Coda – 2021 Film

Coda ‘yı oscar adayı iken izleme listeme almıştım. Ama içimden hiç izlemek gelmemişti. Sonra en iyi film Oscar’ını kazanınca çok şaşırmıştım. Hem Dune gibi ağır bir topu hem de Batı Yakasının Hikayesi gibi Spielberg klasmanını geride bırakmasından dolayı herhalde sağır insanlar ile ilgili ajitasyondan dolayı öne çıkarttılar demiştim.

Sonra bir arkadaşım hiç de tahmin ettiğim gibi bir film olmadığı yönünde geri bildirim verip önerince izlemeye karar verdim.

Gerçekten beni çok şaşırtan bir film oldu.

Film 4 kişilik Rossi ailesinin hikayesini ama özellikle tek duyma ve konuşma yetisi olan aile ferdi Ruby’nin hikayesini anlatıyor. Okulda çocukların seçmeli dersde bir heyecan ile seçtikleri koro dersinde, müzik hocası sayesinde önce Ruby’nin sonra tüm ailenin hayatı değişecektir.


Coda ‘nın güzelliği kolaylıkla duygu sömürüsü yapabilecek bir konuyu, farklı bakış açılarından, bazen popülist yaklaşsa da dengeli bir şekilde aktarabilmesi.

Film ilk başladığında Ruby’nin ailesinin etraflarındaki insanlar ile iletişimlerini sağlama görevini yüklenmiş olduğunu ve bundan bir miktar yorulmuş olduğunu izleriz. Aileden biri doktora gidecekse aracılık yapmak onda, balıkçı teknelerinde sahil güvenlik ile iletişim onda, balık pazarında satış için anlaşma görüşmeleri onda. Bu kadar yoğun tempodan dolayı okulda arkadaşlıklarını ilerletememesi, ya da çok sevdiği şarkı söylemeye vakit ayıramaması, okuldaki bazı öğrencilerin bununla balık kokması veya işaret dili kullanması ile dalga geçmesiyle, hayatı hiç de kolay gitmemektedir. Ama ağlayıp, şikayet eden bir kız da değildir.

Sonra abiye geçeriz. Hafiften abisinin bu durumdan, anne ve babasının oğullarından çok kızlarına güvenmelerinden bozulmuş olduğunu görürüz. Bir delikanlı olarak balıkçı arkadaşları ile bir bara gidip rahat rahat içememekte (kendini tam ifade edemediğinden, sarhoş insanlar arasında kavga çıkma olasılığı artıyor haliyle) veya balıkçı sendikasına karşı ayaklanma fikirleri olsa da insanları ikna edememektedir. Kız kardeşini sevse de onun herşeyi üzerine almasına nasıl içerlediğini anlarız. Ona ‘sen doğmadan önce biz kendimize yetiyorduk’ der mesela.

Anneye gelirsek, ilk bakışta kızının kendi istediği şeyleri yapmasına izin vermeyen, ona bağımlı olmuş bir kadın gibi gözükür. Ama bir an sonra aslında annenin kızının duyan insanlar arasına karışmasını istememesinin sebebinin onun kendisinden uzaklaşmasını istememesi olduğunu anlarız. ‘Sen ilk doğduğunda senin de sağır olmanı istiyordum’ der. ‘Aramızdaki ilişkinin kendi annem ve benim ilişkimiz gibi olmasını istemedim’ der.

Baba ise hem hayatını hem de ailesini geçindirme derdinde, ama o da pek çok konuda kızına sırtını dayadığının farkında olmayan bir adamdır. Babanın farkındalığının gelişmesini aktarırlarken de, çoğunlukla içtenlikle, sevgiyle, acındırma olmadan aktarırlar.

Filmin beğendiğim esas noktası, bunları anlatırken sizi bir kişiye doğru yönlendirmemesi. Filmin ana karakteri Ruby olsa da, etrafındaki insanlar öyle dengeli anlatılıyor ki, bir noktada Ruby’e hak verirken, diğer insanların yaşaması gereken değişimi de anlayabiliyorsunuz.


Filmin en etkilendiğim anlarından biri kızlarının koro performansını izlemek için okula gelen ailenin, kendi bakış açılarından yapılmış çekim oldu. Biz diğer insanlarla beraber müziği dinleyip, tempo tutarken, kızın abisi kız arkadaşı sayesinde kardeşinin ne kadar iyi söylediğini öğrense de, şarkılar söylenirken, sadece “sessizlik” duyup etraflarındaki insanların tepkisini seyreden anne ve baba, belki herhangi başka bir sahneden çok daha kalbime dokundu.

Filmin son bölümündeki Berkley sınavı sahnesi biraz popülistdi, kabul ediyorum ama filmi genele göre değerlendirirsem, sıcacık, samimi bir aile filmi idi.

Coda kelimesinin açılımı İngilizce ‘Child of deaf adults’dan yani ‘sağır ebeveynlerin çocuğu’ ndan geliyormuş.

Yazımı yazarken öğrendim ki bu film aslında 2014 yapımı La Famille Bélier isimli bir Avrupa filminden uyarlanmış. O filmi bilmiyorum tabi ama bu filmde sağır karakterleri gerçekten sağır insanların canlandırması, bu oyuncuların yetenekleri harika.

Anne rolünde Marleen Matlin’i çocukluk yıllarımdan Başka Tanrının Çocukları diye bir filmden hatırlıyorum. Filmin konusunu değil ama Marleen Matlin’in sağır bir kişiyi canlandırdığını ve bu rolüyle Oscar kazandığını hatırlıyorum. Coda oscar kazanana kadar bu filmde oynadığını hiç duymamıştım ama.

Baba rolündeki Troy Kotsur ise bu rolü ile bir Oscar kazandı. Filmi izleyince performansına hayran kalmamak elde değil.

Kocaman kocaman havalara girmeyen, kolaylıkla acındırma yapabilecekken, çok temel, çok sade bir şekilde kendini bulmak üzerine yapılmış, tatlış bir film.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s