Flatliners – Çizgi Ötesi 1990 ve 2017

Some lines shouldn’t be crossed

Şimdi Flatliners yani Çizgi ötesi’nin yeri bende çok ayrı, benim için çok önemli filmlerden biridir.

Lise hayatımdaki arkadaşlarım ile fantastik hikayeler uydurma kapasitemizi arttırması bir yana, yine lisedeki ergenlik aşkım Kiefer Sutherland’in oynadığı, üstüne üstlük bir de genç Kevin Bacon’un bonus olarak karşımıza çıktığı film. Gencecik, kıvır kıvır saçları özgürce uçuşan Julia Roberts, yanında dönemin genç aktörlerinden Oliver Platt ve William Baldwin’i söylemiyorum bile. Eski günlüklerime baktığımda sayfalar dolusu yazılar yazmış olduğumu görüyorum.

William Baldwin (Joe), Oliver Platt (Randy), Julia Roberts (Rachel), Kiefer Sutherland (Nelson), Kevin Bacon (David)

Bu filmi de The Lost boys gibi Joel Schumacher yönetmiştir.

Hikaye, tıpta atılım yapıp ölümden sonra ne olduğunu keşfedip, dünyaya açıklamak ve ün sahibi olmak isteyen bir tıp öğrencisi olan Nelson’un (Kiefer Sutherland) , dönem arkadaşlarından 4’ ünü planladığı deneyde kendisine yardım etmeleri için ikna çalışmaları ile başlar. Amacı 1 dakika için kalbini durdurup, sonra tekrar çalıştırarak o anda neler yaşandığını kendisi deneyimlemektir.  Ölümden sonra ne var? Aslında herkesin merak ettiği büyük bir muammaya cevap arıyor.

Film ismini görüntülenen kalp ritminin ölüm halinde düzleşmesine ithaf edilen Düz çizgi ‘den (Flat line) alıyor.

Today is a good day to die

Sanırım işin başında spoiler vermeden bu kadar bahsedebilirim.

Spoiler kısmına gelirsek;

Ölüm deneyimi yaşayan herkes için başlangıçta hissettikleri ve bizimde seyirci olarak izlediğimiz kısım yemyeşil çayırlar, galaksiler gibi huzurlu bir sahne düşlediğimizde gözümüzün önüne gelecek görseller ile başlasa da, herkesin kendi hayat deneyimine göre değişik bir görüntü dizisi ile karşılaşırız. Kadınlara düşkün olan Joe için anasının karnından çıktığı andaki ışık ve hemşirenin dişiliği ile başlayan bir macera iken, bir ateist olan David için doğa ve evrenden parçalar görmek belki de bekledikleri huzurdur. Zaten olaylar da ölümden döndüklerinde başlar. Nelson’un da dediği gibi ölümden dönerken bir şekilde günahlarını da beraberlerinde getirmişlerdir ve onlar da çok kızgındır. Bazı konularda özür dileyerek kefaretimizi ödesek de geri alamayacağımız hareketler için nasıl af dileyebiliriz ki… Aslında işin özü herkesin birbirinden farklı deneyimler yaşaması bir yana, bir nevi “yargı günü” (Judgement day) gibi günahlarının o kalplerinin durduğu birkaç dakikalık anda yargılanması ve yargıcın kendimiz olması diyebiliriz.

Spoiler sonu

Bu filmi izleyip sevemeyenler için filmin konusu belki saçma, belki fazla gerçek dışı gelebilir. Ama filmin genel havasının, görselliğinin beklenen karanlığı ve ürkütücü bir atmosferi sağladığı, ışık-gölge oyununu kullanarak insanı havaya soktuğunu kimsenin inkar edeceğini sanmıyorum.

Oyunculara gelirsek de bence hepsi bir harika. Zaten William Baldwin hariç (en azından benim için) hepsi birbirinden başarılı oyuncular. Belki de hepsinin aynı yaş grubunda olmasından dolayı enerjileri çok uyumlu olmuş. Yıllar sonra Kevin Bacon bir röportajında bundan dolayı bazen çekimlerde toparlanamadıklarını ve başlarının biraz belaya girdiğini söylemişti. Julia Roberts’ın daha Pretty Woman ile yeni meşhur olduğu dönemlermiş. The Lost Boys yazımda anlattığım Kiefer Sutherland ile nişanlılık dönemlerinin de başladığı zamanlar.


Yıllar sonra bu filmin tekrar yapımı olduğunu duyduğumda ne kadar şaşırdığımı anlatmam çok zor. İlk tepkim, yine, Neden??!! oldu. Ama sonra şunu düşündüm, orijinal film 90larda çekilmiş, eski ekipmanlarla, hastanenin şantiye halindeki bir bölümünde, patlayıp bozulan elektrik tesisatları içinde operasyon yaparlarken. Yani günümüz görüntüleme teknolojileri düşünülerek yapılmış bir film farklı olabilir. Bu yüzden yeni filmin fragmanında kafalarına taktıkları bir alet ve tomografi cihazı gibi bir cihazda beyin faaliyetlerinin izlenmesi fikri cazip geldi. Oyuncular gördüğüm kadarı ile biraz ortalamaydı. Bir de Kiefer Sutherland’in de filmde olduğunu ve tıp öğrencilerinin başındaki hoca olduğunu duyunca çok meraklanmıştım. Bir sürpriz olabilir demiştim.

Olmamış.

Film teknolojik ıvır zıvır kısmını dahil etmeleri hariç, aşırı uyduruk geliyor. Ona bile farklı aksiyonlar katabilecekken, sadece beynin renkli görüntüleri eklenmiş. O kadar. Her kalbi durdurulan entübe edilip uyandırılıyor. Başka da bir havası yok.

Beni rahatsız eden şeylerden biri de bu filmdeki deneyi yapalım, öldük, canlandık, hadi partileyelim kısmı. Yine bir jenerasyon farkı mı, bilemiyorum. Ama bir saat önce boğazına tüp sokulmuş, elektroşokla canlandırılmışsın, bu nasıl bir bünye kardeşim, hemen sokaklara dağılıp, mutlaka da bir partiye denk geliyorsun.

Belki eski filmin estetiğine alışık olduğum için, çiğ çekimler de rahatsız etti. Eski film için bir görsel şölen diyemeyebiliriz ama bu kadar da basit tv filmi gibi çekim de hiç olmamış. En azından orjinal filmde Joel Schumacher filmi olduğunu belli eden görsellik varken, bu film sıradan, hiçbir etkileyici sahne olmadan geçiyor.

Biraz da bu filmden spoiler’lık kısma gelirsek; Kendini affetme kısmı. Filmlerde bazı durumlar, çaktırmadan ifade edilir. Gözünüze sokar gibi söze döküldüğü zaman, salak muamelesi görüyor gibi hissedersiniz. Bu film maalesef, böyle basit bir hususta izleyicisine bu şekilde muamele etmiş.

spoiler sonu.

Açıkçası yeni versiyonun karakterlerin dişi-erkek olarak biraz değiştirilmesi, azıcık teknolojik ıvır zıvır eklenmesi dışında bir numarası yok. Basit bir tv filmi olmuş. Ne yazık kı şimdi ki Netflix gençliğinin eski filmden haberi bile yokken, bunu izliyor olması beni çok üzüyor. Eski filmin ününü zedeliyor. Önce bu filmi izlemiş olsam ve eski aktörleri de pek tanımıyor olsam gidip de orjinal filme bakmazdım muhtemelen.

Kiefer Sutherland’in bu filmde galiba daha çok rolü varmış veya olacakmış. Hatta okuduğum kadarı ile kendi bile Nelson karakterinin aslında bir tür mentor gibi bu filmde olacağını söylemiş. Ama senaryo çekimler sırasında mı değişti yoksa montajda mı sahneler dışarda kaldı bilemiyorum. Aslında keşke deneyi yapan gençlerin hata yaptıklarını anladıkları, batırdıkları ve panik oldukları anda onlara beklenmedik bir anda destek olan hocaları olsaydı, baştan da hep öğrencileri son derece zorlayan bir akademisyen gibi olduğundan, güzel bir dönüşüm olurdu. En azından eski filme bir şey eklemiş olurlardı. Bu şekilde Kiefer’ın varlığının bir manası bile yok.

Orjinal filme dönersek, ilk deneyi yapan Nelson’un deneyin gerçek sonuçlarını saklayıp, arkadaşlarının da deneyi tekrarlamasına engel olmadığı ve onların da aynı can yakıcı sonuçlara maruz kalmalarına sebep olmasından sonra, Rachel’ı arayarak, özür dilemesi ve Rachel’ın “Artık bir önemi yok” demesine karşılık, “Herşeyin önemi var, her yaptığımızın!” demesi beni en çok etkileyen sahnelerden biridir.

Bir de Ateist olan David’in kurtarmaya çalıştığı arkadaşı için Tanrı’ya “Üzgünüm… senin *** alanına girdik. Tanrım! Üzgünüm!” diye bağırması..


Sonuç olarak umarım bu yazı ile filmin 2017 versiyonunu duyup da izlesem mi acaba diye bakarken denk gelenlerin yeni versiyonu izlenmesini engellemeyi başarır ve 1990 orijinal versiyonu merak ettirebilirim.

O da olmazsa, hiç değilse orjinal versiyon yönetmen ve oyuncularına bir selam çakmış oldum.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Flatliners – Çizgi Ötesi 1990 ve 2017” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s