The Lost Boys (1987)

b677e912508523e49c87f0ed7fd4f06b

People are strange is when you’re a stranger

Faces look ugly when you’re alone

Women seem wicked when you’re unwanted

Streets are uneven when you’re down

When you’re strange

Faces come out of the rain

When you’re strange

No one remembers your name

When you’re strange

When you’re strange

When you’re strange

The Lost Boys

The Lost Boys açılışı iki erkek kardeşin anneleri ile beraber yaptıkları araba yolculuğu, Santa Clara’ya hoşgeldiniz yazısı ve işte bu şarkı ile yapar. Santa Clara. Dünyanın cinayet başkenti…

0553b56dd213d3fd8d2b42d3a7609cd6

The Lost Boys – Kayıp Çocuklar Vampir filmleri arasında gençlik vampir filmi olarak nitelenebilir. Bu hali ile Buffy’nin öncüllerindendir.  80’lerin modern zaman vampir filmleri furyası arasında kendine sabit bir yer bulan, kara gençlik filmlerindendir.  Hatta sonrasında okuduğum kadarı ile Buffy The Vampire Slayer yaratılırken etkilenilen filmler arasındaymış. Vampirlerin bir yandan yakışıklı, genç çocuklar gibi görünürken, bir anda canavar suratına dönüşmesi, Buffy ‘deki vampirlere ilham vermiş. Sanırım benim de vampirleri pelerinli (Christopher Lee’nin klasik vampir hali) olmayan, modern versiyonlu olarak ilk izlediğim halidir. Muhtemelen Buffy’e olan sevgimin başlangıç filmi.

Siz olsanız hangisini hangisini seçerdiniz?

Bu filmi ilk, genç Kiefer Sutherland için izlediğimi hatırlıyorum. Kendisine gençlik yıllarımda çok hayrandım zaten. Filmin tv’de oynayan reklamlarındaki o sarışın hali ile atlı karıncanın üzerinde yürüyüşünü görünce, harika bir Kiefer Sutherland filmi, kesin izlemeliyim demiştim. Filmin esas adamının o olmamasına sonradan biraz bozulsam da, ah, ne kadar etkileyiciydi, kayıp çocuk David olarak. Sadece bakışları ve varlığı ile tehdit havasını buram buram hissedersiniz. Yine Buffy’deki Spike karakterinin David’den esinlenildiğini okumuştum. Platin saçlı, siyah pardesü ile dolaşan havalı bir genç vampir.

7b39b1044a0bc93e9a77c14e17fa0a46

Filmi izledikten sonra Jason Patrick’i de çok beğendiğimi hatırlıyorum. Zaten görür görmez tip olarak the Doors’un solisti Jim Morrison’a ne kadar benzetmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Filmde Morrison’un posterinin duvarda olması bu karşılaştırmayı yapmayı epey kolaylaştırıyor. (Adamın hayatını canlandırsa o kadar uyardı.) Büyük abi Michael rolünde, suratındaki ne yaptığının pek de farkında olmayan (aptal yakışıklı ?) ifadesi ile ortalıkta motosikleti ile dolanmasından dolayı sanırım, ilerleyen tekrar izlemelerimde pek de öyle favori karakterlerimden olamamıştı ama ergen dönemlerde hoşlandığımı itiraf etmeliyim. (Sonradan Julie Roberts’ın Kiefer ile düğün günü bu adamla kaçtığını öğrenince çok sinir olmuştum kendisine, o ayrı – dramaqueen mode on-off)

386ddd4ca686ad24ff57ba09198b55eb

Film, boşandıktan sonra mali sebeplerden dolayı  yaşlı babasının yanına geri taşınmak zorunda kalan anneleri (bu rolde tatlı mı tatlı Dianne Wiest var) ile bu kasabaya gelen iki kardeşin başından geçen maceradır. Ana karakterler bu iki kardeştir. Geldikleri kasabada, her ikisi de gelir gelmez ilgilerini çeken şeyler bulurlar. Büyük olan gizemli, güzel bir kızın peşinde kasabanın en belalı motosiklet çetesine katılırken, küçük kardeş çizgiroman sevdasına kasabanın küçük dükkanında benzer kafada iki arkadaş edinir. Frog kardeşler denilen bu ikili ona kasabanın en kötü sırrından ve onunla ilgili teorilerinden bahsederler. Tabi kendi yöntemleri ile, bir çizgi roman vererek.

Biraz da spoiler kısmına gelirsek, güzel kızın peşinden motosiklet çetesine katılan Michael, farkında olmadan vampir kanı içerek, ölümsüzlere dönüşümünün ilk adımını atar. Bu arada Frog kardeşler tarafından anti-vampir eğitimine çizgi romanlar ile başlayan kardeş Sam ise abisindeki belirtilerden bir gece yaratığına dönüşmeye başladığını anlar. Tabi hemen uzmanlardan – Frog kardeşlerden – yardım ister. Frog kardeşler yine çizgiromanlardan aldıkları eğitime istinaden, eğer kanı içilen baş vampir öldürülürse onun kanı ile vampir olanlarında , eğer başka bir insandan beslenmedilerse, tekrar insan hallerine dönüşeceklerini söylerler. Tek problem baş vampirin kim olduğu saptamaktır. Çete lideri David burada ilk şüpheli olsa da , yanlarındaki Michael ile yakınlaşan kız, Star’ın söylediklerine dayanarak, aslında başlarında, daha kuvvetli biri olduğunu düşünüp başka şüphelileri araştırmaya başlarlar. Bir ara annelerinin yanında çalışmaya başladığı video kaset dükkanının mülayim sahibi Max’in olabileyeceğini düşünselerde, adam kutsal su deneyinden geçince, artık zamanları kalmadığı için mecburen ellerindeki tek şüpheliyi, David’i ortadan kaldırmaları gerektiğine karar verirler.  Bir yandan Michael hızlıca dürtülerine mahkum olmasın , bir yandan da diğer vampilere yem olmasınlar diye uğraşırlarken, annelerinin dışarda olduğu bir akşam tüm olaylar son raddesine ulaşacaktır. Vampirlerle son dövüş için gün batmadan hazırlanırlar ve David ve adamlarının gelmesini beklemeye başlarlar. Burada hazırlıklarının çok tatlış olduğunu söylemem gerek. Sarmısak ve kutsal su ile dolu bir küvet, su tabancalarına doldurulan kutsal su gibi.

Olaylar en sonunda baba vampirin annelerini de bu yaramaz “çocuklarının” başında bir kadın olması için vampire çevirmeye çalışmasına kadar gelir ama film boyunca olaylardan bir haber takılan, huysuz büyükbaba son müdahaleyi yapar  ve vampiri yokeder. Sinsi büyükbabanın olayları nasıl gizli takip ettiğini anlamak güçtür. “One thing about living in Santa Clara I never could stomach. All the damn vampires!”

Frog kardeşler’den de bahsetmek gerekir. Bu sevimli ikili, kendilerini kasabalarının başına musallat olmuş doğaüstü yaratıklara karşı hazırlamaya adamış küçük rambolar gibidirler. Aslında bu halleri ile filmin sonundaki büyük babanın haline çok benzerler. Büyükbabanın Santa Clara’nın güvenliğini bu tiplere bırakabileceğini tahmin edebilirsiniz.

Bu filmde Corey ikilisi denilen ikili bulunmaktadır. Corey Haim (küçük kardeş Sam) ve Corey Feldman (Edgar Frog – Frog kardeşlerden biri) . Bir dönem pek çok filmde beraber oynamış bu adaş aktörlerdir. Sonradan kanka olup bir de reality show yapmışlar. Açıkçası beraber oynadıkları filmleri bilmiyorum. Ama simalar bir dönem filmlerinde muhakkak gözünüze tanıdık gelecektir. Benim daha çok Feldman’ın filmleri aklıma geliyor, Goonies, Stand by me gibi. (Ki Goonies en sevdiğim filmlerden biri olup, başka bir yazının konusu olabilir. )

80’lerin meşhur  brat pack filmleri vardır. Bu brat pack filmleri geniş bir yelpazededir. Breakfast club, Pretty in Pink gibi lise gençlik filmlerinden, St. Elmore’s fire, Flatliners gibi üniversite ve yeni mezun yaş grubunun etrafında dönen büyüme/olgunlaşma filmleri. Yönetmek Joel Schumacher ‘in St. Elmore’s Fire ve Flatliners filmleri bunlardandır. The Lost Boys’da bu gruba benzer. Biraz daha kara-komedi tarzına kaysa da, oyuncular ve yaş grubuna göre bu filmlerden sayılabilir.

91c50d5bb2568685e17895feff9b805f

Bu arada vampir çetesindeki diğer elemanlardan hiç bahsetmediğimi fark ettim. Bu adamlar pek konuşmaz, kıyafetleri ve saçları 80’lerin rock grupları gibidir. İçlerinden siması tek tanıdık gelen Alex Winter’dır, o da Bill ve Ted’in Maceraları filmlerindeki Bill olarak biliriz. Diğer elemanları pek bilmiyorum doğrusu.

album

The lost boys’dan bahsetmişken o muhteşem soundtrack’den bahsetmemek olmaz. The Doors, Inxs ve diğerleri ile 80’lerin o acayip pop müziğine aslında iyi mi desem, cheesy mi desem bilemiyorum ama filmin tuhaf kostüm ve aksesuarlarına mükemmel uyum sağladıklarını inkar edemeyeceğim. Aslında filmdeki kıyafetler oldukça iyidir. 90’larda da , 2000 ‘ler de de ve hatta 2020’ler de de seyrettiğinizde gözünüze öyle çok batmaz. Tamam ceketlerdeki aşırı vatkaları saymazsak. Saç modelleri konusunda ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim kesin. Aerobikçi kadınlar ile Bon jovinin gürbüz saçlı hali arasında erkeklerde dahi olan o perçemler. Söylenebilecek en iyi şey, bu saç modellerinin en yakışabileceği adamların filmde oynatılmış olmasıdır.

80’lerin pop desen değil, rock desen değil o uyumsuz müzikleri, kostümler ve tuhaf ışıkları altındaki mekanlar ile yakalanan o müthiş ruh.  Cry little sister şarkısı ile sizi denizlerin üzerinden uçuran atmosfer…

The Lost Boys ismi meşhur Peter Pan’ın kayıp çocuklarından gelir. Peter Pan’ın kayıp çocukları büyümek istemedikleri için Peter ile beraber evden kaçıp Neverland’e giderler. Burada ise bir vampire dönüşüp, kendi (yarasa) kanatları ile uçurarak, Neverlandlerinde  hep genç kalmaktadırlar.

Harika bir bağlayış.

 

Cry little sister şarkısının korosu sesi ile sizi uğurluyorum.

 

Cry, little sister! (Thou shalt not fall)

Love is with your brother! (Thou shalt not die)

Unchain me, sister! (Thou shalt not fear)

Love, love is with your brother! (Thou shalt not kill)

Cry, little sister! (Thou shalt not fall)

Love is with your brother! (Thou shalt not die)

Unchain me, sister! (Thou shalt not fear)

Love is with your brother! (Thou shalt not kill)


The Lost Boys (1987)’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s