesine sonsuz güvendiğini oğluna sır olarak söylemesi yok. Jessica’nın da Dük ‘ü sevdiğini tahmin edebiliyoruz ama bu sevgisinin derecesinin ne kadar büyük olduğunu Baş rahibenin Jessica’ya sadece kız çocuk doğurman söylenmişti gibi bir cümlesi ile anlatmaya çalışmışlarsa da çok yeterli olmamış. Bu adam bir cariyeyi belki de ailesine ittifak sağlayacak başka soylu aileden bir kadın ile evlenmeyecek kadar çok sevmiş, kadın da büyütüldüğü rahibe okulunun en büyük ustasının emrine itaatsizlik ederek sevdiği bu adama bir oğul vermiş.

Bence romanın en etkileyici sahnelerinden biri olan Arrakis’in nüfuslu insanları ile beraber yapılan akşam yemeği sahnesi de tamamen atlanmış. Halbuki bu yemeğin öncesi ve yemek esnasındaki konuşmalar Liet Kynes’in sadakatinin ne yönde olacağının belli olduğu, aynı zamanda gezegendeki en sert tipler olan kaçakçıların bile Liet’e saygı duyduğunu anladığımız önemli bir sahneydi. Gelecek filmde eğer gelirse Gurney’in nasıl kurtulduğunun bağlandığı bir andı.

Yine Liet Kynes ile gittikleri çöl seferinde, Liet’in Dük’ün tavırlarından adamın Harkonnenler’in tersine sadece para ve şan için değil, onuruna ve insanlarına verdiği önemi görüp bu aileye ısınmaya başlamasını tam ifade edememişler. Kynes’in hareketlerinden bunu benim gibi romanı neredeyse ezberlemiş olan biri farketse de, Kynes’in bağlılığının kayışını, Dük ile ilgili düşüncelerinin değişmeye başladığını tam aktaramamışlar.

Lisan-ul Gayb kavramı ve çöl insanlarının Paul’e bağırışları kısmına bayıldım. Açık söylemek gerekirse bence çöl insanlarının yakarış kavramını en iyi sahneleyen uyarlama. Daha önce yazmış mıydım bilmem ama Fremenler’in dini ve tarzı doğu kökenine ve islama benzediğinden, bilakayfa gibi kelimeleri yakarırlarken önceki uyarlamalarda olduğu gibi bir ortak ritüeldeki insanlar gibi koro şeklinde değil de, kitabı okurken kafamda canlanan her bir bireyin kendi hazeyanı esnasında kendi tonunda kendi güftesinde seslenmesi idi. Bu filmde sanki namazda herkes kendi dua hızında amin dermiş gibi, kelimeler bir senkronizasyonda söylenmiyor. Çok ufak bir detay ama bence romanın ruhu ile ilgili önemli bir nokta.

Oyunculara gelirsek. Filmin yeni uyarlamasının olacağını, Paul karakterini Timothee Chalamet’in oynayacağını ilk duyduğumda biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Bu çocuğu bir türlü çok sevememiştim. Hele tıfıl görüntüsü ile nasıl Paul olabilecekti? Tamam, Paul bir bodyci gibi değildi ama yine de yağsız, kaslı sert bir yay gibi olmasını bekliyordum. Film Paul’ün henüz sertleşmediği, henüz tabiri caizse suyunun bol olduğu zaman diliminde geçtiğinden, Paul’un delikanlılık ile adamlık arasında salınan kendini sorgulayan döneminde geçtiğinden Timothee’nin oyunculuğu gözüme hiç batmadı. Bana kalırsa romanın ruhunu yakalayan bir tarzı olmuş.

Jessica’yı oynayan Rebecca Ferguson’a ilk izlediğim White Princess dizisinden beri bayılırım. O da yeterli bir performans göstermiş.

Sayyadina

Keza Dük’ü oynayan Oscar Isaac ‘da. Hatta şunu söyleyebilirim ki, tüm uyarlamalar içinde romandaki Dük’e en yakın hissettiğim, tip olarak da, bu adam oldu.

Duncan ve Gurney beklediğim gibi, belki biraz daha az rollerle ilermişler. Romanda geçen ufak tefek anlarla karakterlerini, sadakatlerinin derecesini, Harkonnenler ‘e olan nefretlerinin büyüklüklerini çok daha iyi anlıyorduk. Burada sadakatlerini ve becerilerini anlayacağımız kadar ekran süresi elde etmişler. Duncan’ı canlandıran Jason Momoa hiç beklemediğim kadar iyi olmuş. Gurney’i oynayan Josh Brolin de iyi olmasına rağmen çok kısa süre izleyebildiğimiz bir karakter olarak kalmış. Nerede Gurney’in her lafa cevap veren piç halleri… Bu karaktere yeteri kadar önem vermemişler gibi.

Yueh. Hain Yueh. Yueh’in ihanetinin ne kadar büyük olduğu ya da şöyle diyelim Yueh’in Suk doktor okulundan çıkışındaki şartlandırılmasının kırılmasının ne kadar zor olduğu hiç ifade edilmemiş. Adam karısı için ihanet etmiş ama böyle bir ihanet için zihnindeki hangi zinciri kırdığı, Paul ile kayıp karısının Orange Katolin İncilini paylaşmasından ne kadar samimi bir dostluğu olduğundan hiç bahsedilmemiş. Çok önemli bir kayıp mı, bilmiyorum. Ama benim en sevdiğim alıntılardan biri olan “Yueh! Yueh! Yueh! der nakarat. “Bir milyon ölüm yetmez Yueh’e!” alıntısını çöpe atmış gibi olmuş.

Chani karakteri Dune romanlarında en sevdiğim karakterlerden biridir. Son zamanların parlayan genç oyuncusu Zendaya’nın oynayacağını duyduğumda çok sevinmiştim. Bence mükemmel bir seçimdi. Fragmanlarda gördüğüm kadarı ile de çok uymuştu. Ama Chani ile Paul ‘un rüyaları dışında karşılaşmamız ancak filmin sonuna denk geldiği için onun olduğu ve olabileceği kişiliğini tam anlama fırsatı bulamıyoruz. Paul’un tek gerçek aşkı, Paul’e sonsuz inanan ve onun hep yanında olan kadın. Belki de en fanatik Fremen. Umarım ikinci film olur ve bunu yeterli yansıtabilir. Çünkü Timothee ile kimyaları çok uymuş gibi gözüküyor.

Liet Kynes. Liet benim romanda en sevdiğim diğer karakterlerden biri idi. Filmde bir kadın olarak işlemeye karar vermişler. Genelde bu tarz değişiklikleri sevmesem de beni hiç rahatsız etmedi. Sadece yukarda bahsettiğim o yemek sahnesi olmadığı için Dük’ün evinde olması gereken sera hakkında Jessica’nın yorumunu duyup ona sanki transa girmiş ve aşık olmuş bir adam gibi baktığı sahnenin elimine edilmesine üzüldüm doğrusu. Bu sahne Kynes’in artık Fremenlerin eski kehanet ve inanışlarına boyun eğdiği andı.

Film Paul’un James ile olan düellosu ile son buluyor. Jamis’ in cenaze törenini dahi göremiyoruz. Yine çok hassas bir sahne. Belki devam filmi olursa oradan devam ederler bilemedim. Bence Usul ölüye nem bahşediyor gibi bir sahne veya Jessica’nın rahibelik testi gibi önemli bir sahne ile de son bulabilirdi ama film bu hali ile zaten çok uzun ve belki ikinci filmin başına etkileyici sahneler saklamak istemişlerdir. Filmin başında biraz giriş yapıp sonra şu kadar sene sonraya ileriye sarmayı planlamış olabilirler.

Film de eksik işlenen bir karakterin Stilgar olduğunu düşünüyorum. Masaya tükürme sahnesini eklediklerine çok sevinsem de, daha sakin ve ağırbaşlı bir karakter yerine biraz fazla telaşlı konuşan bir adam imajı çizdiler gibi geldi. Tam olmamış. Stilgar romanın en ağır abilerinden biriydi halbuki ve tip olarak mükemmel oyuncuyu da bulmuşlardı.

Filmin görsellik uğruna, ki ana karakterlerden biri “çöl gezegeni” olduğundan çöle zaman ayırmalarını normal bulsam da, kitabın bazı sahnelerinden feragat etmiş gibi. Filmin genel havasını sevsem de düşünmeden edemiyorum. Bazı (muhteşem kabul ediyorum) uzay gemisi sahneleri olmasaydı da yukarda bahsettiğim konular daha geniş işlenseydi olmaz mıydı acaba? Kitabın ruhundaki oyun içinde oyun içinde oyun konseptini, hem iyi taraftaki hem de kötü taraftaki gizli amaçların gözler önüne serilmesi, kitabın basit bir uzay macerasından öte bir dini lider yaratma, gizli oyunlar hazinesini biraz daha fazla ortaya sermesini ümit ediyordum.

Sonuç olarak kesinlikle kötü denemeyecek bir uyarlama. 1984 yapımı korkunç filmle kıyaslama yapmaya bile gerek yok. 2000 li yıllardaki diziye oyunculuklar ve sinematografi açısından büyük fark atar. Sadece keşke aynı bütçe ve oyuncular ile dizi olarak çekselerdi veya ilk 2 kitabı 3 film yapacaklarına daha fazla film olarak çekmeyi hedefleselerdi. O zaman mükemmel olabilirdi.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s