Ladies in Black 2018

l2

Bu Avustralya yapımı şirin filmi instagramdan period drama ile ilgili takip ettiğim hesaplardan birinde gördüm. Hafif birşeyler izleme amacıma uyabileceğini düşünüp izledim. Tam bir kendini iyi hisset filmi.

Ne kadar şirin bir film olduğunu anlatamam. Aslında hani neredeyse hiçbir kötü şeyin olmadığı bir film. Hep iyiye doğru gidiyor. Kötü olabilecek bir olay var, o bile bakış açınıza göre iyi aslında ki, sonradan o olayın detayı da taraflar açısından iyi çıkıyor. Filmde en kötü şey, kadınların yaptığı dedikodular ki o bile, genelde birisinin arkasından konuşup onunla ilgili olumsuz sonuçlar doğurabilecek olaylara sebep olan cinsten değil, daha çok iyi şeylere vesile olan dedikodular.

Bir sürü entrika, kötü insan, komplo ve planlarla dolu diziler ve filmlerden sonra hafif bir meyve likörü gibi geldi bu film. O kadar alışmışızki entrika ve olumsuzluklara, olaylar iyiye giderken, sürekli tamam bunun arkasından bir hinlik çıkacak, şimdi çakılacaklar diyordum izlerken. Ama yine kötü birşey olmuyordu. Can sıkıntısı ve moral bozukluğuna birebir.  Tabi beklentinize göre. Benim o anki ruh halime göre iyi geldi. Ama ciddi birşey izlemek isterseniz sıkıcı ve manasız gelebilir.

Oyuncularda sevimli. Julia Ormond tabi ki, hafif kilo almış olmasına rağmen her zamanki zarafetinde, eşi rolünde Kraliçe Margot’un yakışıklı sevgilisini oynamış olan Vincent Perez, ki hala yakışıklı. Diğer Avustralyalı oyuncuları pek tanımıyorum. Ama Rachael Taylor ismindeki kadın aşırı derecede Grace Kelly’i andırıyordu. Güzel ve zarif. Onunla eşleşen oyuncu Ryan Corr’da oldukça sevimli bir adamdı. Birbirlerine çok iyi uymuşlar.

 


l5

 

Film Avustralya’lı  Madeleine St John isimli kadın bir yazarın The Women in Black isimli romanından uyarlanmış. 1959 senesinde Sidney’de bir alışveriş merkezinde çalışan, üniformaları siyah elbise olan kadın çalışanların hayatlarından bir kesit anlatıyor. Tam o senenin yeni yıl döneminde başlayıp, sanırım yaz dönemine kadarlık, birkaç aylık dönemi.

 

 

Bir alışveriş merkezi yada ingilizce department store denilen yerlerle ilgili iki dönem dizisi daha izlemiştim. The Paradise ve Mr. Selfridge. İkiside ayrı güzel diziler. Bu ise 1950’ler de geçtiği için benim kafamdaki “period drama” lara uymasa da, sonuçta bir dönem dizisi.

Hangi kategoride olursa olsun farketmez aslında. Hafif ve tatlı. Tam izlemelik.


© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s