Le grand bleu / The Big Blue – 1988 Film

Dalmayı sever misiniz? Tüple dalışı demiyorum da direkt nefesinizi tutarak serbest dalmayı.

Küçükken dalmayı ilk öğrenmeye çalışırken kafadan dalar ama popomu bir türlü dibe ulaştıramazdım. Suyun altına ulaştığımı sandığım an ayaklarımı çırpmaya çalıştığımda sudan gelen şakır şukur sesten yine tam dalamadığımı anlardım. Sonra önce tüm gövdece suya girmek gerektiğini çözdüm. Bu sefer de o kadar dibe giriyordum ki yere sürtüyor mayomun içine kum dolduruyordum. Bir ara mayomdan çıkan kum miktarı benim için dalma becerisi göstergesiydi.

En sonunda doğru derinliğe ulaştım. Sıra nefes performansına gelmişti. Tamam dalıyordum ama çok kısa mesafe gidebiliyordum. Battı çıktı gibi hissediyordum. Bunu da paletle çözdüm. Palet takınca bir ayak sallanışında iki katı mesafe gidebiliyordum. Paletler kırılana kadar bu sürdü. Sonra artık kendi çabama kaldı.

Denizi sevdiğim için dalma oyunu benim için hep vazgeçilmez oldu. Gözlük kullandığım ve uzağı göremediğim için deniz gözlüğü ile dalmak bir yandan buğu yapması bir yandan da iyice bulanık görmek yüzünden çok zor gelirdi. Tüplü dalışı da bu yüzden bir türlü gerçekleştiremedim. Ama zaten mesele uzun mesafeleri görmek değildi. Suyun altında birkaç saniye için bile gitmek, o derindeki pus, nefesinin sonuna kadar gitmek, sudan dışarı çıktığın an aldığın o derin nefes, hatta o son noktada kollarında hissettiğin yorgunluk hissi. Bunları çok severim.

Üniversite stajım sırasında, staj yaptığım bölümdeki genç elemanlardan biri hobi olarak dalıyordu. Bana dalış ile ilgili en güzel ve gerçekçi filmlerden biri diye bu filmi önermişti.

Filmi izleme şansı bulduğumda, hayran kalmıştım. Filmin Türkçe ismi Derinlik Sarhoşluğu. Genelde filmlere verilen uyduruk Türkçe isimleri sevmem ama orijinal ismi Büyük Mavi yerine bu filme verilebilecek en iyi isimlerden biri bu. Derinlik Sarhoşluğu. (Bu tabiri, ağır nezle-grip olduğum ve burnumun tamamen tıkandığı, beynime az oksijen girdiği zamanlarda da kullanıyorum bu arada. Bana anımsattığı his benzer çünkü)

Film Luc Besson’un Leon ve Beşinci element filmleri ile ünlenmeden, bilim kurgu, anime ve tuhaf aksiyon filmlerinden öncesine ait. Ünlü serbest dalgıçlar Fransız Jacques Mayol ve İtalyan Enzo Maiorca hakkında, yarı biyografik, yarı kurgu, yarı fantastik bir hikaye. Film gerçek hayat hikayelerinden epey bir sapmış, bu doğru ama hikayenin anlatılışı çok etkileyici. Özellikle denizin derinliğine duyulan o tutkunun aktarımı mükemmel.

Jacques ve Enzo aynı adada büyümüş iki arkadaştır. En büyük tutkuları dalıştır. Büyüdüklerinde tüpsüz, serbest dalışta birbirlerinin rakibi olmuşlardır. Her bir fazla metre dalış için birbirleri ile yarışmaktadırlar. Jacques aşık olup bir kadınla beraber yaşamaya başlamış olsa bile, kadının da kabul etmek zorunda kaldığı gerçek, adamın en büyük aşkının deniz olmasıdır. Hatta eğer birisi denizi çok severse, deniz kızı gelip, onu denizin derinliklerindeki sihirli yere götüreceği hikayesini bile dinleriz.

Filmin en etkileyici yerlerinden biri suyun derinliğindeki o kendini kaybetme anlarının anlatımı. Nefesinizi ne kadar tutabilirsiniz bilmiyorum ama gerçekten suyun altında, o herşeyden uzak sessizlik anları vazgeçilmez. Pek çok kez, solungaçlarımın olmasını istedim. Hani Waterworld filminde Kevin Costner’in olduğu gibi. Böylece suyun altında uzun mesafeler gidebilecektim. Nefesimin yettiği ve bir tık daha ilerisini zorlamam da biraz bu yüzden galiba. O sessiz mavi derinlikten, gökyüzünün mavi ışığına doğru yüzüş, o nefessiz kalınca ulaşılan dolu nefes hissini çok seviyorum. Sanki bir deniz canlısı gibi.

Film Jacques’ın yunuslar ile bağlantı kurması ile ilerliyor. Gerçek hayatta da Yunus adam olarak bilenen bu adam, yunuslara ayrı bir sevgi duyuyormuş. (Eski kurt bir denizcinin dediği gibi denizkızlarının aslında karadan çok uzun süre uzakta kalan denizcilerin kadına benzer şekilde görmeye başladığı fok ve yunuslar olduğu söylenir 🙂 bkz. Robotman)

Filmde bu sevgi, denize olan tutkusu ile birleşince biraz korkutucu bir hal alıyor. Açıkçası film bende çok karışık hisler bırakarak bitiyor. Özellikle bu son yüzünden yüzücülerin hayatlarını çok merak etmiş ve okumuştum. Filmin bu konuda daha özgün bir çizgide gittiğini söyleyebilirim.

Denizi seviyorsanız, mutlaka izlenmesi gereken bir film.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s