Snow White: A Tale of Terror -1997

Kırmızı başlıklı kızın hikayesinin farklı anlatımından sonra, gelelim Pamuk Prenses hikayesinin farklı anlatımına.

Açık konuşmak gerekirse Benim Pamuk Prenses masalına sevgim Zeynep Değirmencioğlu ve Salih Güney ‘in oynadığı muhteşem Türk filmi uyarlaması ile başlamıştır. Bu film çocukluğumun efsanesidir ve herhalde yüzlerce kez izlemişimdir.

Ama kırmızı başlıklı kızda bir kere tadını alınca, Pamuk Prenses: Bir Terör Öyküsü başlıklı bir filme denk gelip, hele ki filmde çok sevdiğim Sigorney Weaver’da oynuyorsa, izlememek elbette imkansız olmuştu. İlk defa Cine 5 zamanında denk gelmiştim ve o dönemde birkaç kez izlediğim filmlerden biriydi. Pamuk Prenses masalının yıllar sonra deforme edilmiş bir diğer versiyonuna Witcher’ın ilk kitabında bir hikayede denk gelmiş veya Shrek’de ki “çekin şu ölü kadını masamdan” gibi absürd durumları izlemiş olsam da, klasik masalın ilk değişik versiyonu olarak aklımda bu film vardır.

Bu filmin güzel yanı kötü kraliçeyi direkt kötü bir insan olarak göstermez. Hatta Kral – Kraliçe de yoktur bu filmde. Lord dedikleri, ortaçağda toprak sahibi bir derebeyidir bizim Pamuk Prensesin babası. Karısı ile yolculukta kaza geçirince, karısının isteği üzerine ölmeden karnını yarıp doğurtur kızını. Beyaz karlar üzerinde akan kırmızı kanlar, ilerde küçük kıza yani Lily’ye anlatılan,’ annen sana hamileyken, karları seyrediyor, eline batan iğneden damlayan kanın üzerine, beyaz tenli, kırmızı dudaklı, abanoz karası saçlı kızım olsun dileği vardı’, hikayesinin de arka planını oluşturacaktır.

Aslında daha bu başlangıç ile filmde normal “parlak” renkli bir masal anlatılmayacağı belli edilir. Bu Grimm Kardeşlerin evlerde çocuklara anlatmak için derledikleri yumuşatılmış öykülerden değil, daha karanlık zamanlarda, saraylarda, büyükleri eğlendirmek, oyalamak için anlatılan korku hikayelerindendir.

Kötü Kraliçemiz, ya da Leydimiz demeli, ki filmde adı Claudia olan kadın, derebeyimizin yaşadığı şatoya ilk geldiğinde gayet iyi niyetli, evin küçük kızıyla anlaşmaya hazır, güzel, güler yüzlü ve de vakur duran bir kadındır. Küçük kıza hediye getirmiş, kendisi ile gelen erkek kardeşi küçük kızı eğlendirmeye çalışmış, kardeşine Lordu gerçekten sevdiğini, onun da onu o kadar sevmesini umduğunu söyleyecek kadar aşıktır.

Prenses, yani küçük Lily ise ilk izlenimde oldukça şımarık büyümüş bir kızdır. Daha kadın gelmeden zaten onu istemediği için, sonrasında da kadından kaçar, ona anlaşmak fırsatı tanımaz.  Lord yeni güzel Leydisi ile çok mutludur. Leydi de yeni evinde çok mutludur. Kocasına şarkılar söyler. Herkes Leydi’nin dış görünüşü ve güzel sesi ile büyülenmiştir.

Yine de kadının çeyizindeki büyük ayna ile hafiften bir gizem katarlar. O aynada bir tuhaflık vardır. Kadının anne tarafından gelen bir giz vardır. Yine de küçük kız ve kadın, evin Lordu hatırına ilişkilerini idare ederler.

İplerin kopyama başlaması, tüm heyecanı ile 9 senedir olmasını beklediği bebeğini, karnı burnunda  bekleyen kraliçenin (leydinin) artık genç bir kız olan Prensesin gece verilen baloda annesinin kıyafetlerini giyip ortaya çıkması ile tetiklenecektir. Aslında normal bir olay olarak, kızının güzelliğine hayran kalan babasının onunla dans etmesi, ona övgüler söylemesi ve onunla gururlanması, hamile kadında aşırı bir kıskançlık doğuracak, belki bir ilgisi olmasa da  o gece sancıları tutup, bebeğini ölü doğurunca, bu konudaki üzüntüsünü nefrete çevirip, tüm nefretini de kocası ve üvey kızına yönlendirecektir.

Aslında bu noktada kadının yaşadığı travma yüzünden kafayı sıyırdığı çok bellidir. Ölü doğan bebeği yanına alır, gömdürmez,  tuhaf otlar, sıvılar karıştırmaya başlar.  Tabi bir de o devrin erkek yaklaşımındaki başarısızlık vardır. Adam doğacak oğlunu kaybettiği için üzülür ama kadını da yalnız bırakır. Sanırım bu noktada kadın artık güzelliğini de kaybettiğini düşünmeye başladığından, genç bir kız kalbi ile büyü yapmayı düşünmeye başlar.

Bundan sonraki kısım ufak tefek değişiklikler ile de olsa bildiğimiz masal gibi devam eder.

Kızı ortadan kaldırmak için avcıyla, filmde kardeşi ile, ormana gönderecek, avcının ona getireceği genç kız kalbi ile de yıllar geçtikçe kaybettiği gençliğini tekrar elde edecektir. Sonra ise lorddan kurtulacaktır.  Ama prenses ellerinden kaçıp kurtulacak, genç kız kalbi diye ona domuz kalbi yediren kardeşini ise kendi cezalandıracaktır.

Prenses ise kaçtığı ormanda 7 cüce ile değil ama toplum dışı kalmış, kaçak olarak yaşayan, görünüşleri yaşadıkları çeşitli işkenceler sonucu deforme olmuş 7 adam/madenci ile karşılacaktır. Bunlar tehlikeli tiplerdir ama bir kısmı kıza acıyıp yardım etmeye karar verirler. Lily kendi şatosu dışında kimseyi fazla tanımadığından, bu tiplerin bazılarının babası ve onun adamları tarafından cezalandırılmış olmasına da şaşırır.

Hikayenin bence normal masaldan değişiklik gösteren ve bu yüzden biraz daha hoşuma giden kısmı, şatoda Lily’nin etrafında dolanan yakışıklı “prens” rolündeki genç doktorun şatoda kötü cadının etkisine girmesi ve Lily’nin ise kendisine yardım eden 7 köylü adamdan biri ile yakınlaşması olmuştu. Hatta Pamuk Prensesin kurtarıcısı ve onunla şatoda cadı ile mücadelesine ve babasını kurtarmasına yardımcı olan bu adam olacaktır.


Film aslında sinema için yapılmış ama dağıtım aşamasında bir sıkıntı yaşadığı için direkt tv de yayınlanmış. Sigorney Weaver, Sam Neil gibi ünlü oyuncular da var, Monica Keena, Gil Bellows gibi daha az ünlü olanlar da. Sigorney Weaver her zamanki gibi muhteşem. Rolünün hakkını tam olarak veriyor. Zaten bu rolü de Pamuk Prenses masalında kralın nasıl olur da bu kadar aptal olup böylesine kötü kalpli bir kadınla evlendiğini anlamadığı ve kadına aslında ilk başta iyi niyetli bir üvey anne portresi oluşturulduğu için kabul ettiğini söylemiş. Aslında filmde ilk başta Lily çok daha itici bir tip olarak gözüküyor ama annesiz büyüdüğü için üvey anne gelene kadar tüm evin gözbebeği kendisi olmasından, ve ilgiyi kaybediyor olmasından dolayı hırçınlaşması da normal. Sadece biraz daha büyüdüğünde bunu devam ettirmesi fazla oluyor. Ne zaman ki ormanda tek başına kalıp burnu sürtülüp, 7 adamın arasına düşüp, onların “asil sınıf” elinden çektiklerini dinlediğinde, kendi burnu büyüklüğünün farkına varıyor.

Sam Neil maalesef öyle bir etki vermiyor. Diğer oyuncular arada acemilik etkisi verse de, idare ediyorlar.

Sonradan birkaç tane daha farklı versiyonlu Pamuk Prenses filmi çekildi. Snow White and the Huntsman ve Mirror Mirror ilk hatırladıklarım. Mirror Mirror’ı henüz izlemedim ama ilkini maalesef izlemiş bulundum. Büyük bütçeli, sinemalarda iyi izleyici toplamış, bence tam bir hayalkırıklığı.

Bu film ise, ortalama bütçesi ile mütevazi bir film olarak çok sevdiklerim arasında arşivimde duracak.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s