Testament of Youth – Gençliğin Ahdi – 2014

Gençliğin Ahdi İngiliz yapımı bir film.  Vera Brittain’in aynı adlı kendi hayatını anlattığı romanından uyarlanmış. Vera ‘nın genç kızlığından başlayarak, ilk aşkını bulmasını, üniversiteye kabul edilmesini, 1. Dünya savaşının çıkışı ile sadece kendi değil, o dönemin gençlerinin hayatlarının nasıl darmaduman olduğunu anlatan, karakterlerin hevesle savaşa katılmasına karşın, ya da belki tamamen bu sebeple, keskin bir savaş karşıtı film.

Filmi öncelikle bir dönem filmi diye izlemek istemiştim. Sonra 1.Dünya savaşında geçtiğinden Aşkta ve Savaşta (In war and Peace) filmine (hatırlamak için tıklayabilirsiniz) benzer bir aşk hikayesi olabilir diye daha da merak ettim. İşin aslına gelirsek, tahminimden hem daha azını hem de daha fazlasını bulduğumu söyleyebilirim.

Edward, Vera, Roland ve Victor

Vera ailesi ile kırsalda yaşamaktadır. Babasının itirazına rağmen üniversiteye gitmek istiyordur. Babası ise normal kızlar gibi evlenmesini beklemektedir. Ama kararlı Vera, erkek kardeşinin desteği ile de bunun için gizli gizli çalışmaktadır. Bir yandan da kardeşi ve onun yakın arkadaşlarından Victor ile vakit geçirmektedir. Tatilde onlara katılan Roland ile grup genişler. Hikaye bu dönemindeki etkileşimler; Victor’ın Vera ‘ya olan platonik aşkı; Vera’nın Roland’a ilk baştan itibaren takındığı tatlı-sert cephe ile ondan hoşlanmasını belli etmesi; Roland’ın da ona olan ilgisi; Vera ve kardeşi arasındaki inatçı babalarına karşı oluşturdukları pakt dinamikleri ile ilerler.

Filmin vites değiştirdiği birkaç an var. Öncelikle Vera’nın babasının direncini kırıp üniversite sınavına girmesi oradaki mücadelesi, başarısı sonrası inatçı babasını ikna etmesi ve Roland ve Vera’nın birbirlerine aşık olduklarını itiraf etmeleri. Bu noktada esas romantik hikaye başlayacak demiştim. Artık ikisi de üniversite için Oxfort’ta olacaklar. Tabi bu romansın bozulması kaçınılmazdı.

Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesi ve 1. Dünya savaşını başlaması. O dönemki gazetelerin “haydi gençler orduya, cepheye” çağrıları, “vatan için savaşa gidin, ezeceğiz, en büyük biziz” gibi gazlarla pek çok gencin üniversitesini, okulunu bırakıp savaşa koşturması beni şaşırtmadı değil. Bir noktada savaşa gidememek onursuzluk gibi olmuş. Bu yüzden de zaten Vera kardeşi Edward’ın savaşa katılmasına izin vermesi için babasını ikna ediyor. Ama kendi Roland’ın ın da koştura koştura gitme hevesinde olduğunun farkında değil. Hatta önce gidebilmek için araya akrabasını bile sokmuş. Zavallıların bir şaperon eşliğinde dışarda geçirdikleri o gün ne kıymetli oluyor. Bir yandan da İspanyol gribinin kol gezdiğini duyuyoruz.

Vera ve Roland

Roland’ın savaşa girmesi hikayeyi farklı bir vitese alıyor. Bundan sonrasından bahsetmek çok istemiyorum. Ama hikayenin izleyeni iyice bir sarstığını söyleyebilirim. Kesin kazanırız biz bunu, kendini beğenmişliği ile savaşa giren İngilizlerin, nasıl bir şoka girdiğini, cephede gençlerin patır patır ölme haberleri ana karaya ulaştıkça, yaralılar geldikçe, açılan hastanelere hemşire olarak gönüllü çalışmaya başlayan üniversiteli kızların arasına Vera’da katılır. Daha sonra Fransa’ya cephe hastanelerine de gidecek, orada sadece kendi ülkesinin askerlerini değil, diğer ülkelerin askerlerinin de tedavilerine destek verecektir. Zaten bu deneyiminden sonra, aslında esas korkunç düşmanın savaşın kendisi olduğunu söyleyebilecektir. Filmin etkileyici yanlarından biri de hani filmlerde savaşta ölenlerin sevdikleri için bıraktığı notlar, iletilecek son mesajlar geçer ya, işte onu “acısı o kadar fazlaydı ki, böyle bir mesaj verecek hali yoktu” gibi bir cümle ile yalanı tokat gibi yüzünüze vurur. Biraz da bu efsanevi anlar kahramanların hikayelerinde okuyanları coşturup, ağlatmaz mı, işte bunun ne kadar sahte olduğunu, o savaştaki ölüm anında savaşın amacındaki kahramanlık, asalet, o büyük anların olmadığını, acı ve yalnızlık olduğunu söyler.

Filmin kardeş, arkadaş ve sevgili olmayı öyle güzel bir anlatımı var ki. Ben açıkçası daha çok romantik bir film olacağını düşünürken Edward ve Vera’nın yakınlığı içimi ısıttı.

Vera ve kardeşi Edward

Savaş bittikten ve herşey nispeten eski haline döndükten sonra, Almanların nasıl cezalandırılması gerektiğiyle ilgili halk toplantılarından birine katılan Vera, orada “intikam ile hareket edilirse yeni bir savaşa sebep olunur. Cephede ölen Alman gencinin de ölürken ki tek düşüncesi sevdiği kişiydi. O da bizlerden farklı değildi” diyerek, savaş karşıtı, intikam karşıtı konuşmasını yapar. Tabi olayların nasıl olduğunu biliyoruz. (1. Dünya savaşından sonra ağır yükümlülükler ile cezalandırılan ülkeler ve bunun sonucunda çıkan 2. Dünya savaşını kastediyorum.)

Victor ve Vera

Filmin beni etkileyen bir diğer yanı, bir romandan ama gerçekten yaşanmış bir romandan uyarlanmış olması oldu. Sanırım bunu bilince filmde yaşananların acısını daha çok hissettim.

Vera Brittain
Vera ve Edward
Edward Brittain, Roland Leighton, Victor Richardson

1933 de yayınlanan Gençliğin ahdi, 1940 da Arkadaşlığın Ahdi ile devam etmiş. Son olarak da 1957 de Deneyim’in Ahdi basılmış. Ama bunlardan hiçbiri Türkçeye çevrilmemiş sanırım. Ben bir kaynak bulamadım.

Vera ‘yı gerçekten çok güzel bulduğum Alicia Vikander oynuyor. Çok sevdiği Roland’ı ise Kit Harington.  Vera’nın kardeşini Taron Egerton ve arkadaşları Victor’u ise Merlin’imiz Colin Morgan.

Alicia Vikander’ın kesinlikle dönem filmlerine çok uygun bir yüzü var. Hatta kendini Eva Green’e de çok benzetiyorum. Onun kahverengi gözlüsü gibi. İkisinin kızkardeşleri oynadıkları 2017 yapımı Euphoria isimli bir film de varmış. Kesin izleyeceğim.

Bir de Vera’nın kıyafetleri. Herbiri birbirinden güzeldi doğrusu. Hepsinden tek tek görüntü almak istedim. Hem tam o dönemin, hem de bugün giyseniz tarz olacak kıyafetler. Muhakkak Vikander’ın zarafetinin de payı vardır, ama renkler ve modeller gerçekten çok güzeldi.

Ekran görüntüsü aldığım kıyafetler;

Film açıkçası beklediğimden daha acılı –  hatta arada biraz fazla alaturka modunda acılı –  daha duygusal, daha uzun öte yandan ise beklediğimden daha az aşk, romans havasındaydı. Yine de çok etkileyiciydi.

Son olarak dayanamayarak <<spoiler>>

Yani önce Roland’ı acılar içerisinde öldürdüler, sonra zavallı Victor’u kör ettiler. Tam tamam artık birbirlerine moral verirler derken, bu sefer Victor’u öldürdüler. Kaybolan kardeşini bulup iyileştirdi, artık evine dönüp Roland’ı unutmaya başlar derken bu seferde kardeşi öldü. Bu kadar olmaz yani… ama olmuş işte. Belki dramatize kısmı da var ama bu 3 adamda öyle yada böyle ölmüşler tek savaşta…

<<spoiler sonu>>

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s