
X-Men filmlerinden önce bu animasyon serisi vardı. 90 ‘larda çocuk veya genç olan, biraz da bu tarz çizgi roman/çizgi film seven varsa bir bu seriyi, bir de bunun ekürisi Spider-Man serisini bilir diye düşünüyorum.
Ben sayısız kez seyretmişimdir. Hangi kanalda, hangi yaşta denk geldiysem.
Sanırım bu iki animasyon sebebi ile 2000 ‘lerde başlayan X-Men film serisi ve Toby Maguire’lı Spider-man film serilerini çok büyük heyecanla beklemiş, bazı noktalarında çizgi diziden farklılıklarından dolayı hayal kırıklığına uğramış, benzerlikleri ile de çoşmuştum. Genel olarak özellikle her iki seri filmlerinin ilk ikisini çok severim.
X-men animated serisi 5 sezondan oluşan 92 – 97 yılları arasında yayınlanmış Amerikan yapımı bir çizgi dizidir. İnternette karşıma çıkınca, yıllardır tekrar seyretmek istediğim için oturdum izledim.
Bazı müziklerin, kokuların, manzaraların zaman makinası etkisi var kesinlikle. Jenerik müziğinin ilk notalarını duyar duymaz 30 sene öncesine ışınlandım resmen. Ne kadar eğlenceli, ne kadar aksiyonlu…
Ben küçükken piyasada çok fazla basılı Amerikan tarzı çizgi roman yoktu. Abimin siyah beyaz baskılı Örümcek Adam, Kızılmaske, Zagor kitapları falan vardı. Aklıma gelen ilk süper kahraman filmi Christopher Reeves’in oynadığı Süpermen’lerdir. Sonra da Tim Burton’un Batman’leri gelecekti. Lise sonlardayken Batman’in üçüncü filmi çıkmıştı mesela. Pek de popüler olmayan. Ama o dönemlerde yavaş yavaş çizgi romanlar da basılmaya başlamıştı. Oldukça pahalı olarak renkli kuşe kağıda basılıydılar. Heves edip almak istesem de harçlıklarım yetmezdi.
Süper kahramanlara gelirsek, aralarında seçmece yaptığım doğrudur. Süpermen teknik olarak bir uzaylıdır. Batman ise biraz psikolojik sorunları olan ama bol bol da para sahibi olduğu için teknolojik ıvır zıvır alarak kendini donatmış, intikam ve suçlular peşinde koşan bir abidir. Her ikisini de severim, o ayrı ama…
X-Men ve Örümcek Adam bambaşkadır. X-men’ler kendi doğal genetik mutasyonları sebebi ile değişik güçleri ortaya çıkan insanlardır. Hatta çoğu bunu istemez bile. X-men’ lerin bir de psikolojik yanı vardır. Ötekileştirilmişlerdir. İnsanlar onlardan korkar, onlar da insanlardan onlara yapabileceklerinden dolayı korkar, bazen kötüye evrilebilirler. Ama bunun sebebi korkudur.
Bu tema X-men filmlerinde güzel anlatılmıştır ama temeli (çizgi romanlarını okuyamamış benim gibiler için) animasyonlarda atılmıştır. Daha ilk sezonun ilk bölümünde Sentinel denilen devasa robotlarla mutantları yakalayıp, fişleyip, onları kamplara kapatmaya çalışan kötü potikacılar ve aktivistler ile mutant nefretinin derinliğini ve onları ortadan kaldırmak için insanların yapabileceklerini öğreniriz.
Çizgi filmin açılış jeneriği iki mutant grubun çarpışması ile biter. Daha ilk sezonda iyi mutantlar kadar kötülerin de olduğunu, bazı kötülerin insanlardan gördükleri muameleler sebebi ile içleri nefret dolduğu için öyle olduğunu, bazılarının ise ellerindeki gücün keyfi için kötülüğe döndüklerini öğreniriz. Bazıları evrimin bir sonraki adımının eksik türün yok edilmesi olduğunu söyleyip, bunu hızlandırmak ister. Bazıları insanlar bizi öldürmeden biz önce davranmalıyız der. Brotherhood of Mutants yani Mutant Kardeşliği’nin amacı mutant gücünü kabul ettirmektir.
X-Men ‘lerin kurucusu Charles Xavier ise insan ve mutantların ortak paydada buluşacaklarına inanır. X-Men’lerini insanlara yardım etmesi, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmesi için yönlendirmeye çalışır. Ama dünyada mutant güçlerini ülkelerinin daha güçlü konuma geçmesi için kullanmak isteyen insanlar da vardır. Bunlar bazen mutantlar üzerinde deneyler yapar, bazen bunları farklı manipülasyonlarda kullanırlar.
Aslında çizgi filmleri izleyen benim gibiler için filmlerde geçen hikayelerin çoğu tanıdık olur. Bazı karakterlerin çizgi roman-çizgi film farkı vardır elbette. Ama bu “Marvel” veya “DC” çizgi roman evrenleri yok alternatif evren, yok paralel evren derken o kadar geniştir ki, çok da mühim değildir bence. Bilene saygım sonsuz. Ama benim bildiğim kadarı bana yeter. İlk X-Men filminde Wolverine’in X-Men kıyafetlerini giyip, söylenmesinden sonra Cyclops’un “ne isterdin, sarı spandex mi” diye sormasına gülümsemem yeterlidir mesela.
Çizgi film serisinde en sevdiğim iki karakter açık ara Rouge ve Wolverine’dir.
Wolverine zaten tam bir karakterdir. Ters, lafını esirgemeyen, ama kalbi iyi bir ayıcık!? Düşünceden çok duyguları liderliğinde hareket bir aksiyon adamı.
Rouge filmlerde oldukça pısırık resmedilmiştir. Ama çizgi filmdeki Rouge daha olgun, kendine daha çok güvenen (en azından öyle görünen) ve fiziksel olarak daha güçlü bir kadın karakterdir. Serinin ilk üç filminde Rouge’un buna evrilmesini çok bekledim. Ne yalan söyleyeyim. Hiç olmadı. Kendine güvensiz bir ergen olarak kaldı. Nerede kadınsı Rouge? Nerede Gambit’in mon cheri’si?
Çizgi filmlerde olup da filmlerde hiç ele alınmayan bazı noktalar vardır. Rouge’un fiziksel kuvveti ve uçma güçlerini nasıl elde ettiği gibi. Bilmeyenler için spoiler olsa da, Ms. Marvel’ın güçlerini, onu komaya sokuncaya kadar absorbe etmesinden dolayı uçma ve kuvvet güçlerini kazanmıştır. Yoksa kendi gücü filmlerdeki gibi sadece temas ettiğinin enerji ve mutant ise yeteneğini çekmektir.
Seri 5 sezon ve çoğunlukla birbirini takip eden bir hikaye örgüsü var. Özellikle ara ara 3-4 bölüm birbirini tam takip eden bölümler olsa da genelinde de bir zaman akışı mevcut. Sadece yayınlanma döneminde çeşitli mali ve teknik sıkıntılar sebebi ile bölümlerin sırası yapıma göre karışık yayınlanmış. O yüzden izlemek isteyenin wikipedia’da ki sıralamaya bakması iyi olur.
Çizgi filmlerde neler vardır mesela;

İlk sezon ilk bölümünde kurtardıkları genç bir mutant olan Jubilee sayesinde biz de X-men’leri, X-men malikanesinde kimlerin yaşadığını, profesör Xavier’i ve onların düşmanlarını tanımaya başlarız.
Sentinel denilen dev robotları kullanarak insanların mutantlara savaş açması ve onları yok etmeye çalışması ana konulardan biridir. Bununla ilgili zamanda ileri geri gidilen bir hikaye örgüsü de vardır. Zaten seri gücünü insanlığın bitmeyen nefretinden alacaktır. İnsanların kendi yaratımlarından korkması, kendi genlerinden doğan mutant çocukların terk edilmesi, veya deneylerle onları değiştirmeleri sonucunda ortaya çıkan bu canlılar Frankenstein’ın yaratıcısı tarafından istenmemesi ve terkedilmesi gibi bir travma yaratmıştır.
Animasyonun çeşitli bölümlerinde Wolverine, Rouge, Storm, Gambit, Beast gibi karakterlerin geçmişleri anlatılır. A evet, anime de filmlerde olmayan Gambit, Jubilee gibi başka karakterler de bulunmaktadır. Bunların X-Men çizgi romanlarında tarihçeleri uzun uzun anlatılmış ama bunları bilmesek de izlerken bir keyif kaybı yaşanmaz.

Wolverine’in İkinci dünya savaşına kadar geri giden askeri hikayesi (bir bölümde Captan America ile Red Skull’a karşı savaşması bile vardı) , Japonya macerası, Rusya ‘da Omega Red ile savaşması, Kanada ‘da mutant grubu hikayesi gibi gibi çeşitli detaylara anime de yer verilmiş. Wolverine her zaman baskın bir karakter olmuş. Hakkıdır.

Rouge’un da genç kızlıkla beraber ortaya çıkan mutant yetenekleri ile baş edememesi, evinden kaçtığında Mystic’i anne gibi bilmesi ve yukarda bahsettiğim Ms. Marvel detayları ilginçtir. Anime boyunca güçleri ile barışmaya çalışır sürekli. Filmlerde hakkı yenmiş Rouge’u izlemek için anime biçilmiş kaftandır. Hatta, filmde gerçek bir insanla oynanmış olsa da Rouge karakterinin tensel temas kuramamasından ötürü çektiği üzüntüyü bu animasyon serisi bile daha iyi aktarır.

Ve Storm. O da bence filmlerde fazla söz hakkı tanınmamış bir karakterdir. Halbuki animede en güçlü mutantlardan biri olarak sıklıkla adı geçer. Onun Profesör X ile tanışması ve onun ilk öğrencilerinden olması, evlatlığı olan oğlu ve Gölge Kral ile savaşı ileriki dönem X-men konuları için ince detaylar barındırır.

Magneto karakteri de animede çok daha havalıdır doğrusu. Her ne kadar Ian McKellen’ın enerjisi ( ve hatta sonrasında Michael Fassbander’in karizması) yeterli olsa da, animasyondaki Magneto karakteri çok daha göz doldurucu geliyor. Adam uzayda koloni kuruyor yani. Daha ne yapsın. Ona da karısı ile ilgili geçmişi, çocuklarının ortaya çıkması, aldığı yanlış ve doğru kararlar ile etkileyici bir gri karakter oluşturuluyor. Film ile en ortak yanı Xavier’ın her ne olursa olsun Magnus’a – Magneto’ya yani- hep dostum diye hitap etmesi ve onu her durumda sağduyuya çağırması, tehlikeli zamanlarda ona yardım etmesi olmuş.
Serinin en uzun soluklu kötülerinden Apocalypse ve Sinister ile de tanışırız. Bunların uzun olay örgülerinin anlatıldığı devamı olan bölümler şeklinde hikayeleri geçer. Özellikle Apocalypse en belalı düşman olarak zaman boyutunda dahi savaştıkları bir mutanttır. Açıkçası henüz film olarak Apocalypse’li filmi izlemedim. Bakıcaz.

Phoenix saga dediğimiz ve benim de geçmiş yıllardan aklımda kalan seri bölümlerinden bir ana tema vardır. Burada Jean Grey’i ile bütünleşmiş bir varlık olarak Phoenix onu ele geçirir. Filmde Phoenix daha çok Jean’ın geçirdiği yeni bir evrim sonucu ortaya çıkan bir yaratık olarak tasvir edilmişti. İlk serinin son filmi çeşitli karakterlerin de farklı bir biçimde sahneden ayrılmasından ötürü, en az sevdiğim film olabilir bu seride. En azından izlediklerim arasında.
Muir adası, Genosha (mutantların köle olarak kullanıldığı) ülkesi, Antartika’daki Vahşi Topraklar, Charles Xavier’ın kardeşi olduğunu öğreneceğimiz Juggernut, Sabertooth ile Wolverine’in bitmez kavgası, Mystic ve aile sırları, İnsanlığın dostları denilen ırkçı gruplar gibi bir sürü yan tema da cabası.
Bishop, Cable gibi gelecekten gidip gelen karakterler, ya da farklı uzay-zaman evrenlerinden gelip gidenler ile kafa karıştırıcı olduğu anlar da mevcuttur ama genel itibari ile hala en sevdiğim Amerikan animasyon serisi, Örümcek adam ile beraber bu olabilir.
Serinin 5. Sezonu sonradan sipariş edilmiş, biraz aceleye gelmiş birkaç bölüm barındırır. Zaten izlerken eğer doğru sırada izlerseniz, çizimlerdeki değişimi hemen fark edersiniz. Bir de okuduğum kadarı ile diziye çocukların izleyeceği seviyede kalması için ufak tefek ayarlar da çekilmiş. Bu müdahalelere rağmen aksiyon sahneleri, Wolverine’in pençelerini çekmesi, Rogue’un dövüşü, Storm ‘un yıldırımları, Gambit’in patlayan iskambil kartları ile tüm dövüş sahnelerinin koreografisi bir harika.
Filmler ilk ortaya çıktığında o dinamizmi çok beklemiştim. Serinin ikinci filminde birazcık bu tona yaklaşmış olsalar da, tam olarak istediğim notaya sahip değildi. Ama filmlerin de kendine has bir karizması var. Bundan filmler ile ilgili yazımda bahsederim. Şimdi lafı daha uzatmayayım

5. Sezon finali, Mezuniyet günü ismindeki bölüm beni epey ağlattı. Suikaste uğrayan Charles Xavier’ın ölüm döşeğindeki hali, Magneto’nun onunla son kez iletişime geçebilsinler diye gelmesi, öğrencileri ve dostları ile vedası beni ziyadesiyle üzdü. Nayıııırrr diye ağladım.
İncelediğimde bundan başka X-men animelerinin daha yapıldığını öğrendim. Bunları hiçbirini tv de görmedim. Bir tanesi Wolverine ve X-Men diğeri ise X-Men Evolution’mış. Şimdi bir de Disney’in yayınladığı X-men 97 diye yeni bir seri varmış. Bu eski serinin tam kaldığı yerden devam ediyormuş. Bunu özellikle çok merak ettim doğrusu. Ama ilk önce eski Spider-Man serisini izleyip bitirmek istiyorum galiba. Nostalji ağır basıyor şu an.
…bunu dedikten bir gün sonra X-Men 97 ilk sezonu izleyip bitirdim. Çok efsane… –> yazı gelecek! Geldi–>X-men’97X-Men ’97
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.
One thought on “X-Men: The Animated Series (1992-1997)”