Vampirler… (1)

Aslında bu yazıya Sookie Stackhouse roman serisi ve dizisi ile ilgili farkları, sevdiklerim, sevmediklerim olarak yazmayı planlamıştım. Ama içimden gelen şu ki; başlangıç olarak vampir hikayelerini nasıl sevmeye başladım, günümüze geldiğimizde yeni yazılmış veya çekilmiş medyadan artık neden zevk almadığımı anlatmak istediğimi farkettim. Sanırım Buffy, Angel ama öncelikle Lestat ve Louis den bahsetmeden,  Montague Summers ın tuhaf kitaplarından alıntı yapmadan vampir romanları ile ilgili bir yorum yazısına başlamak doğru olmaz.

Öncelikle, onlara olan ilgim ne zaman başladı dersem? Aklıma ilk gelen MTV de dönen Interview with the vampire filminin reklamları olur. Ve harika Brad Pitt. Yıl 1994. O zamanki ergen ruh halim ile, muhteşem saçlı Brad Pitt beni ölümsüzlüğe davet etse, sanırım koşa koşa kollarına giderdim. Gotik, havalı, yakışıklı bir vampir. Bir de vicdanlı üstüne üstlük.

10026134-large

Film’in reklamları ve röportajlar o kadar hoşuma gitmişti ki, filmi kısa sürede izleyemeyeceğimi bildiğimden ( o zamanlar filmler İstanbul dışındaki şehirlere hemen gelmezdi) kitabını bulup okumayı çok istemiştim. Ankara’dan bir şekilde gelen kitap derdime derman oldu. Basit ergen hayranlığı ile başlayan uzun süreli, daldıkça daldığım bir ilgi alanım oldu bu şekilde.

Bu kitabı defalarca defalarca okudum. Bir süre sonra filmini seyretsem de, hayalimdeki film daha iyi olduğundan, kitap versus film karşılaştırmasında galip hep kitap oldu. Louis ve Lestat!!  Şimdi tam net hatırlamıyorum ama sanırım ikisinin yeniden karşılaşması serinin ikini kitabının sonundaydı. Ne mutluluk!

Arada kısa bir dönem Atv de yayınlanmış orjinal isminin Forever Knight olduğunu sonradan öğrendiğim, dedektiflik yapan bir vampirin hikayesini anlatan bir diziyi hatırlıyorum. Nedense çok kısa süre yayınlanmış gibi kalmış aklımda. Ama değişik bir diziydi sanki.

Üniversite yıllarında ki, 1998 yılları civarı, o zamanların Kanal E’si sonradan cnbc-e ve sonrası hiçinin, en büyük armağanı Buffy the vampire slayer ile tanıştım.

Buffy. Şimdi bunları hiç izlememiş bir 16-18 yaş grubu insanın aklına, ölümsüz bir vampire aşık olan, ona ilk aşkını veren kız hikayesi hemen Alacakaranlığı veya Vampire chronicles ı  getirir herhalde.  Ama bu hikayeyi bu tarzda tv de kullanan (ilk? belki. Emin değilim ama…) Buffy’ dir aslında.

Buffy dizisi, muhakkak öncesinde denenmiş bir formülün ürünüdür. Tıpkı şimdiki gençlerin eski dizileri bilmemesi gibi, daha önce benzeri varsa da benim için formülün ilk izlenişi idi. Sonrasında aynı gidişi, Angel’da ve benzeri dizilerde de gördük tabi.

Ama işte Buffy, Buffy’di. O zamanlar epey takıntılı bir şekilde izlemekteydim bu diziyi. Bölüm kaçırmamacasına. Angel ile olan aşkları, Angel ın laneti, Spike ve onun Buffy e aşkı. Kurtadamlar, büyücüler, canavarlar derken, biraz çığrından çıksada çok keyifli bir maceraydı. Sanırım bunun ile ilgili ayrı bir yazı yazmam gerekecek.

Sonrasında “komşunuzun bir vampir olduğunu nasıl anlarsınız?” olarak özetleyebileceğim bilgiler içeren Montague Summers’ ın tuhaf kitabının bir kopyası geçti elime. Kütüphaneden alınmış, ingilizce bir kopya. Aklımda kalan çok fazla bir şey olmadı gerçi, ama komşunuz ile genellikle gece veya alacakaranlıkta karşılaşıyorsanız, tırnaklarının içi topraklı gibiyse gibi vampileri tespit etmek için bazı pratik (!) bilgiler içeriyordu. Tabi onları nasıl ortadan kaldırırsının için de notlar vardı. Sonradan okuduğum kadarı ile kendisi doğaüstü dediğimiz konularda epey çalışmış bir amcaymış. Ki bu da ayrı bir yazı konusu.

Bu arada vampir kitaplarının babası Bram Stoker’ın drakulasını okudum. Tabi Vampirle Görüşme kitabından sonrasında Buffy’ e  kadar vampirli çeşitli filmler de izledim. Coppola’nın Dracula sı, The Lost Boys, Fright Night ilk aklıma gelenler. Anne Rice’ın kitap serisinin iki kitap devamının çevrilmesi yıllar alsa da, mutluluk vermişti. Hiçbirini ilk kitap kadar sevmedim. Ama belki ileride bir gün diğerleri de çevrilirse alıp okurum. Orjinalinden alıp okumak gibi ekstra bir enerji harcamak istemem doğrusu.

Sıra geldi; True Blood ile tanışıp merak ettiğim Güneyli Vampir Romanları. Ve yine bir diziden Vampire Diaries. Bu romanlar için edebi veya derinlik olarak bir katman beklentisi olmaması gerekiyor tabi. Hafiften öte, çerezlik kitaplar. Ama yine de üzerlerinde yazmak istediğim kitaplar (ve diziler). Dediğim gibi, benim için vampir hikayeleri uzun bir dönemi kapsayan, inanmak demiyelim ama, fantastik dünya için heyecan verici bir konu başlığı olmuştur.

Şimdilik 1. vampir yazımı, giriş bölümünü yani, neticelendireceğim.  Devam yazılarında burada bahsi geçen ve geçmeyen filmler ve kitaplar açılacak..

Bunlardan ilki, yani Buffy için > Vampirler (2) – Buffy the vampire slayer (veya neden Twilight vasat bir kopyadan başka birşey değildir…)

Vampir filmleri ile devam >  The Lost Boys (1987) / Vampirler 3


© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.

 

 


Vampirler… (1)’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s