Pitch Black – Derin Karanlık – 2000

Pitch Black çok tesadüfi izlediğim bir filmdi. Komşumuzun ödünç verdiği CD’lerden biriydi. Hatta kapağın arkasını okuduğumda efsanevi film Alien (Yaratık)’ın çakması diye düşünmüştüm.

Filmin başlangıcı da öyleydi. Tuhaf kamera açıları ve değişik renk filtreleri, hiç tanımadığım oyuncuları ile biraz uyduruk bir film diye izlemeye başlamıştım. Bir de body’ci bir tip koymuşlar demiştim. Açıkçası hiç de karizmatik durmuyordu kimse. Başrolde bir kadın da vardı. Herhalde Sigourney Weaver’a karşılık da bunu bulmuşlar demiştim. Yani filme baştan tam bir önyargı ile başladım. Ama film belli bir noktada beni içine çekmeye başladı ve bu çekimden kurtulamadım. Film en sevdiğim bilim kurgu filmlerinden, Vin Diesel ise en sevdiğim aktörlerden biri oldu.  

Filmin konusuna gelirsek; gezegenler arası bir yolcu ve yük gemisi, bir göktaşı bulutunun ortasında kalır, gövdesinde delikler açılır ve oto pilot sistemi bozulur. Gemi mürettabatı ve yolcular, uzay yolculuğu filmlerinde olağan olan (metabolizma yavaşlatıcı) uykuda olduklarından, ancak gemi bir gezegenin çekim alanına girip düşmeye başlayınca tam olarak kendilerine gelirler, ama artık çok geçtir. Gemi büyük bir hızla yeryüzüne çakılır. Bir avuç yolcu ve tek bir mürettebat hayatta kalmıştır.

Gemideki canlı kalan yolcular farklı farklı karakterlerdir. Bir koleksiyoner, bir çocuk, bir adam ve sevgilisi, bir polis, mürettebattan bir kadın, bir din adamı-imam ve 3 oğlu.

Ama içlerinde en ilginci zorlu bir hapisten kaçmış, peşindeki polis ya da kelle avcısı mı demeli, tarafından yakalanıp, hapse geri yolculuğundaki bir kaçak, bir katil olan Richard B. Riddick isimli mahkumdur. Son götürüldüğü hapishanede gözlerine özel bir uygulama yaptırarak, karanlıkta da görebilmesi mümkün hale gelmiş bir yabani.

“They say most of your brain shuts down in cryo-sleep. All but the primitive side, the animal side. No wonder I’m still awake.”

RIDDICK ‘ IN KENDİ HAKKINDAKİ YORUMU

Kendi kendisini bile vahşi bir hayvan olarak tanımlayan bu adamın, kazazedelerin hayatlarına büyük bir etkisi olacaktır. İlk başta bu mahkumdan korkan yolcular ve mürettabat için ise esas terör gezegenin kendisinden gelecektir. Güneşler batıp, tamamen karanlığa saplandıkları anda.

Filmde oyunculukların bazılarının ve arada görsel efektlerin ortalama, diyalogların tuhaf (ilk başta bunun sebebinin Türkçe dublaj olduğunu sanmıştım, bir miktar ondanmış ama orijinal de biraz tuhaf), senaryoda genelde tüm aksiyon filmlerinde sorguladığınızda ortaya çıkacak mantık hataları olmasına rağmen, bu filmden bir türlü vazgeçemiyorum. Hatta ilk başta belirttiğim gibi çok seviyorum. Ama en azından bu konuda yalnız olmadığımı kesinlikle biliyorum. Çizgi filmi de sayarsak 3 tane devam filmi çekildiğine göre belli ki bu film serisini ve Riddick karakterini seven benim gibi çok insan var. Bilgisayar oyunlarını saymıyorum bile. Bir de her ne kadar Yaratık filmine benzetmiş olsam da, bence oldukça orijinal bir konu bulmuşlar. Ve de orijinal bir baş karakter.

Richard B. Riddick (Vin Diesel)

Bunda kesinlikle Vin Diesel’in etkisi var. Filmi ilk CD’den ve dublajlı olarak izlememe rağmen, yani Vin Diesel’in bir nevi kendisinin markası olan sesini duyamamış olmama rağmen filmdeki karakter gelişimi çok keyif vericiydi. Zaten ilk Spielberg’in Saving Private Ryan filmi ile dikkat çekmiş olan aktör, bu filmle yıldızını parlatıp, şimdiki ününe kavuşmasını sağlayan aksiyon filmlerine geçmiş. Benim içinse, hayatta kaslı bir tipi beğeneceğimi düşünmezken, nasıl bu adamın bu kadar hayranı oldum, o da ilginç. Genelde kas geliştirenler için kas geliştirip beyin ufaltan ebleh diye dalga geçerdim ama bu adamın takip ettiğimde pek çok konuda yetenekli olmasından, farklı tarzda filmler yapmasından, yönetmenlik, senaristlik gibi denemeleri çok erken yapmasından, ayrı bir yer kazanmıştır bende. Severim kendisini yani.

Filmin heyecanını kaçıracak bir ayrıntı olarak düşünülebilir mi bilemedim ama filmin başında son derece kötü bir karakter olarak, kendini de öyle tanıtmış, hatta kendini o şekilde kabul etmiş olan bir kişilikten, gri bir karaktere evrimleşmesini, bunu canlandırışını izlemekten her seferinde çok etkileniyor ve keyif alıyorum.

All you people are so scared of me. Most days, I’d take as a compliment. But it ain’t me you gotta worry about now.

Rıddıck

Bundan sonrasında biraz spoilerlı kısma  geleceğim. Burada hem diğer karakterlerin değişimi hem de olaylardan bahsedeceğim.

 <spoiler>

 Filmin esaslı kısmına gelirsek, gezegene düşen kazazedeler kendilerini, sadece zevk için bile öldürebileceğini düşündükleri Riddick’i avlamaya çalışırken, aslında gezegenin yeraltında yaşayan vahşi canlılar olduğunu öğreneceklerdir. Üstüne üstlük buldukları koloni kalıntısından, gezegenin çok yakın bir zamanda üç güneşinin de tutulacağı ve uzun yıllar sürecek bir karanlıkta kalacakları döneme doğru ilerlediklerini anlayacaklar ve eğer hızlı davranmazlarsa yeryüzüne çıkacak yaratıklara yem olabileceklerini öğreneceklerdir.  Tabi ki zamanında kaçış gemisine ulaşamayacaklar ve karanlıkta etraflarında onlara saldırmaya hazır yaratıklar varken bir parkuru geçmeleri gerekecektir. Burada ölenler ve kalanlar olacaktır.

Bu hayatta kalma mücadelesinde sadece Riddick’in değil, diğer insanların karakterlerinin değişimini de izleriz. Riddick’in diğer yolcular ama özellikle mürettabattan geride tek kalan kişi olan Carolyn Fry isimli kadınla iletişimi, hem onları hem de kendisini değiştirir. İmam oğullarını tek tek kaybetse de hayatta kaldığı için şükredecek, Jack isimli kaçak çocuk, ki olaylar ilerledikçe aslında bir kız olduğunu öğreneceğiz, çocukluktan olgunluğa geçiş yapacak, Johns kendi hayatını kurtarmak için bir çocuğu yem yapabilecek bir adam olduğunu ortaya dökecek, Fry’ın ise…Ona ayrı bir paragraf açmalı.

Carolyn Fry (Radha Mitchell)

Riddick’in Carolyn Fry karakteri ile olan etkileşimi ayrı bir güzel ve özeldir. Fry gemi düşerken kendini kurtarmak için neredeyse yolcu kabinini atacakken, diğer mürettebat, Owens, engel koyduğu için yapamamış sonra da arkadaşını kazada kaybettiği için hem onun anısına hem de yolculara karşı bir suçluluk duygusu içindedir. İçinde taşıdığı bu suçluluk hissini, bir boşluğuna gelip polis olduğunu düşündüğü Johns ‘a anlatırken Riddick onu gizlice duyunca, Riddick’in ona karşı bir ilgisi başlar. Onu da kendi gibi bilir. Yaşamanı sürdürmek için herşeyi yapabilecek biri yani. Kendine, geriye kalanlar arasında aynı zihniyette bir yoldaş bulduğuna inanan Riddick, Fry üzerine oynar, ama aynı zamanda polis olarak bildiğimiz Johns karakterinin de aslında gizlediği şeyler olduğunu anlarız.

William J. Jones (Cole Hauser)

Filmde Fry’ın yanısıra üçüncü esas karakter işte bu polis gibi görünen, ama aslında bir ödül avcısı olan Johns’dur. İlk etapta zaten Riddick’i yakalayabilmiş olması sert bir adam olduğunu ispat eder. Amacına ulaşmak için manipülasyon ve kaba kuvvetten de çekinmeyecek bir adamdır. Aslında ilginç bir şekilde enkazdan kaçmış olduğunu anladıkları Riddick’e karşı kazazedeleri korkutup, ona cephe almalarını sağlayan, güvenmemelerine sebep olan da bu adamdır. Esasen başta bunu anlamayız. Sonra sonra, karakteri net bir şekilde ortaya çıktıkça, anlarız. Fry’a tatlı dilli yaklaşıp, ondan kazadaki davranışı ile ilgili sırrını öğrenen, sonra bu sırrı Fry’ın liderlik rolünü elinden almak için kullanan, kendi müptelalığı yüzünden morfin stoğunu saklayan, kendini kurtarmak için diğerlerini ölüme terkedebilecek bir adam olduğunu olaylar ilerledikçe ve Riddick’in kendi manipülasyon çalışmaları sırasında anlarız.

Film karakter klişeleri üzerinden başlayıp, onları tam olarak iyi-kötü denemesede ortada bir yerlerde buluşturan bir süreçte ilerler. Başta iyi tarafta diye bildiğimiz Johns karakterinin kötüye, kötü bildiğimiz Riddick karakterinin ise nasıl diyelim daha az kötüye evrilmesini izleriz. Fry ise… Açıkçası Fry’ın Alien karşılığındaki Sigourney Weaver gibi baş kadın kahraman olarak yer alacağını düşünmüştüm. Filmin sonuna gelene kadar da öyle bekledim. Hafif kassız, ufak tefek bir tip olan Radha Mitchell ‘in bu rolü dolduramayacağını düşünmüştüm. Ama bu karakter için bence çok da güzel, çok da inandırıcı bir yol izlemişler. Baştaki kararsızlığı, silah veya kaba güçte kuvveti olmasa da geride kalan tek mürettabat olarak insanların ona kaptan diye seslenmesinden rahatsız olsa da, bir süre sonra onların sorumluluğunu taşımaya başlamasını, tehlike anında kendinden emin olmadığını ama yapmak zorunda olduğunu da yapabileceğini, o duygu dalgalanmalarını iyi yansıtır.

Riddick için ise, daha önce ki kendini kurtarmak için diğerlerini ölüme göndermeye çekinmeyecek birisi olduğunu öğrendiği Fry karakteri, kendini diğerleri için feda edebileceğini beyan ettiğinde kafası karışsa da esas kırılma noktası Fry’ın onun için, Riddick için kendini feda etmesi olacaktır.

Filmin en son sahnelerinde gerçekleşen bu olay Riddick’in artık filmin başındaki adam olarak kalmayacağını belli eder. Zaten sanırım devam filmlerinin de bu kadar merak edilmesine bu sebep olur. 

-So, what the hell do we tell them about you?

-Tell ’em Riddick’s dead. He died somewhere on that planet


Devam filmleri ile ilgili farklı yorumlarım olacak. Kesinlikle kötü film değiller, severim de, ama benim beklediğim devam filmleri bunlar mıdır? Buna kesin cevap veremiyorum.

Açıkçası benim merak ettiğim Pitch Black filmindeki noktaya gelene dek, yani mahkum olana, düştüğü hapiste gözlerini cilalatana kadar ki süreçti. Ne yaptı da bu adam mahkum oldu? Onu vahşi yapan neydi? Sonraki filmlerde Furian denilen farklı bir ırka mensup olarak tanımlansa bile, bu ilk filmdeki bir tek kendine güvenme noktasına ya da daha doğrusu sadece kendini kurtarmaya önem verme noktasına nasıl geldiğinin anlatılmasını isterdim. Benim hayalim bu vahşiliğin sadece ırkından dolayı gelmesi değil de, hayatta yediği kazıklarla karakterinin çizilmesi idi. Çünkü Riddick için filmin başından itibaren önceliği kendine vermek doğal olarak yapması gereken bir tercih ve diğer insanlar için kendini feda etme fikri ise kabul edilmesi zordu.

Geçmişini merak etmemin sebebi, onu bu hale neyin, kimin getirdiğini öğrenmek istemem. Bence nefret dolu olan insanlar, geçmişlerinden gelen hatıralar ile öğrenilmiş davranışları benimserler, ama o kabuk bir kırılmaya başladı mı da, çamurda büyüyen bir lotus gibi parlarlar. Riddick için lotus benzetmesi yapmak her ne kadar komik olsa da, metaforu anlatabildiğimi düşünüyorum.

 Bu yazıyı yazmak için interneti karıştırırken, Riddick’in hikayesi ile ilgili bir karakter ön hazırlığı paragrafı buldum.

Riddick askeri bir birlikte pilotluğu öğrenmiş, sonra daha prestijli bir akademiye kabul edilmiş. Ama oradaki görevlilerin insanlara kötü muamele ettiğini, işkence edip, öldürdüklerini görünce konuşmuş. Akademi de delilleri ortadan kaldırıp, Riddick’in üzerine bir cinayet suçu atıp onu Slam denilen, bir daha güneş ışığını göremeyeceği bir yeraltı cezaevi gezegenine göndermişler.

Açıkçası suçsuz yere hapise atılacak bir Riddick fikrini çok mantıklı bulamasam da Riddick’in kimseye güvenmemesini destekler.


Filmin yönetmeni David Thowny ‘ e baktığımızda, yönetmen olarak 1996 yapımı daha önce tv de izlemiş olduğum The Arrival filmini biliyorum. Bunu da ilginç bir bilimkurgu filmi olarak hatırlıyorum. Belki onunla ilgili olarak da bir yazı yazarım.

Sonuç olarak Pitch Black –Derin Karanlık filmi eleştirmenler tarafından öyle çok  övülüp reklamı yapılmasa da beklenmedik bir hit olmuş, popüler olup, kült film mertebesine yükselmiş, keyifli bir bilim kurgu filmidir. Devam olarak çekilen çizgi film Dark Fury, ve iki film, The Chronicles of Riddick ve Riddick’i izlemek istemezseniz bile, bilim kurgu seviyorsanız bu filme bir şans vermenizi öneririm.

Diğer filmler ile ilgili de ayrı yazılar gelecek…

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s