Call me by your name – 2017

Bu film o kadar çok karşıma çıktı ki, o kadar çok övülerek bahsedildi ki, artık izlemeye karar verdiğimde beklentilerim çok yükselmişti.

Öncelikle belirtmeliyim ki beklentilerimi kesinlikle karşılamadı. Bu sanırım jenerasyon farkı denen beğeni farklılıklarından biri. Bunu Normal People dizisi ile de yaşamıştım.

Film kısaca Toscana da 1983 yazında, profesör babasının yanına kısa dönem staj-asistan olarak gelen 24 yaşındaki Amerikalı bir genç adamla 17 yaşındaki ergen bir genç erkek arasındaki aşkı anlatıyor. Arka fonda harika Toscana manzaraları eşlik ediyor.

Filmin sinematografisine diyecek bir şey yok. Zaten galiba Toscana ‘da nasıl çekersen çek, görseller güzel çıkıyor. Bkz. Stealing Beauty

Filmin öz olarak iki erkeğin aşkına odaklanması, 80’li yıllar olduğundan sokakta sarılıp öpüşemiyor olmaları dışında bir engelleri olmadığından ve gencin ailesininde farkında olsalar-olmasalarda bununla ilgili bir sorunları olmayacağı belli edildiğinden, aslında homoseksüelliğin bir tabu olma kısmıyla değil sadece hikayenin aşık olma, aşkını itiraf etme, karşılık bulma, ilk aşk vb. açılımı yönünde oluyor.

Bu açıdan da açıkçası bana öyle büyük bir heyecan uyandıran bir his aktarımı vermedi.  Tek etkileyici kısmı, ilk aşkı tatmış, aktarılmaya çalışıldığı kadarıyla (bana akmadı o his) “ruh eşini bulmuş”  ama sonra yolları ayrılmış olan Elio‘nun babası ile yaşadıklarının kıymeti hakkında yaptığı sohbet sahnesiydi. O konuşmadan sonra kırılan kalbini sakinleştirmenin bir yolunu içinde bulup, huzura kavuşuyor ve bu yüzüne de yansıyor. Açıkçası Timothee Chalamet’i çok sevemedim. Küçük Kadınlar 2019’da da sevememiştim, bu filmde de sevemedim. Tek beğendiğim sahnesi işte bu son kısımdaki sahne oldu.

17 yaşında Elio karakterinin, başta biraz ergen tripleri attıktan sonra birden son derecek olgun bir şekilde aşkını itiraf edip, karşısındakini baştan çıkartmaya çalışması çok yapay geldi. 24 yaşındaki Oliver de, ilk başta geri çekilmesi sonra kabullenip ilerlemesi, sonra şüpheye düşme, ve tekrar ikna olma kısımları aşırı klişelerle dolu sahnelerdi. Yani açıkçası bana bir aşk hikayesi olarak yeni bir perspektif veya” yaa ne kadar güzel bir aşk bunlarınki” hissini vermedi. Bunu filmin kendini aktarmaya çalıştığı bakış açısına göre değerlendiriyorum. Bu filmi iki erkek arasındaki aşk hikayesi olarak değil, iki insan arasında kıvılcımlanan (bu kıvılcım kısmını hissedemedim işte), kabullenilen, ilerleyen ve biten bir aşk hikayesi olarak yani.  Çok daha etkileyici ilk aşk, kendini tanıma ve kabullenme filmleri izledim.

Eğer filmi sadece iki erkek arasındaki bir aşk filmi olarak değerlendirirsem, evet bir ergen erkeğin belki de ilk defa hissettiği aşk hissinin başka bir erkeğe doğru olduğunu farkedip, önce anlam veremeyişi sonra bunu kabullenişi, aralarında yaşanan aşk , paylaşımlar ve sonuçları şeklinde bakarsam, kendi öncüllerine göre bunu zarafetle yansıtmış bir film diyebilirim. Belki bu his ve sorgulamaları yaşayan veya yaşamış insanların çok daha fazla bağ kurabileceği bir film olabilir.

Genel olarak maalesef umduğum kadar etkilenmediğim ortalama bir filmdi. Belki bir roman uyarlaması olarak anlatımda süre kısıtlaması sebebiyle çıkartılmış kısımlar vardı. Bilemiyorum. Merakımı o kadar az cezbetti ki, kitaba bir şans vereceğimi düşünmüyorum doğrusu.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Call me by your name – 2017” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s