Kötülere Övgü

The making of the mob, Mobsters, Godfather

Neden böyle söyledim? Aslında Amerikan mafya filmlerini, ya da şöyle söylemeli, genel olarak mafya filmlerini sevmem. Çok gore, çok brutal gelir. 1920’ler dönem filmlerinde kostüm, dekor, ekrandaki vahşeti bir tiyatro sahnesi gibi, daha az gerçekçi kılıyor, ama günümüz filmlerine hiç tahammül edemiyorum. Bu filmlerde gerçek yaşam ile arasındaki perde çok ince kalıyor, vahşeti çok gerçek hissediyorum. Beni rahatsız ediyor.

Godfather’ın (Baba) ilk, filmini mi izlemiştim, yoksa kitabını mı okumuştum? Sanırım kitabını okumuştum. Çünkü kitabı okurken gözümün önüne karakterlerin filmdeki tiplerinin geldiğini hatırlamıyorum. Filmi izledikten sonra bazı karakterler film ile eşleşmişti. Bazılarını ise hala kitaptaki anlatımları ile canlandırıyorum. Bu vesile ile Al Pacino’ya bir selam çakmalı. Filmde karakterine cuk diye oturmuş bir aktör. Marlon Brando falan da çok övülür ama benim için Al Pacino baba filmlerinde bir numaradır. Bir kıyak geçip, İrlandalı consigliero Tom Hagen’ı oynayan Robert Duvall’ a da selam verelim. O da çok yerinde seçilmiş bir aktördü.

Kitabı okurken vahşeti tam anlayamıyorsunuz. Daha normalleşmiş oluyor. Ama film olduğunda çırpınışları da gördüğünüz için, bir anda cinayetler gerçekçilik kazanıyor. Kitapta okuduğunuz, işlenen cinayetlerin yazınsal etkisi, bir insanın kurşun delikleri ile dağılmış tipini görmekle, kötü bile olsa, arkasından sevdiklerinin olması, ağlayan çocuklar, eşi görmekle aynı olmuyor.

Kitabın o yaşımda (sanırım 13 civarı) beni etkilemesinin bir sebebi de daha önce hiç okumadığım ilişkilerle ilgili açık anlatımı da olmuştu doğrusu. Maço, İtalyan, mafya adamları, kadınlarla istedikleri gibi ilişkiye giriyorlar. Seks, normal roman karakterlerinin yaşamlarının bir parçası. O yaşta şaşırtması normal tabi. Ama daha sonra tekrar okuduğumda veya filmleri izlediğimde, kadınların çeşitli yönlerden aşağılanmış olduğunu farketmem de biraz mafya filmlerinden uzaklaşmama sebep olmuştur.  Godfather 2 filmini izledikten sonra ilgim azalmış, 3. İle birlikte de neredeyse sıfırlanmıştı. Arada Untouchables ‘ı (Dokunulmazlar) saygıyla anmadan geçemeyeceğim. Bu filmi epey beğendiğimi hatırlıyorum. Bu film Chicago da Al Capone’un peşine düşen federallerin mafya ile savaşının hikayesiydi. Sean Connery ne kadar etkileyiciydi.

Tam olarak bu türe dönüşüm diyemem, ama Amerikan Mafya’sına olan ilgimin yenilenmesi Mobsters filmi ile olmuştu. 1991 yapımı filmi Christian Slater, Patrick Dempsey oynuyor diye izlemiştim. Bir de Richard Grieco, nam-ı diğer Booker. Kesinlikle bir göz ziyafeti. Filmi izlerken eklenen Costas Mandylor’da o kadar yakışıklıydı ki, bir fazlaya kim itiraz edebilirdi. Filmi tv de izlemiştim. Yakışıklı adamlar, dönem filmlerinin jilet gibi takım elbiseleri, dram, aksiyon, heyecan… Filmin sonunda baş karakterlerin yaşamlarının nasıl devam ettiği ile ilgili yazılar çıkınca, bu film gerçek yaşamdan mı uyarlanmış diye şaşırmıştım. O zamana kadar Charlie Luciano veya Meyer Lansky isimlerini duymamıştım. Al Capone, Bugsy Siegel’ı duymuştum. Benim için 1930’ ların en meşhur mafya adamları onlardı.

İşte mafya tarihi ile gerçekten ilgilenmem bu film sayesinde başladı. Aslına bakarsanız daha önce hiç de merak etmemiştim zaten. Ama ufak tefek internet okumalarından, bu adamların başarısı hayret uyandırıcı gelmişti. Godfather kitabında okuduğum düzeni kuran adamlar, gerçekten vardı. Yaşamışlardı.

Bir konu ilginizi çektiği zaman karşınıza bununla alakalı başka bilgiler çıktığında heyecanlanırsınız ya, aynı dönemlerde bir kanalda bir belgesele denk gelmiştim. Birkaç bölümlük diye hatırlıyorum. Loyalty&Betrayal The Story of the American Mob.  Spesifik olarak Luciano’nun hayatını anlatmasa da, tüm mafyayla ilgili ilk kuruluş döneminden başlayarak, göçmenlerden, cosa nostradan, eski ve yeni aileleri içeren hikayeyi, dönemde yaşamış insanlarla, onların günümüzde yaşayan eşleri, akrabalarıyla veya mafyanın içinden kaçıp, tanık koruma programında olan, yüzleri karartılmış insanlar ile yapılan röportajlar vardı. Birden daha önce filmlerde izlediğim hafif abartılı karakterler ete-kemiğe bürünmüşlerdi. Bu insanlar gerçekten yaşamışlardı. Birilerinin kocası, dedesi olmuşlar, birilerinin amcasının öldürmüşlerdi. Beni bu belgesel çok etkiledi.

Bundan sonra epey bir vakit, bu gangsterlerin hayatlarını araştırdım. Bir kitap bulmuştum, 1950 lere kadar mafya hikayesi, onu da okumuştum. Ama zaten 50 lerden sonrası beni pek ilgilendirmiyordu. Beni en çok etkileyen 20 ler -30 lar, Mobsters filminin dönemi idi.

Vito, Bugsy, Lucky, Frank, Meyer

Yakın zamanda denk geldiğim bir belgesel-dizi yine konuyu ısıtarak karşıma getirdi. The Making of the Mob. Başta bunun bir dizi olduğunu sanmıştım ama daha çok arada canlandırmaların yapıldığı bir belgesel formatındaymış. Birinci sezon tam benim sevdiğim dönemi, Lucky ve çetesinin kuruluş, büyüme hikayesini anlatıyor. Lucky’nin ölümüne kadar gidiyor. Aslında çok daha iyi olabilirmiş, bazı eksikleri var. Daha az anlatı olsa, oyunculara rol yapmaları için daha çok aksiyonlu sahne verseler, daha keyifli olabilirmiş. Ama kesinlikle oyuncuları çok iyi seçmişler. Fiziksel olarak çok uymuşlar.

Mobster filminde, film olduğu için karakterleri azaltmışlardı. Mesela Vito Genevise ‘ın hiç adı geçmiyordu. Bu belgesel sayesinde bu adamın (yalnız nasıl da hiç dikkate almamışım daha önce) Lucky’i bile bir nevi deviren, hırslı, pislik bir adam olduğunu öğrendim. Adam bir nevi Mario Puzo’nun ilham aldığı , kitabını yazdığı dönemki o aile babalarından biri olmuş.

Al Capone

The Making of the Mob’un Chicago mafyasının anlatıldığı ikinci bir sezon da varmış. Onu daha bulup izleyemedim. Ama Chicago, yani Al Capone ‘un hikayesini biraz okumuştum. O da deli katillerden biri olarak, tarihe adını yazdırmış. O Luciano gibi zekasından çok kaba şiddet ile iş bitiren bir adammış. Galiba o yüzden de izlemeye hevesim biraz daha az.


Burada tabi rahatlıkla adam öldürmüş veya öldürme emri vermiş bu insanları övmek değil amaç. Ama bir yandan da, baktığınızda, ya bir göçmen olarak, ya da Amerika’da doğmuş olsa da, ailesinin maddi imkanları ve sosyal konumları sebebi ile muhtemelen çok da yüksek bir refah yaşam sürme olasılığı olmayan bu adamlar, hırsları, gözü karalıkları, zekaları ve kesinlikle acımasızlıkları ile yoktan bir suç imparatorluğu kurmuşlar ve adlarını tarihe yazdırmışlar. Az da olsa hayran kalmamak elde değil.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Kötülere Övgü” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s