Sanditon – dizi – 2019

Sanditon benim için tam bir sürpriz oldu. Takip ettiğim dönem dizileri sayfalarında ismini görmüş olsam da Jane Austen’in bir eserinden uyarlama olduğunu çok sonra öğrenip izleme sırasında öne almaya karar verdim. Jane Austen diğer sinema/dizi uyarlamaları için–>Jane Austen:Giriş

4

İsminden ve fotoğraflarından nedense bir korku gerilim dizisi olarak düşünmüş olsam da hiç alakası yokmuş. (itiraf etmeliyim ki buna Theo James’ın karamsar bakışlı fotoğrafları sebep olmuştu)

Okuduğum kadarı ile Jane Austen ölmeden önce Sanditon’ın ancak birkaç bölümünü yazabilmiş. Sonrasında kitabı anonim yazarlar birkaç defa tamamlamış.  Jane Austen’ı (bundan sonrasında J.A. olarak kısaltacağım) okuduğum kadarı ile (ki sanırım Lady Susan ve tamamlanmamış iki romanı hariç hepsini okudum) kitabın ilk birkaç bölümünde bize karakterleri ve ortamı tanıtır. Olaylara hafif bir giriş yapıp, gelişmeleri ortalar ve sonlarda tamamlar. Bu kitapta J.A. ancak Sidney Parker’ın şehre gelişine kadar ki bölümü yazmış, ve devamında hastalandığı için kitabı tamamlayamamış.

Bu sebeple diziyi iki bölümde değerlendirmek istiyorum. Karakterler ve olaylar. Bu noktada J.A’nın daha önceki eserlerinden benzetmelerim de olduğundan bu kitaplardan (Sense and Sensebility, Pride and Prejudice, Mansfield Park, Emma) bazı karakterleri örnek olarak aralara serpiştirdim.

Karakterlerin J.A.’nin karakterleri olduğuna şüphe yok. Charlotte’ın mali durumu çok iyi olmasa da, oturmayı kalkmayı bilen, insanlarla kolay arkadaşlık kuran, kolay sevilen bir genç kız olduğu ortada. Avlanmasını da, erkeklerle kriket oynamasını da, bir baloda güzelce giyinip, dans etmesini de biliyor. Sanditon’da ki ustalar ile de Londra’da ki bir Kontes ile de rahatlıkla muhabbet edip dostluk kurabiliyor.

Parker kardeşler de, iyi yetişmiş çocuklar ama her birinin kendine özgü hataları var. En büyük abi Tom Parker’ın karakterini J.A.  zaten Charlotte vasıtası ile bize anlatır. İyi bir insan ama kendini işine fazla kaptırıp, ailesini boşlayan, üstüne üstlük pervasız atılımları ile tüm aileyi bir felakete sürükleyebilecek bir adam. Sidney Parker’ın karakteri Charlotte ve abisi ile bir-iki görüşmesinde hemen belli oluyor. Abisini seven, biraz rahatına düşkün ama hep abisinin arkasında duran, görev adamı, Charlotte’un deyimi ile sağduyulu Parker. Açıkçası sonradan öğrendiğimiz yediği aşk kazığının karakterine belki huysuzluk olarak ekleme olabileceği tasarlanmış olabilir. Ama J.A’nın bu kadar ileriyi yazmış olacağını düşünmediğimden sanırım bu dizi yazarlarının eklemesi de olabilir. Özellikle kadın düşmanı gibi durmasa da, onlara abisinin eşi dışında çok da kibar davrandığını görmüyoruz ilk başta. Romanda J.A’nin yazdığı kadarı ile yakışıklı ve kendine has bir havası oluşunu, dizide Theo James gayet güzel canlandırıyor. Küçük erkek kardeş Arthur Parker ve kız kardeş Diana Parker zaten karikatür gibi karakterler. Hikayeye bu orta sınıf ailelerdeki evde kalmış bireylerin abartılı huylarını göstermek için konulmuş, hikayenin belli noktalarında konuyu dağıtmak amaçlı. Biraz Emma’da ki evde kalmış Miss Bates gibi.

3

Esas çiftimiz Charlotte ve Sidney’in başlangıcını biraz Elizabeth ve Darcy’e benzetsem de, Charlotte’u Elizabeth’den daha ağırbaşlı, Sidney’i ise Darcy’den biraz daha kaba buldum.  Sidney Charlotte’a sertçe, ona ders verircesine konuşurken, Charlotte’un ona o anda haddini bildirmesini, Elizabeth’in Darcy’nin kaba davranışları için onu ailesi ve arkadaşları ile arkadan çekiştirmesi ve çok sonra evlilik teklifi esnasında içinden atmasından daha çok beğendim. Çünkü bunun başta olmasıyla, karakterlerin evrimini dizi boyunca izlemek, özellikle Sidney’in değişimini izlemek, çok zevkliydi. Başta düşüncesizce kaba iken, Charlotte’un bunu yüzüne vurmasından sonra ona biraz daha dikkatli konuşmaya başlaması, sonra da Charlotte’un onu , nasıl desem, fazla sallamadığını anlayınca bozum olmasını izlemek çok eğlenceliydi.

Charlotte ‘u oynayan tatlı kız Rose Williams’dan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Diziyi izlerken bana sık sık Gilmore Girls’deki Rori Gilmore ‘u canlandıran Alexis Bledel’i hatırlatsa da – göz rengi hariç – kendisini çok şirin buldum. Diziye, döneme son derece uymuş. Sidney Parker’ı canlandıran Theo James’i aslında düşünsem bir dönem dizisinde düşünmezdim. Ama o da harika olmuş. Hele hele güzel bir yüzmekten sonra. (bunu diziyi izleyenler anlayacaktır)

6

Kötü karakterlerimize gelirsek, (bu sefer de bana Mansfield Park’taki kötü abi – kardeşi hatırlatan) Denham kardeşler geliyor. Miras peşinde olan bu iki kardeş, açıkçası başta Charlotte’a bir kötülük edecekler diye endişelensem de, sanırım J.A. ilk başta buna doğru bir ipucu vermediği için dizide sadece diğer mirasçı – ki o da kötü bir karakter- ile bir bağıntılı bir hikaye oluşturmuşlar. J.A’nın ne planladığını bilemiyorum doğrusu belki ilerde kitabın J.A tarafından yazılmış ilk 11 bölümünü okursam daha iyi yorumlayabilirim ama dizide J.A’nın kötülerinden biraz daha farklı olarak kötü karakterlerinden birinin iyiye doğru evrimi biraz anonim yazar etkisi gibi geliyor. Bilemiyorum.

2

Dizinin geçtiği Sanditon deniz kıyısında bir kasaba. Dizide zaten esas konu, bu kasabanın meşhur bir tatil beldesi haline getirilme çabası. Dizinin çekiminin yapıldığı yerler çok güzel. İlk defa gördüğüm kadınların deniz banyosu sistemine ise çok şaşırdım. Erkekler istedikleri yerden çıplak olarak denize girebilirken, o dönemde tabi kadınlar bunu yapamayacaklarından, onlara bir atın çektiği kapalı bir bir nevi giyinme kabini tahsis ediliyor. İçinde o kabarık kıyafetlerini çıkartıp, bizim haşamaya benzeyen bir kıyafet giyip, denizde boya kadar gelen bir derinliğe ulaşan arabanın arka kapısından suya girip, ıslanıp oynadıktan sonra, ıslak kıyafetli hallerini kimse göremesin diye yine kapalı arabnın içinde kıyafetlerini değiştirebiliyorlar. Çok komik olmasının yanısıra o zamana göre çok tatlı bir sistem.

1

Dizi de bir de talihsiz mimar Stringer var. Talihsiz diyorum, çünkü aşkına karşılık göremiyor ve yine bazı talihsiz olaylardan dolayı diğer hayaline de ulaşamıyor ama açıkçası bu karakter romanda nasıl geçiyor çok merak ediyorum.

Burada dizinin birkaç kritik anına değineceğimden henüz izlemediyseniz burada mola verebilirsiniz. Ama bu dizileri olayların sürprizliğinden çok anlatılış tarzı için izliyorsanız, sizi çok etkilemeyecektir.

7

Dizide birkaç aşk hikayesi var. Sidney’in vesayeti altında olan Miss Lambe ile Londra’daki aşkının hikayesi vardır. Doğruyu söylemek gerekirse, bu hikaye bana çok etkileyici gelmedi. Bu ikilinin sonu hüsranla bittiğinde biraz sevindim bile. Açıkçası dizi boyunca, kendine yetmeyen, hep ablasının kucağına sığınan küçük kardeş Arthur Parker ile bu Lambe karakterinin komik arkadaşlıklarının aşka dönüşmesini bekliyordum. Arthur’un Lambe’e biraz kafanı rahatlat tarzı yaklaşımını çok şirin bulmuştum ama nedense diziyi, Arthur’un Diane’ya ben hiç evlenmeyeceğim, hep beraber olup, birbirimize bakacağız sözü üzdü. Ama tabi dizinin sonunda üzen tek konuşma bu değildi.

12

Sidney’in arkadaşı Lord Babington ile kötü kız kardeş Miss Denham arasındaki aşk, daha doğrusu Lord Babington’un hoşlanmasının aşka dönüşü, onun bu aşkının Miss Denham’ı değiştirişi hoşuma giden bir olay örgüsü oldu. Burada Lord Babington karakterinin çok sempatik yaratıldığını, kız onu ısrarla reddetse bile onun peşinde koşuşturması çok şirindi. Gerçek olamayacak kadar iyi. Ama dizinin sonunda seyirciye verilen bir hoşluk olduğu için çok da kurcalamak istemiyorum.

11

J.A romanlarında genelde kötüler kazanarak bitmez. Burada da kötü kardeşlerden esas kötü olan abi ile diğer mirasçı Clara Brereton’un sonu tabi ki kötü biter.  Hem emellerine ulaşamazlar hem de ellerindekinden de olurlar. Bu yönden tatmin edici olsa da, dizide sanki sahneden tam olarak çıkmazlar, çünkü her nekadar kötü karakterler istediklerini elde edememiş olsalarda, J.A onlara hep bir son yazar. (Willoughby zengin bir kadınla evlenmiş olsada esas sevdiği kızın en sevmediği adamla evlendiğini ve mutlu olduğunu görmek zorunda kalır. Wickham Lydia ‘yı kaçırmış olsa da, onunla evlenir ve bir göreve atanır. vb.) Dizide bu iki kötü karakterin şehirden uzaklaştırılacakları emredilir ama aynı zamanda bunların sessizce çekilecek tipler olmadığı da sezdirilir.

Dizinin esas aşk hikayesi Charlotte – Sidney – Stringer arasındadır. Öncelikle Charlotte’un Sidney Parker’dan daha duvardaki resmini görünce etkilendiğini görürüz ama Sidney çok ters davrandığı için Charlotte ona sinir olur ve onu pek umursamaz. Sonra sonra birbirlerini daha iyi tanıdıkça daha farklı bakmaya başlarlar . Stringer ise patronunun misafiri olan Charlotte’tan ilk başta akıllıca konuşmalarından dolayı etkilenir. Zaten güzel de bir kızdır. Ama Charlotte’un Sidney’den hoşlandığını anladığında kibarca geri çekilir. Burada bu üçlünün hikayesini biraz Marianne , Willougby ve Albay Brandon’un arasındaki hikayeye benzetiyorum (Sense and Sensebility). Albay Marianne’e ilk görüşte aşık olsa da, onun Willoughby’ den hoşlandığını anladığında kendini geri çekmiş, ancak onların ilişkisi hüsranla bittiğinde tekrar Marianne’e yakınlaşmıştı. Ama işte burada Sidney ile macerası hüsranla neticelenen Charlotte’un Stringer ile yakınlaşmasını göremiyoruz.

Açıkçası dizi bizi esas karakterlerin ilişkisi konusunda iki kere ters köşe yapıyor. Bu dizi ile ilgili okuduğum eleştirilerden en önemlisi J.A’ın romanlarının mutsuz bitmediği olmuştu. Gerçekten de ana karakterlerin hepsi bir şekilde mutluluğa ulaşarak romanlar sonlanmıştır hep. Ama burada Charlotte ile Sidney’in aşkının tamamlandığını görememizin yanında, Charlotte’u Sanditon’dan kendisi ağlarken göndeririz. Bu olamaz. (olmamalı yani) Bu sebepten dizinin hayranı pekçok insan gibi bende ikinci sezon ile dizinin devam etmesini ve gerek Miss Lamden ve Arthur’un arasında bir ilişki olacak mı, Charlotte ve Sidney kavuşacak mı veya Charlotte mutluluğu Stringer ile mi bulacak, onları hüzünlü Sidney uzaktan mı izleyecek, çok merak ediyorum. Burada Sidney’in hakkını korumam gerek ama. Açıkçası en baştan burnu büyüklük açısından Darcy ‘i bile geçen Sidney’in aslında ailesi için ne kadar büyük bir fedakarlık gösterebileceğini gördükten sonra, sevdiği kızdan sırf abisinin düşüncesiz kararlarından dolayı vazgeçmesini izledikten sonra, onu Willougby ile aynı kefeye koyamam. Koysam koysam Edwars Ferrars ile aynı kefeye koyabilirim ki, ikinci bir sezon olursa tüm ümidim Edward’ın başına gelen bir mucize ile evlenmez zorunda kalacağı kadından kurtulup, Charlotte ile kavuşması olur.

8

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Sanditon – dizi – 2019’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s