Another Round – Druk – 2020 Film

Bu filmi ilk instagramda bir öneri olarak görmüştüm. Özellikle müzikleri güzel diye bahsedilmişti. Sonra Danimarka’nın Oscar adayı olduğunu duyunca biraz daha ciddiye alıp izlemeye çalıştım ama maalesef hiç fırsat bulamadım. En sonunda fırsatını bulduğumda çoktan Oscar’ı kazanmıştı.

Bu kadar büyük hevesle izlemeye oturup, gel gelelim (çeşitli sebeplerden, sadece filmden değil) tek seferde bitirememe rağmen, bir kere bitirdikten sonra, o müthiş finalden sonra,  tekrar izlemek ve üzerinde düşünmek istedim.

Film ile ilgili genel olarak konusu ve adı itibari ile sürekli karşılaştığım ana tema, Danimarka’nın alkol tüketim kültürüne bir selam çakmak idi ama film sadece alkol değil de, yaşamı kucaklamak ile ilgili geldi bana. Baş karakter Martin’in filmin başındaki durgunluğu ile filmin sonundaki zincirleri, kafasındaki zincirleri kırmış haline geçiş süreci. Bunda aracı olan alkoldü evet, film boyunca da yaratıcılıkta (yazarlık, kompozitörlük gibi) ya da toplum liderliğinde (politikacılardan) alkol tüketimi fazla olup başarı kazanmış insanlardan örnekler sunsa da sonuçta aslında tek katalizör olarak alkol ile değil de, alkolün sağladığı vidaları gevşetme ile bu başarının geldiği gibi bir noktaya gider film. Bunu finalindeki Madds Mikkelsen’in izlediğim en keyifli film sonlarından biri olmasını sağlayan o muhteşem dansı ile ifade eder.

Film Danimarka’da bir lisede öğretmenlik yapan orta yaşlardaki 4 arkadaşın, işleri yani öğretmenlikten yana heyecanlarını kaybetmiş, özel hayatlarının ise oldukça monoton olduğunu göreceğimiz şekilde başlar.  Öğretmenlik konusunda o kadar bıkkındırlar ki, tarih öğretmeni olan Martin derste nerede kaldığına dahi dikkat etmeyince, öğrencileri kendilerini sınava doğru düzgün hazırlayamıyor diye onu velilerine şikayet bile ederler. (Bu ne kadar güzel bir özgürlüktür, sen bize doğru dürüst ders anlatamıyorsun diye hocalarının karşısına dikilebilmek, bunu medeni bir şekilde ifade edebilmek, karşılıklı olarak, çok hoşuma gitti.)

Bu 4 arkadaş içlerinden birinin doğum gününü kutlamak için toplandıklarında, birbirlerine moral vermeye çalışırlar. Gençliklerinden ne kadar farklı oldukları, belki de bekledikleri hayatın bu olmadığı yönünde düşünceler, özellikle Martin’in yüzünden okunur. Kendini acaba ben sıkıcı bir insan mıyım diye sorgulayan, eşinden beklediği cevap yerine, ilk tanıştığımız zamanki gibi değilsin, cevabını alan Martin. Neşesi yerine gelsin diye onu gençliğinde yaptığı danslardan örnek göstermesi için teşvik etseler de o bundan çekinir, yapmaz.

Laf lafı açar ve Norveçli bir filozof olan Finn Skårderud ‘ın insanların doğuştan kanlarında %0,05 promil alkolün eksik olduğu teorisine gelirler. Bunu deneyerek değerlendirmeye karar verirler. Her biri günde belirledikleri miktarda alkol tüketecek ve bununla ilgili deneyimlerini (psikolojik, fiziksel engeller de dahil olacak şekilde sosyal ve profesyonel yaşamlarındaki etkilerini) paylaşacaklardır. Kendilerine limit de koyarlar sadece iş saatlerinde, Hemingway gibi akşam 8’ e kadar ve sadece hafta içi içeceklerdir.

The world is never as you expect!

İlk denemeler çok başarılı geçer. Birazcık alkol ile derslerine daha hevesli yaklaşmaya başlarlar. Öğrencilerden aldıkları tepkiler onları daha da motive eder. Aileleri ile iletişimleri değişir.

Bu o kadar hoşlarına gider ki ikinci aşamaya geçerler. Herkes bireysel olarak istediği kadar, daha doğrusu kendilerindeki verimliliğin maksimuma ulaştığını düşündükleri noktaya kadar içebileceklerdir. Her birinin en iyi promil seviyesini bulmaya gelir amaç. Maksimum yine de bellidir  %0,1.

Bu noktada hafif hafif alkolikliğin alarmı çalmaya başlar aslında. Genelde sürekli hafif sarhoş, sağa sola çarpar modda gezmeye başlarlar. Etraflarındakiler biraz tuhaflık sezerler ama henüz yüzleşmezler.

Deneyin son adımı, patlama noktasına kadar içmektir. Ya yorulup eve gidecekler ya da içmeye devam edip, sızana kadar içeceklerdir. Burada bourbon ile absentin karıştırıldığı Sazerac diye bir kokteyli falan içmeye başlıyorlar. Sadece absentin alkol oranının%75 lerde olabileceğini düşünürseniz, toplam alkol oranını siz düşünün. Martin başta deneyin bu kısmını es geçmeyi düşünse de son dakikada o da arkadaşlarına katılır. Kafayı buldukça arkadaşları danslar ederler, o ise dansa katılmaz, kenardan içerek seyreder onları.

Arka arkaya içerken seviye %1,8 lere gelir. Bunun şu manaya gelir diyebileceğim bir kıstası olmadığı için, 0,1’lerdeyken sallanan adamların, bu seviyede dengelerini pek koruyamadıklarını tahmin edebilirsiniz diyerek açıklamaya çalışayım. Gece barlarda sokaklarda zil zurna sarhoş olmakla, sokaklarda sızmakla, tuvaletini tutamamak noktasına kadar gelen bir rezillikle son bulur. Evli olanlar aileleri ile acımasızca yüzleşmek zorunda kalırlar ve ortaya çıkan sonuçlardan bu deneye artık bir son vermeleri gerektiğine karar verirler. Ama Martin’in evliliği kopma noktasına gelmiştir artık.

3 arkadaş alkolden uzak durmayı başarır ama Tommy, antrenör olan alkolik olmuştur. Duramıyordur. Martin ona yardım etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Tommy ile Martin’in arkadaşlığının biraz daha eski olduğunu konuşmalarından anlarız. Karısı ile tanışmasını falan da bilir Tommy ve Martin’ e, sizi biliyorum, herşey yoluna girecek diye ekstra moral vermeye de çalışır. Maalesef onu kaybettiklerinde arkadaşlar arasında Martin daha da fazla etkilenir.

Martin’in öğrencilere artık size daha fazla bir şey veremem demesi ve daha önce onu şikayet eden öğrencinin, neden böyle diyorsunuz, tüm konuları işlemedik mi, bizi hazır hale getirdiniz, sene ortasında vites değiştirdiniz diye onu motive etmesi, aslında kendine ne kadar az güvendiğini, alkol sayesinde kendine güveninin yerine geldiğini ve ufacık bir pozitif etki ile ne kadar büyük bir değişiklik sağlanıldığını gösterir. Filmin sonunda eşinden gelen tekrar denemek istiyorum mesajı, artık onu eski adam olarak kalmayacağını öğrencileri ve arkadaşları arasında o özgün dansını yapmaya başlamasından belli olur.


Druk – Another Round, keyifli bir film. İçine girmek, Danca olmasından, Avrupa filmi olmasından biraz zor olabiliyor, ama bir kere girdiniz mi de, o etkisinden kolay kurtulamıyorsunuz. Ara ara keyif alarak tekrar seyredeceğim bir film oldu. Ve evet, eğer kendimizi o kadar tutsak hissediyorsak ve zaman zaman Martin gibi dans etmekten imtina ediyor, kendimizi tutuyorsak, bunu içki sayesinde aşabileceksek, içelim ya… Fuck what they are saying, what a life….

Bunu da buraya bırakalım o zaman;

What a life, what a night
What a beautiful, beautiful ride
Don’t know where I’m in five
But I’m young and alive
Fuck what they are saying, what a life….

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s