Beren ile Luthien

Beren ile Luthien Yüzüklerin efendisinde şiir veya şarkı olarak bahsedildiğini en net hatırladığım birinci çağ hikayesi idi. Bir insan olan Aragorn ile bir elf kızı olan Arwen’nin aşkına bir nevi referans olan efsane aşk hikayesi.

Birinci çağ’da Kutsal Diyarlardan sürgün olan Noldor Elfleri’nin Orta Dünya’ya ulaşmasının ardından Morgoth yani kötü tanrı ile Noldor Elfleri arasında bir savaş meydana gelir. Bu Birinci çağda adı geçen 6 ana savaşın ikincisidir. Yıldızların altındaki savaş.

Önce ay ve 7 gün sonra da güneşin doğuşu ile insanlar ilk defa uyanırlar. Bu uyanış orta dünyanın doğusunda bir yerlerde olur. Uyanan insan klanlarından bir bölümü dağları aşarak Orta Dünya’nın batısına, yani birinci çağın ana sahnesine, Beleriand’a girer, elflerle karşılaşırlar. (bu Noldor elflerinin gelişinden yaklaşık 300 sene sonraya denk gelir)

Yıldızlar altındaki savaş’ı 59 sene sonraki Muhteşem savaş izler. Morgoth’u sağlam yenerler ve kalesini kuşatırlar. 400 sene sürecek kuşatma böyle başlar.

Bu 400 sene içerisinde insanların bir kısmı elflerle dost olmuşlar, elflerin nur suretleri sebebi ile onlara hürmet göstermektedirler. Elf krallıkların bazıları da onlara sevgi ve saygı duymaktadır.

400 sene sonunda pis bir hamleyle kalesinden ateş çağlayanları salan Morgoth kuşatmayı delecek, elf ve insanlara sağlam bir darbe indirmiş olacaktır. Ani Alev savaşı diye isimlendirilecek savaş sonunda elf dostu insan klanlarından ilki olan Bëor evinin lideri Barahir ve adamları dostları olan elf kralı Finrod’a kaçması için yardım ettikten sonra yabana sürüklenecektir. Adamlarının arasında Beren ismindeki oğlu da vardır. İçlerinden birinin ihaneti sonucu hepsi öldürülen ekipten sadece Beren kurtulur ve gizlenerek, kaçarak Melian kuşağı denilen elf krallığına gelir.

Melian kuşağı denilen bölge elf kralı Thingol’ün (uyanış sonrası ilk yolculuğa çıkıp dağları aşmış ama hiç kutsal topraklara ulaşmamış elflerden yani gri elf veya alacakaranlığın elfleri denilen gruptandır) ve eşi Melian’ın (tanrılardan bir alt kademede, kutsal varlıklardan biri) bölgesidir. Melian’ın güçleri sayesinde sınırları korunmakta, istenmeyen varlıkların girişi bir nevi büyü ile gizlenmektedir. Ancak bu büyüyü aşıp girebilen ilk insan Beren olacaktır.

Thingol ve Melian’ın bir kızları vardır. Prenses Luthien. Güzellikleri ile bilinen elflerin arasında bile en güzel, en zarif olarak sayılmaktadır. Onu ormanda dans ederken gören Beren ona aşık olur. Gizlice onu izler. Kıza Yüzüklerin efendisinde de duyduğumuz lakabı takar. Tinúviel yani Bülbül. Luthien ise onun izlediğini sonradan fark etse bile dansına devam eder.

Hikaye odur ki birbirlerine aşık olurlar. Kral Thingol’ün karşısına çıkarılan Beren, Luthien ile evlenmek ister ama Thingol ona bir şart koşar. Morgoth’da ki lanetli Silmarillerden birini ona getirmesi gerekmektedir. Böylesine zor ve imkansız bir görev verilerek bir nevi ölüme doğru kovulduğunu anlayan Beren gurur yapar ve tamam getireceğim Silmarilini deyip Morgoth’a doğru yola düşer.

Bu kısım ile ilgili çok detay verip uzatmayacağım. Çünkü bir yanda Silmarillion ‘da anlatılan versiyonu varken, bu kitabın amacı Tolkien’in müsvedde ve notlarında hikayeye ekleme çıkartma yaptığı farklı versiyonları sunmak bir yerde. Burada kimi kez bir pasajın şiir haline getirilmiş bir anlatısı, kimi kez hikayede daha önce farklı bir isimle geçen kötü varlığın şekil değişikliği gibi noktalar var. Kitabın, okuması zevkli ve zihin açıcı kısmı olasılıkların zenginliği.

Hikayenin Silmarillion’dan özet olacak ve değişmeyen kısmı Beren’in peşinden giden Luthien ile beraber ikisinin çeşitli badireler atlattıktan sonra Morgoth’dan bir Silmaril çalmayı başarmaları, bazen düşmanın yaratıklarından, bazense dost sandıkları elflerden aldıkları zararlar ile dolu çeşitli maceralardan sonra vuslata eremeden ölen Beren için tanrılara yakaran güzel elf kızının sesini duyan tanrının Luthien’in elf ömrünü alarak, ona ve Beren’e beraber yaşayacakları bir ikinci yaşam bahşetmesi takip eder.

Beren ve Luthien ’nin hikayesi her ne kadar karanlık öğeler taşısa da, belki de hem birinci çağın en hezimet dolu savaşından önce (Sayısız Gözyaşı Savaşı) geçtiği hem de sonuç olarak birbirleri için kendilerini dahi feda edecek kadar çok seven iki varlığın aşkını anlattığı için umut doludur, güzeldir. İçinde iyilerin kazanacağına dair bir inanç barındırır. Halbuki ardından gelen hikaye öyle midir? Húrin’nin çocukları Túrin ve Niënor’un hikayesi arka arkaya bir silsile gibi gelen olumsuz olayları içerir.

Bunda ise bazen tutsak edilseler, bazen kötü varlıklarla karşılaşsalar ve sonunda her insan gibi ölseler bile bu karakterlere umut olacak bir vukuat gerçekleşir. Kutsal topraklardaki tanrılar Luthien’i dinler, ona acırlar, ona ve Beren’e ikinci bir şans tanırlar.

Sanırım Yüzüklerin Efendisinden sonra kabullenmenin en zor olduğu hususlardan biri elflerin kindar, kibirli, ukala pekala da gıcık olunacak, hatta nefret edilecek varlıklar olabileceğinin olasılığıdır. Yüzüklerin Efendisinde Orta Dünyada kalmış olan elfler için çok bilge, çok asil ırk şeklinde bir anlatış, Hobbit’te orman elfleri için biraz daha yaban ve acımasız şeklinde ama yine de bilge oldukları ifade edilirken, Silmarillion’daki elfler akraba kıyımı yapacak kadar gözü dönmüş ve tanrıları küçük görecek kadar kendilerini beğenmiş olabilirler.

Melkor’un kötü tanrı olarak kötülük saçması her ne kadar doğal olsa da elflerin hem kendi başlarına hem de insan klanları başına sardıkları müsibetler biraz kendi gururları yüzünden olur ve nankörlük dolu olup beklenmediktir.

Bu hikayede de eşi Melian farklı öngörüde bulunsa da, Kral Thingol’ün kızına yakıştırmadığı insanı hem imkansız gibi gözüken bir göreve ölüme göndermesi, hem de lanetli olduğunu bildiği, kendisinin kınadığı akraba kıyımına sebep olan Silmarili istemesi nasıl bir egodur? Beren Silmarili ona verirken, ‘mücevherini al ama çok daha kıymetli bir şey karşılığı böylesine basit bir şeyi istemişsin’ demesi “bilge elf kralına” verilen ne manidar bir cevaptır. Ki bu silmaril de Thingol’un krallığının yıkımına sebep olacaktır.

Silmarillari yapan ve onları çalan Melkor’un peşinden Orta Dünyaya gelip, savaşta ölen elf lideri Fëanor’un zaten karakterinin asabiyeti, fevriliği bellidir. Onun oğullarının da benzeri şekilde kendini beğenmişlik, kötücüllük ile hem kendi ırklarına hem de Orta Dünyanın diğer varlıklarına sebep oldukları yıkımlar nicedir.

Beren ile Luthien ile ilgili bu kitaba dönersek, Silmarillion’da anlatılan hikayenin bölüm bölüm derinleştirilerek anlatısını içeren güzel bir kitap olmuş. İçine en iyi Tolkien illüstratörlerinden biri olan Alan Lee’nin çizimlerini içeren kalın kuşe kağıda basılmış sayfalar da koymuşlar. Kitabı okumaya ara verince bu resimleri incelemek de ayrı keyifli oldu. ( Tolkien kitaplarının illüstrasyonlarını sevenler Alan Lee, John Howe ve yeni öğrendiğim Ted Nasmith’in çizimlerini takip edebilirler.)

Ben ilk çıktığında alıp almamak konusunda tereddütte kalmıştım ama Tolkien ve Orta dünyayı sevenlerin kesin almasını, okumasını önereceğim bir kitap.

Birde belki zaten Tolkien sevenler arasında bilinse de tekrar belirtmek istediğim küçük bir ayrıntı beni bu kitabı ayrı bir sevmeme sebep oldu. Kitabın başındaki Tolkien’i tanıtan kısa yazının sonunda belirtildiği üzere; Tolkien öldükten sonra eşi Edith ile aynı yere gömülmüş. Edith’in mezar taşında adının yanında Luthien yazarken, kendisinin adının yanında Beren yazmaktaymış.

Çok kalp ben…. ❤

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Beren ile Luthien’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s