Only Murders In the Building – Dizi 2021 (Sezon 1)

Only murders in the building komik bir dedektiflik dizisi.

Newyork ‘un büyük apartmanlarından birinde yaşayan, karakter olarak birbirinden tamamen farklı 3 komşu, ortak noktalarının cinayet ve gizem üzerine bir Podcast dizisi olduğunu fark edince, aralarında bir sempati oluyor. Biri 20’lerinin başında, biri 60, bir diğer 70′ lerinde olan bu 3 tip, oturdukları apartmanda bir ceset bulununca olayın araştırmasını kendi ellerine almaya, bir yandan da podcast yayını yapmaya karar verirler.

Konusunu ilk okuduğumda Tom Hanks’in  ’89 filmi The ‘Burbs aklıma gelmişti. O film komşularının suçlu olduğuna inanan bir banliyö mahallesinin sakinleri arasında geçiyordu ve bu amatör dedektifler (!) ortalığı fena karıştırıyorlardı.

İlk başta bu sebeple diziyi izlemeye karar verdim. Ama dizi beklediğimin kat kat üstünde çıktı. Absürdlüklerden çok, ki Steve Martin olunca biraz da böyle bir komedi beklemiştim, onun yerine bir çeşit komik Jessica Fletcher (Cinayet Dosyası) gibi bir diziyle karşılaştım. Üstelik 30 dakikalık bölümler su gibi akıyor, her bölüm biterken, haydaa, şimdi ne olacak deyip, bir sonrakini merakla izlemek istiyordunuz. Dizi komedi unsurları içerse de, o gizem havasını da çok temiz bir şekilde sağlıyor. 10 bölüm ile ilk sezonu tamamladı ama genelde fazla uzatmayan dizileri seven bana bile keşke daha çok bölümü olsaydı dedirtti.

Diziyi sevmemde pek çok farklı etken oldu.

Bir kere New York’un eski büyük bir apartman binası, dizide Arconia deniyor, harika bir mekan. Dıştan belli ki eski bir bina ama bir yandan da yenilenmiş içi ile belki de New York’da yaşasam böyle bir binada yaşamak isterdim diyebileceğiniz bir yer. Birinci kalp. Bir de bu binalar ile ilgili bir detay öğrendim. Dizide geçen yer Upper West Side dedikleri, central park’a yakın bir yermiş. Ve işin ilginç yanı bu eski binaların hiç de tekin olmayan ünleri varmış. Bazen hayaletlerin ziyaretler ettiği söylenirmiş. Kült filmlerden Hayalet Avcılarını izlediyseniz, orada mimarının paranormal olaylara karıştığı söylenen bir bina vardı. Belki de bu tip söylencelerden etkilenmiştir yazarlarda. Bunu da yeni öğrenmiş oldum.

Steve Martin (Charles-Haden Savage)
Martin Short (Oliver Putnam)

Sonra eskilerden sempatim olan Steve Martin, Martin Short var. Steve Martin aynı zamanda dizinin yaratıcılarından biriymiş. Üçüncü kişi de Selana Gomez. Aslında Selena Gomez’i magazin postları dışında tanımazdım. Öyle süper inanılmaz oyunculuğu olduğunu söyleyemem ama bence diziyi keyifle izletecek, kendinden yaşça büyük, efsane iki eski aktöre de ayak uyduracak kadar iyi oynamış. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, konuşma ses tonu o kadar güzeldi ki. Şarkıcı olduğunu biliyorum ama özellikle podcast yayını gibi bir olayı olan dizide vurgulaması, anlatımı ile ses tonuna neden özel olarak takıldığımı anlatmaya çalışabilirim.

Selena Gomez (Mabel Mora)

Dizinin güzel yanlarından biri de akıllıca yazılmış olması. Bu tarz amatör dedektifliklerin olduğu dizilerde genelde bunları akıllı göstermek için polisi aptal gibi gösterirler ya, burada polisin yaptığı/yapmış olabileceği hataları aptallıklarından değil, fazla mesailerden yorgun ve bu sebeple dikkatsiz göstermek gibi ince noktalara dikkat etmişler.

Beni benden alan diğer nokta ise podcast yayınları. Podcast ‘i dinlemeleri bana lise yıllarımda ders çalışırken trt radyo’dan dinlediğim Radyo Tiyatrolarını hatırlattı. Bir ara ciddi ciddi bir radyo tiyatrosu yazıp yarışmalara katılmayı bile düşünmüştüm. Birilerinin sadece ses ile canlandırma yapması, geri kalan herşeyi hayal gücünüze bırakması çok müthiş bir keyif. Bir masanın etrafında oturmuş kart oyunu oynayan insanların bir tartışmasını dinlerken tüm sahneyi zihninizde yaşarsınız veya dizideki gibi, ortak dinledikleri yayında Tina Fey’in gittiği karanlık ormanlık alanlarda anlatıcı ile beraber yürürsünüz. Bunlar hem sevdikleri podcasti dinlerlerken, hem de kendilerininkini okurlarken o eski günler gözümde canlandı. Diziden ayrı bir keyif alıp, internetten eski radyo tiyatrolarını karıştırmaya başladım.

Dizinin çok şirin açılış jeneriğinden de bahsetmezsem olmaz. Galiba dizideki “katil kim” oyunu havasına katkısı olan bir detay. O sade çizimlerin etkisi.

Dizi her bölümünde küçük küçük ipuçları verip, gizeme birkaç ekleme de yapıp, sizi canlı tutuyor. Tam herşeyi anladım derken, başka bir yerden golü atıyor. Son derece keyifli, eğlenceli. İkinci sezon onayı da almış bir Hulu dizisi. Dedektiflik hikayesi sevenlerin mutlaka izlemesini öneririm.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s