Nomadland 2020

Filmi bitirir bitirmez hislerimi not etmek istedim.

Çünkü film çok güzeldi. Böylesine zorlamadan insanın kalbine dokunan filmleri çok seviyorum.

Doğal diyaloglar, sakin oyunculuklar,  harika kadrajlar eşliğinde hayattan bir kesit sanki. Bir kayanın arkasında saklanan travma yok, geçmişin tozlu sayfalarında kalmış bir giz yok. Sadece herkesin kendi kalbinde sakladıkları kadar. Onu da aslında öyle sık, açıkça, doğal bir şekilde anlatıyorlar ki, bu dertleşme anları hem anlatan hem de dinleyeni tanımamızı sağlıyor.

Herkesin seveceği bir film değil. O kesin. Bir “olay”ı yok, ya da aslında tüm film bir “olay”, bir “duruş” , bir “mesaj”.

Beni açıkçası daha başında dövmelerini gösteren kişinin üstünde yazan

home is it just a word?

Or is it something you

Carry within you?

Şarkı sözü (home is a question mark – morissey) yakaladı.  Yuva dediğimiz nedir gerçekten? Bir kelime mi, içinde taşıdığın bir şey mi? Evi olup, yuvası olmayanlar yok mu? Ya da bu filmdekiler gibi evsiz olup, yuvası ile yollarda olanlar, yok mu?

Filmin konusunu okuduğumda, ekonomik krizde herşeyini kaybeden 60 yaşlarındaki bir kadının Amerikanın batısında, karavanı ile yollarda hayatını geçirmesi diye özetlenmişti. Temelde doğru ama o kadar eksik bir tanıtım ki…

Ben bu anlatımdan bu hayata mecbur kalmış bir bireyin yaşam mücadelesini izleyeceğimi düşünürken, aslında bir nevi kişisel tercih ile yollarda olan bir kadın ve ona benzer insanların hayatından bir kesit ile karşılaştım.

Kişisel tercih dedimse, çalıştığı fabrika battığından ve ona bağlı tüm site kapandığı için evinden de olduğundan dolayı tabi ki bir miktar zorunluluk var ama filmin en başından en sonuna kadar, başkahramanımızı evine davet eden, gel bende kal diyen o kadar çok insan olmasına rağmen, karavanında yaşamaya devam etmeyi seçmesinden dolayı böyle yorumluyorum.

Frances McDormand’ın canlandırdığı Fern’in bir depoya uğradıktan sonra yeni yıl öncesi amazonda çalışmaya başlaması ile başlar film. Orada paketleri ambalaj yapıyordur. Karavan parkında kalmaktadır. İşte tanıştığı onun gibi karavancı bir bayan onu çöldeki bir toplantıya davet eder. Karavanlarda yaşayanlara destek grubu gibi bir şey. O da başta kararsız olsa da gider. Orada başka insanlarla da tanışır ve yol boyunca tanıştığı, beraber birşeyler paylaştığı bu insanlarla beraber hem onun hem de bu insanların hikayelerini öğreniriz. Hayatına devam edebilmesi için çalışması gerekmektedir. O da yolda bulduğu her dönemlik işi yapar. Taş taşır, kamp görevlisi olur, hamburgercide çalışır.

Bu insanların hayatlarında paranın getirdiği lüks yaşama – bizim normal diyeceğimiz şeyleri, tepesinde çatısı olan bir ev, sifonlu bir tuvalet vb – sahip olmasalar da deneyimledikleri yeni şeylerden nasıl mutlu olduklarını izlemek, birbirlerinin gözlerinin içine bakıp gülümsediklerini görmek veya geçmişte yaşadıkları unutamadıkları mutluluk anlarını birbirlerine anlatmalarını dinlemek insana aslında mutlu olmanın ne kadar kolay olduğunu hatırlatıyor.

Benim en çok hoşuma giden şeylerden biri, Fern’in veya diğerlerinin aslında uyumsuz olması gibi bir durum yok. Bunlar sırf parasızlıktan yollarda değiller. Kiminin çocukları var, kiminin bir evi var, kimi emekli olmuş. Paylaşılan hikayelerden, Amerikan sistemi hayatın (sadece Amerika’nın mı ki) insanı nasıl köleleştirdiğinden bıkanları da görüyoruz. Kızkardeşinin Fern’e söylediği sözler, sen büyürken diğer insanlara tuhaf görünürdün, çünkü daha cersurdun ve herkesten daha dürüsttün. Bilmiyorum, belki tuhaf olarak değerlendirilmeyi kabullenmekle ilgili, yüreğime çok dokundu.

Bob Wells diye bir karakter var ki kendisi gerçek bir kişiymiş. Zaten filmdeki bir iki kişi dışındakilere baktığınızda insanların kendilerini oynadıklarını görüyoruz. Bob Wells, doların despotluğundan bahseder. Bu despotluğu kabul edip, bunu kucakladığımızdan. Bir koşum atı gibi. Ölünceye kadar çalışmaya mahkum bir koşum atı ve boyundurluğu da gönüllü kabul ediliyor. Bir diğeri, emekli olunca bineceği teknesi için çalışmış olan arkadaşının tekneyi garajdan çıkartamadan nasıl öldüğünü anlatır.

Filmin büyük bir iddiası yok. Karakterlerin kendi hayat mücadelelerini, mütevazi bir yaşamı, basit beklentilerin güzelliğini zevkini (bir kano ile gezmek veya kanyonda kırlangıç yuvalarını izlemek gibi) aktarıyor bize. Ve bunu öyle zarif yapıyor ki. Anlatmak istediği ana nokta bazen bir rüzgar esintisi gibi geçirip gidiyor, ama saçınızı yerinden oynatmış oluyor bir kere. Bir eşyayı basitçe çöpe atamamamızın bazen neden bu kadar zor olduğundan bahsetmek gibi.

Yine hoşuma giden diyaloglardan birinde Bob, biz hiç vedalaşmıyoruz, der.Yolda bir sürü insanla tanıştım. Kimse birbiri ile vedalaşmaz. Yolda görüşürüz deriz. Gerçektende yolda karşılaşırız. Bazen 1 ay, bazen 1 yıl , bazenden yıllar sonra. Ama karşılaşırız.

Frances Mcdormand o kadar gerçekçi canlandırıyor ki karakteri. Zaten doğal oyunculuk onun bir nevi klasik özelliği. Burada da yönetmen bu harika oyunculuğu çok iyi yakalamış. Karakterin hislerini direkt bize aktarıyor.

Fern ‘in film boyunca, yıkıldı denemez ama direncinin kırıldığı çok fazla an yok. Sanırım en hassas olduğu kocası andığı zamanlar. Bunu da gayet naif bir şekilde, sessizce yapıyor, ve o an geçiyor sonra.

Bob’a hatırlanan şey ölmez demişti. Bu laf da çok hoşuma gitmişti. Ama öte yandan hayatımızı hatırlamakla da fazla harcamamak gerektiğini de söyler. Bu da çok hoşuma gitmişti.

Bu yönetime Chloe Zhao  in 4. Filmi sanırım. İlk kısa filmini de sayıyorum. Kesinlikle ilerde de takip edeceğim bir yönetmen olacak. Hatta yakın zamanda bir önceki filmi The Rider’i da izlemeye kararlıyım.  Genel stili bu mu, anlamak istiyorum. Geniş plan manzara çekimleri var ama durağan değil, akıcı. Ben pek öyle fotoğraf karesi gibi geçen filmleri sevmem. Güzel çekim olabilir ama bir ifadenin akması gerekir, bu film bana o hissi geçirdi. O yüzden çok sevdim.

Film Jessice Bruder ‘ın Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century adlı kitabından uyarlanmış.

O zaman…

See you down the road…

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s