North and South 2004 BBC dizi

North and South BBC tv series – Kuzey ve Güney BBC dizisi 2004

İşte bu çoook uzun bir zamandır yazmak istediğim bir konu başlığı.

Öncelikle nereden başlasam. Elbette dizisinden başlayacağım.

Dizide nereden başlasam. Elbette Richard Armitage’den başlayacağım.

1

Bu diziyi ilk, Jane Austen’ın kitaplarını ve bulabildiğim dizi uyarlamalarını izleyip bitirdikten sonra, Google da yaptığım best period drama’s, best period drama kiss scenes, best period drama of all time vb. aramalarından birinde, ama çok büyük olasılık ile best kiss scenes aramasında o meşhuuuurrr (izlediyseniz nedenini biliyorsunuz) tren istasyonu sahnesine rastlayarak gördüm.

north-and-south-kiss-featured

 

İsminden, North and South, Amerika iç savaşında geçen eski Amerikan dizisinden bir sahne diye düşünmüştüm. Adamı tanımıyordum ama kızın kıyafeti eh sanki o dönem kıyafeti gibiydi. Adamı da dizide hiç hatırlayamamıştım, bir tek Patrick Swayze vardı diye biliyordum ki zaten bu dizi ile alakası olmadığı için gayet normal bir çıkarım yapmışım.

Girişi gereksiz uzatmadan ilerlersem, Richard Armitage ile ilk böyle tanıştım. Aslında baktığınızda bence öyle çok yakışıklı bir adam değildi, ama o bakışlar, o ses, görünüşün değil de nasıl denir, endam mı, hava mı, ne kadar etkileyen bir faktör olduğunu gösterdi. Sanırım bir erkekte en etkileyici özelliklerden biri sesini nasıl kullandığı ve İngiliz oyuncular kesinlikle bu konuda çok başarılı.

Bu yorumlamada her ne kadar Richard Armitage’ i çok övecek olsam da, dizinin başrolündeki aktrist Daniela Denby-Ashe’in, bence period drama dizilerindeki en güzel kadınlardan biri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

daniela

İzlediğim period dramalarda güzel bulduğum kadınlar, Jennifer Ehle (Pride and Prejuice ‘ın 6 bölümlük dizisinde Elizabeth Benneth’i oynayan), aynı kitabın 2015 sinema filmi uyarlamasında Jane’ i oynayan Rosamund Pike, bu dizideki oyuncu Daniela Denby-Ashe , Jamaica Inn ‘de oynayan Jessica Brown Findlay diye sıralayabilirim.

Sevdiğim oyuncular, filmler, diziler var ama bence rollerine tam olarak uyan tipler bunlar. Mesela Kara Knightly’ i de severim genelde, ama 2015 uyarlamasındaki Elizabeth Bennet tiplemesindeki bir iki halini pek sevemedim. Ama yine de sevdiğim bir filmdir. Aynı şekilde Itv’ nin Persuasion’ ı yılda en az 1 kez tekrar seyrettiğim bir filmdir ama başroldeki Sally Hawkins ‘in bir iki sahnesi var ki, uyuz oluyorum. Ama onlar dışında tuhaf bir şekilde role uymuştu.

Konumuza dönersek…

2

North and South konusu ile başlayalım; İngiltere’ nin güney kasabalarından birinde papazlık yapan Hale ailesi, babanın ani bir kararı ile kasabadan ayrılarak, öğretmen olarak iş bulduğu kuzeye Milton denilen (Manchester ima edilerek) şehre taşınırlar. Güneyden, hem iklim, hem insanlar, hem yaşam şartları, yani kısaca herşeyi tamamen farklı bir bölge olduğundan öncelikle adaptasyonda zorluk çekerler. Aynı zamanda aile reisinin rahat olan işini bırakıp gelmesi normal gelmediğinde, etraflarındaki insanların çeşitli dedikodularına da maruz kalırlar. Esas hikaye Margaret’ın, babasının arkadaşı olacak John Thornton ile tanıştıktan sonra hem şehir yaşamına adapte olmasının hem de öncelikle kaba bulduğu bu adama nasıl aşık olduğunun hikayesi diyebiliriz en özet halinde.

Dizinin detayına girmeden önce dönemi biraz anlatmak gerekiyor. Dönem 1850 ‘ler, sanayi devriminin başladığı, mass production da denilen, artık daha hızlı üretim ve tüketim dönemine geçiş zamanı. Ülkedeki zenginliğin, burjuva sınıfının da değiştiği dönem.

Daha önce sadece aile soyunun ve toprak sahipliğinin sağladığı zenginlik, artık sıfırdan başlayıp, çok çalışarak, borsada oynayarak, icatlar yaparak da sağlanmaya başlamış oldu.  Aileden gelen soyluluk haklarını ayaktakımı içinden çıkan bu adamlar ile paylaşmak istemeyen bazı üst sınıf mensupları, bu yeni nesil zenginleri hakir görme eğilimindeydiler. Onlar için bu insanlar asil olmadıkları gibi, sonradan görmelerdi de. Diğer tarafsa, kendilerinin hor görüldüğünün farkında olmakla beraber, elde ettikleri refahı kendi elleriyle kazanmanın verdiği gururla yaşamakta, yaşama hiçbir katkı sağlamadan, bedavaya kazanılan rahatlığı hor görmekteydiler. Bu şekilde emek vermeden para kazanmakta onlar için küçük görülecek bir şeydi.

İşte böyle bir ortamda, Hale ailesi kuzeye geldi. Güneyde hala kasabalar, cemiyetler varken, kuzeyde her bir ailenin daha bağımsız olduğu, işçi ailelerinin bir çoğunun din veya eğitim gibi konularda kafa yormadan, gündüz işlerinde, akşam publarında veya evlerinde geçirdikleri, iş sahiplerinin ise, yine çoğunluğunun eğitimi çok düşünmeden, ellerindeki paralar ile nasıl yatırımlar yapıp paralarını ikiye üçe katladıklarını düşündükleri bir sahnedeydiler.

İngiltere de toprakların bölünmemesi için, tüm mülkiyet babadan ilk erkek çocuğa geçerdi. Ailede başka erkek çocuk varsa geçimini sağlamak için ya asker ya da papaz olabilirdi. Kız çocukların ise iyi bir eş bulmaktan başka bir çareleri yoktur maalesef. Sanırım sanayi devrimi o dönemde buna tam bir çare sağlamamıştı. Ama belli bir mirastan yoksun her adam ve kadın için sanayi devriminin sağladığı iş olanaklarıydı. Artık fabrikalar olduğundan, daha çok adam çalıştırmak gerekiyordu. Daha çok işçi, daha çok iş imkanı, hem de kadınlarında onurlarıyla çalışabileceği işler. Tabi ki bu işçi ve işverenler arasında maaş sürtüşmelerini de beraberinde getirdi. Daha çok para veren fabrikalara geçenler veya daha iyi şartlarda çalışma sağlayanlara geçenler. Bir de grevler. Toplu bir şekilde iş bırakma eylemleri. İmalat olmadığından, taahhüt edilen satışların gerçekleşmemesi demek iş yerlerinin kapanmasına kadar gidebilecek bir durum olduğundan grevler son derece tehlikeli olmaktaydı.

Yine dizinin bölüm bölüm özetine, ki evet sanırım bunu yapacağım, geçmeden önce Elizabeth Gaskell’in 1855 yılında yazdığı bu dizinin uyarlandığı romandan da biraz bahsedeyim. Kitabın orjinalini okumadım. Altın Bilek yayınlarının 2014 baskısını okumuştum. Dizide sevdiğim bir bölümün olmadığını farkettiğimde kitabın – belki bir baskı hatasından da olabilir – o bölümü atladığını farkettim. Amaçları kitabı kısaltmak olsaydı atlanacak bölüm orası mı olurdu emin olmadığımdan ve kitap o hali ile bir 649 sayfa olduğundan, bunun gerçekten bir basım hatası olduğunu düşünüyorum.

Kitap ile dizi arasında bazı farklılıklar var. Zaten kitap oldukça uzun olduğundan bu normal. Kitapta bazı bölümler çok daha detaylı tasvir edilmiş, anlatılmış ama hatırladığım kadarı ile keşke diziye şu bölümü de alsalardı dediğim bir sahne yoktu. Çoğu uyarlamada roman – dizi/film karşılaştırmasında roman kazanırken, bunda benim için kesinlikle dizi kazanıyor.

Dizi/film uyarlaması olarak da 1966 ve 1975 uyarlamaları varmış. Ama 2004 uyarlaması o kadar iyi ki, fragmanını izlediğim 1975 uyarlaması kötü bir tiyatro gibi gelmişti. Mr. Thornton’u Patrick Stewart oynamasına rağmen hem de. Yani bu iki uyarlamaya bakacağımı hiç düşünmüyorum.


Dizi Margaret’ın çok sevdiği kuzeninin düğünü ile başlar. Burada Margaret’ın annesinin tarafının Londra’da olduğunu ve pek bir hanımefendi takıldıklarını görürüz. Ama kasabada büyüyen Margaret’ın kuralları bilse de çok da fazla düşünmeden konuşabilen bir kız olduğunun ilk ipuçları gelir. Aynı zamanda şatafattan veya gösterişten hoşlanmamakta, kendi kasabasının, kendi evlerinin sade güzelliğini yeğlemektedir.

11

12
Meşhur sarı gülleri ile Helstone

Düğünden kısa süre sonra evlerine döndüklerinde ziyaretlerine Mr. Lennox, kuzeninin eşinin erkek kardeşi gelir. Düğünde Margaret’ın kendi hayali düğünü ile ilgili konuşmalarından cesaret alarak, ona evlenme teklif etmeye gelmiştir. Çok şaşıran Margaret onu reddeder, ama Mr. Lennox’un Londralı hiçbir kızın böyle konuşmaların bir çeşit flört etme olduğunu bilmemesinin imkansızlığından bahsettiğinde, çok da bozulur. Yine de geri adım atmaz, ama ilerde de göreceğimiz gibi bu itham Margaret’ın Thornton’un yanında gereksiz yere nasıl denir- kendini kasmasına- sebep olacaktır. İlişkilerinin bu kadar zor ilerlemesinin bir sebebidir bence.

Babalarının da onlara vereceği bir haber vardır. Kiliseden ayrılmaktadır ve iş bulduğu Milton denilen şehre taşınacaklardır. Başka bir şey söylemediğinden, cennet olarak niteledikleri Helstone’ daki evlerinden ayrılıp trenle yolculuk yaparlar.

Kısa süre sonra Mr. Hale’in aslında ruhunda kilise inancını kaybettiği ve bu durumda piskoposun talep ettiği yemin yenilemeyi yapamacağı ve papaz olarak çalışmanın dürüstçe olmayacağını düşündüğü için görevinden istifa ettiği, haliyle kasaba papazına ait olan evden, kasabalarından ayrılmak zorunda kaldıklarını öğrendiklerinde, Mrs. Hale zaten hiç sevmeyeceği bu kuzey şehrinde iyice depresyona girecektir. Aslında trenle gelirken söylenmeleri esnasında Margaret annesini ikna etmeye çalışırken, orası başka bir gezegen değil ya, der ama neredeyse başka bir gezegene gelirler gerçekten.

Esas kızımız Margaret her ne kadar kendi içinde çatışmalar yaşasa da şehre adım attıkları ilk andan itibaren ne babasına ne annesine ne de yeni çevresinde karşılaştığı insanlara herhangi bir zayıflık belli etmemeyi gurur yapmıştır. Daha trenden inip aile için ev araştırmasına girdikleri anda, kendisine ukalalık yapan adamları bir cevapla susturup, ev ile ilgili her işi halledeceğini vaat ettiği söylenen Mr. Thornton’a iki çift laf etmek için pamuk imalathanesine gider. Orada güneyde asla tanık olmadığı bir şekilde, yoğun bir tempoda çalışan, başlarında boş bırakmayan ustabaşları ile mesaisini tamamlamaya çalışan adam ve kadınları görür.

Daha nerede olduğunu anlamaya fırsat bulamadan bir adamın bağırmasını ve işçilerden birinin üzerine atlayarak onu acımasızca dövmesine şahit olur. Bu Margaret’ın kesinlikle kabul edebileceği bir sahne değildir. Müdahale etmeye çalışsada, Mr. Thornton’un sert cevabı ile geri püskürtülür.

Bu ilk tanışmalarının acı tadı, sonradan Mr. Thornton’un babasının özel öğrencilerinden biri olarak kendi evlerini ziyaretinde tekrar ortaya çıkar. Mr. Thorton bu fırsattan istifade bir pamuk imalathanesinde pipo içmenin sadece içen kişi için değil, tüm işçiler için feci bir şekilde yanarak ölüme sebep olma tehlikesi nedeniyle öyle şiddetle davrandığını anlatmaya çalışsa da, Margaret’ın bu kaba kuzey şehrinde herhangi bir centilmenin olmadığı doğrultusundaki önyargısını maalesef kıramaz. Thornton’a da Margaret’ın söylediklerinden kendisini kensinlikle bir centilmen olarak görmediğini anlamasına sebep olur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

– Gururlu ve yine ateşli bakışlı thornton ile karşılaşmaktan pek mutlu değil –

Thornton bu kızın kendini beğenmişliğinden hoşlanmasa da, ondan etkilenmekten de kendini alamaz. Ah o karşılıksız aşklar….

Margaret soğuk, fabrikalar yüzünden hep sisli, dumanlı şehirde, yanlarında getirdikleri bir hizmetçi dışında kendi alışık oldukları gibi çalışacak bir ekstra hizmetçi bulamadıkları için çoğunlukla ev işlerine yardım etmekte, alışverişlere, şehirde halledilmesi gereken işlere kendi koşmaktadır. Milton’daki yaşamlarına bakıldığında, eve kapanan ve şehir ile kesinlikle barış yapmamaya karar vermiş annesi, herşeyin güzel olduğuna kendini inandırmış babası ve sürekli söylenen hizmetçilerinin ortasında Margaret bir denge unsurudur. Ne babası gibi herşey yolundaymış gibi davranır, ne de annesi gibi tamamen değişime kapalıdır. Sürekli söylenen hizmetçiyle yüzleşip, beğenmiyorsan git, kalacaksan da sesini kes minvalinde konuşmayı yine Margaret yapacaktır. Aslında kendi de buradan nefret etmektedir. Soğuk, kaba, zorlu, Tanrı’nın unuttuğu yer diye içinden geçirir. Ama sevdiği kuzenine dahi yazıp dertleşecek kadar dışarı dökmeye çekinir bu düşüncelerini. Sadece içinden geçirir. Yazabilse söyleyecekleri bellidir.

I believe I‘ ve seen hell. It’s White. Snow White.

34

Hiç arkadaşı yoktur. Bir gün yine şehirde dolaşırken, daha önce bir kere kendisine yardımcı olan bir işçi ve kızını görür. Onlara laf atar. Bu kuzeyli insanlar alışık olduğu güneyliler gibi sıcakkanlı değil, daha mesafeli, kendilerine yaklaşanların maksadını anlamaya çalışan insanlardır. Ama Margaret’ın samimiyetine inanırlar ve evlerine gelmesine izin verirler. Bessy Higgins ile Margaret’ın arkadaşlığı böyle başlar. Bu arkadaşlık yukarda bahsettiğim Margaret’ın kendi fikirlerinin oluşmasında çok katkısı olacaktır. Bessy Thornton’un imalathanesinde çalışmaktadır. Bu sayede direkt içerden bilgi sahibi olacak, herkesi iyi tanıyan Bessy ile de dedikodu yapabilecektir. En önemli sosyal faaliyetlerden biri.

Bessy’nin babası Nicholas Higgins ise işçiler arasında sözü geçen, sendikacılardan biridir. Nicholas da Thornton ve Margaret arasında önemli bir bağlantı olacaktır. Daha ilk başta Thornton’un işçiyi dövdüğü bölümü anlatırken, çok da haketmişti o dayağı deyip, işçi arkadaşı yerine bu sert adamı tutunca Margaret susup kalmıştır. Bu ve bundan sonraki olaylarda Margaret’in fikirlerinin şekillenmesinde bu işçi ailesinin evindeyken yaptığı konuşmalar, gözlemler etkili olacaktır.

Margaret’ın kendi fikirleri olduğunu, belki de babasının eğitimleri sayesinde de olayları tek bir yönden bakarak değil de, kendi anlayarak yorumlar yapmayı sevdiğini söyleyebiliriz. Biraz da inatçıdır. İlk başta mektuplaştığı kuzeninin de etkisiyle kuzeydeki insanlarla ilgili ilk fikirleri olumsuzdur. İpek giymek varken, çok çalışıp kimsenin istemediği pamuklu üretmektedirler. İş verenler Thornton gibi işçilerine karşı zalim, onların iliğini sömüren adamlardır. İşçilerse fakir, yardıma muhtaç insanlardır.

Babasının Thornton’u eve çaya davet ettiği akşam güzel başlasa da, sonradan açılan konu ile ikili arasında gerginlik yine ortaya çıkacaktır.

Çok sevdiği güney ile ilgili bu kuzeylilerden, hele de ilk baştan beri sinir olduğu Thornton’dan bir eleştiri duymayı kesinlikle kaldıramaz, ve kendi içinde biriktirdiği tüm eleştiriler ile cevaplarını sayar. Maalesef Thornton’da inatçıdır. Harika ikili. O da kuzey ile ilgili sert eleştirileri, güneyde aylaklıkla geçinen insanlarla iyilikseverlik, yardımlaşma gibi konularda karşılaştırılmalarını duymaya tahammül edememektedir. Yaşadıkları devri anlamayan insanların yorumları çok manasızdır. Kendisinin ne çabalarla sıfırdan kurduğu yaşamının, zavallı işçilere eziyet ederek elde edildiği yorumuna çok daha fazla bozulur. Kendi hayatını anlattığında bu sefer Margaret bilgisizce ve önyargı ile yaptığı aceleci konuşmadan utanıp kalacaktır.

Bu arada sendika kazanı kaynamaya başlamıştır. İşverenler huzursuz, işçiler kararsızdır.

 – Camda sevdiği kızı kesen delikanlı bakışı –

Mrs. Thornton yani anne Thornton cevval bir kadındır. Kocası iflas edip öldüğünde çocukları için çalışmaya başlamış, para biriktirmiş ve tüm bu imalathanelerin kurulmasında oğluna destek olmuştur. Gururlu bir annedir. Oğlundan koltukları kabararak şehrin en önde gelen imalathane sahibi, sulh yargıcı ve şehrin tüm bekar kızlarının ilgi odağı diye bahseder. İlk bakışta oğlunun bu güneyli kızdan hoşlandığını anlar ama aynı zamanda Margaret’ın kendini beğenmiş, oğluna karşı aldırmaz veya onu pek de beğenmemiş gözükmesine bozulur, ve Margaret’a pek sıcak davranmaz.

Margaret’ın deyimiyle sürekli imalathanenin üstündeki pencerede durup,  yuvasını koruyan büyük, kızgın, siyah bir karga gibi aşağıya, ne zaman Margaret orada olup Thornton’la konuşsa onlara bakmaktadır. Oğlunu öyle kolay kolay el kızlarına, hele hele güneyden gelmiş, bir papaz eskinin kızına kaptıracak bir kadın değildir. Ama Thornton’un da annesine saygısı büyüktür. Bu konumunu onun çabalarına borçludur, ve annesinin fikirlerini her zaman dikkate alır. Eh, ileriye dönük davranalım ve çoğunlukla dikkate alır diyelim.

18

Sendikalar greve girdiğinde, Margaret civarda aç kalan bazı aileler ile ilgili Higgins’ler sayesinde bilgi sahibi olup ve onlara yardım edecektir. Aynı zamanda Higgins’in işverenlerle ilgili sert konuşmalarında, Thornton için acımasız ama içlerinde savaşmaya en değer adam o, şeklinde yiğidi öldür ama hakkını ver hesabı yorumları Margaret’ın Thornton’la ilgili fikirlerinde hafifte olsa yumuşamasını sağlayacaktır. Hatta Nicholas’ın Thornton için bir buldog gibi tuttuğunu koparır benzetmesine, Bessy’e buldogdan daha hoş göründüğü kesin ama şeklinde beğenisini dahi ekler.

Mrs. Thornton’un her sene düzenlediği özel yemekte davetli olarak Mr. Hale kızı ile katılır. Burada artık Margaret’ın gerek Bessy’den, gerekse kendi ziyaretlerinden Mr. Thornton’a alıştığını görürüz. Salona girdiği anda gözleri onu takip eder, hatta daha önce el sıkışmayı reddetmesine karşın, artık Milton tarzını öğreniyorum diyerek elini uzatır ona.

Aslında bu yemek öncesi, kokteyl diyelim, bölümünde tüm bakışmalar çok tatlıdır. Thorton odaya girdiği anda onu izlemeye başlayan Margaret, Margaret’ı izleyen Thırntın’Un kız kardeşi, onları izleyen Mrs. Thorton.  Başka bir kızın elini tutunca bozulan Margaret ve kendisine yaklaşınca yüzünde güller açarak elini uzatan Margaret.

Burada araya girerek, Richard Armitage’in bakışlarının yakıcılığından bahsetmek istiyorum. Adam gözlerinde öyle bir ateşle oynamaktaki bir kadın, burada Margaret, henüz ona aşık değilse de o anda ona aşık olur.

43

46

Burada Daniela Denby-Ashe ‘ın da canlandırmasında hafif utanarak ama yine de hoşlandığını belli edercesine başını eğmesi, gülümsemesi mükemmel bir sahne yaratmış. Henüz Margaret’ın Thornton’dan kendisinin de ne kadar hoşlandığının farkında olmadığını biliyoruz. Ama adı henüz koyulmamış olsa da bariz bir şekilde ilgisi de belli. Thorton özel bir görüşme için çağrılıp yanından gitmek zorunda kalınca arkasından bakışı, sonra Mr. Bell’in gelip onu oradan uzaklatırırken dönüp Thornton ile bakışmaları, ortamı ısıtmaya yetiyor.

Sonrasındaki yemek sahnesi ise tüm bu tatlı bakışmaların sonuna yine acı bir nokta koyar. Babasının arkadaşı Mr. Bell’in amacını anladığımdan emin değilim. Mr. Bell aynı zamanda Thornton’ların imalathanesinin mülk sahibidir. Thorthon’ a gıcık olduğundan mıdır, yoksa ortayı biraz karıştırıp gençlerin olası ilişkisini hızlandırmak için midir bilinmez ama, sofrada Margaret’ın sendikacılardan biri ile arkadaş olduğunu ve grevden dolayı para alamayan bazı ailelere yemek yardımı yaptığını açıklar. Thornton ve diğer imalathane sahipleri buna çok bozulur. Thornton’un bu tip yardımların grevi ve çekilen acıları uzattığını ve mantığın buna karşı olduğunu ifadesine karşılık Margaret, açlıktan ölen çocuklara yardımın bir mantık meselesi olmadığını söylerken ağlamak üzeredir. Mr. Hale’ın konuyu değiştirme çabası ise masanın ortasında kalır sadece.

Grev kırıcı olarak İrlanda’dan getirilen işçiler ise büyük bir felakete yol açacaktır. Bir ayaklanmanın başlamak üzere olduğunun farkında olmayan Margaret, hasta olan annesi için Thornton’larda olan bir su yatağını almak için geldiğinde, çatışma evin kapısına dayanır. Thornton’u çıkıp işçileri ile yüzleşmesi konusunda yönlendirdikten sonra dışarıdaki adamların vahşiliğinden ürküp, başına bir şey gelir diye pişmanlık duyup yanına indiğinde, onu atılan taşlardan korumak isterken kendine isabet eden taş ile bayılır. Bu olay Margaret ve John (Thornton yani, artık ilk isim samimiyetine geçebiliriz) arasında ilişkide bir dönüm noktası olacaktır.

Daha önce Margaret’ı sevmeyen Mrs. Thornton bile oğlunu korumak için herkesin ortasında oğlunun boynuna sarılan bu kıza açılması konusunda artık oğlunu durduramayacağını anlar. Thornton’da artık hem kızın onurunu korumak hem de artık kendisinden hoşlandığından emin olduğundan kıza evlenme teklif etmeye karar vermiştir.

Ama Margaret’ın kafasının ne kadar karışık olduğunun kendi de dahil kimse farkında değildir. Başını aldığı darbeden sonra Thornton’ların evinde ayılırken Miss Thornton ve hizmetçi arasında geçen konuşmayı duymuştur hayal meyal. Bunlarda kendisinin sanki Thornton’dan çok hoşlandığı ve bunun yani boynuna sarılmasının, kanıtı olduğunun konuşulduğunu duyar.

Ertesi gün Thornton onunla özel görüşmek için evlerine gelir. Aslında evlilik teklifine gelen kadar, Thornon’un basitçe teşekkür etmeye çabası bile aralarında gergin bir diyaloğa evrilir. Bu biraz da Margaret’ın duyduklarından da etkilenerek, biraz bile hoşlanma hissi varsa, bunu reddedip, kendisini bir adama yardım etmeye çabalayan bir kız olarak düşünmesi yönünde iknasındandır. O aşamada, Margaret, Thornton’un onunla ilgili farklı bir düşüncesini kesinlikle kabul edecek bir ruh durumunda değildir. Margaret evlilik teklifini tamamen yanlış cümleler kullanarak reddeder.

Bu Thornton’u çok kırar. Aslında tabi reddedilmenin herhangi düzgün bir cümle ile bile olamayacağını biliyoruz. Bunun yumuşak bir yanı yok. Sonuçta bir taraf kalbini karşıya savunmasızca, tüm darbelere açık bir şekilde sunuyor. Hele de karşısındakinin ona ilgisinden emin olarak gelmişken. Herşekilde kırıcı olur. Ama Thornton’un da hayatının çeşitli zorluklardan geçmesinden dolayı bir centilmen gibi bazı eğitimleri alamamış olmasından gelen bir kompleksi vardır. Margaret’ın ise fakir bir eski papaz’ın kızı olduğundan çevreden duyduğu kendini zengin bir adama yamamak istiyor dedikodularından dolayı aldığı gardı. Thornton’un senin sahibin olmayı istemiyorum, seninle evlenmek istiyorum çünkü seni seviyorum diye haykırması dahi Margaret’a ulaşmaz. Margaret’ın kullandığı bazı kelimeler onu çok yaralar. Aslında Thornton ‘u reddettikten hemen sonra Margaret’ın kendini doğru ifade edemediğinden ve bu görüşmenin haşinliğinden pişmanlığını yüzünden görebiliriz. Reddettiğinden değil ama. Henüz değil.

Sonrasında ikiside birbirlerini görmezden gelmeye çalışacaklardır.

Sokakta ufak bir karşılaşma, yine Mr. Bell’in işgüzarlığı ile, ve Londra’da bir fuarda karşılaşma. Her iki karşılaşmada da Thornton’un yakınında gözüken başka bir genç hanım Margaret’da bir kıskançlık yaratır mı, dışarıya belli ettiği bir etki olmaz. Ama özellikle fuarda, birbirleri ile iletişimlerinin hala tam olarak çözümlenmediğini görsek de, Margaret’ın oradaki akraba ve aile dostlarına Thornton’dan bahsetme şeklinden aslında bir centilmen olarak Margaret’in onu gerçekten takdir ettiğini anlamamızı sağlar.

Olaylar tabi ki durulmayacaktır. Annesinin sağlığı kötüye gittiği için Margaret askeri suçlu olarak kaçak bir şekilde İspanya’da yaşayan denizci erkek kardeşine gizlice yazar ve onu çağırır. Geldiğinin kesinlikle bilinmemesi gerektiğinden erkek kardeşi evdeyken Thornton ‘un ziyaretleri bile kabul edilmez. Bu tabi ki Thornton’u çok kırar, Margaret’ın onu evde istemediğini düşünür. Her ne kadar Margaret arkasından seslense de, Thornton sert adımlarla orayı terkeder. Anlıyacağını anlamıştır o. (zaten hep bu kendi kendine anladıkları ikisinin problemi olmuştu ya..)

52

Hele ki tam kardeşi gizlice giderken istasyonda Margaret ile bu adamı beraber görmesi, arkasından istasyonda kardeşini tanıyan bir adamın onunla itişirken düşüp ölmesi, tanıkların olayı Margaret’a yönlendirmesi, şehrin sulh hakimi olan Thornton’u çok zor durumda bırakır. Yakın zamanda evlenme teklif edecek kadar hoşlandığı kadını başka bir adamlar görmüştür. İşi kendi ele alıp, Margaret ile yüzleşir. Ama Margaret kardeşinin ülke dışına çıktığından emin olana kadar bir şey söyleyemeyeceğinden sadece sessiz kalır. Bu bir başka centilmenin sırrı sizinle paylaşamam der. Bir erkekle gece saati gizlice buluştuğunu gören Thornton’a makul bir sebep sunamamaktadır. Bu en kötüsü anlamına gelmektedir. Thornton daha da bozulur. Ama dostu Mr. Hale’in hatırına olayı örtbas eder. Olayın kapanmasının ardından Margaret’ın teşekkür etme çabasını ise çok sert bir şekilde susturur. Burada artık Margaret’ın Thornton’a karşı çok mahcup olduğunu anlarız. Hiçbir şey söyleyemez. Thornton’da zaten açıkça size olan ilgim kesinlikle bitti, bunu sizin için yapmadığımdan emin olabilirsiniz deyip aralarındaki duvara son tuğlayı koyar.

53
No! No thanks!

 

Artık herkes kendi yaşamına devam etmektedir. Annesini ve oradaki en yakın arkadaşını kaybeden Margaret yanlızdır. Thornton işlerine gömülmüş, genellikle suratı asık dolaşmaktadır.

Aralarındaki buzların çözülmesi ilk olarak, grevden sonra işini kaybeden Higgins’e Margaret gidip Thornton’dan iş istemesini öğütlemesi ile başlar (higgins faktör). Onun adil bir adam olduğunu, ona bir şans tanıyacağından emin olduğunu söyler. Ama suratsız modunda olan Thornton Higgins’le epey ters konuşur. Higgins giderayak, belli bri hanım önermeseydi oraya hiç gelmeyeceğini söyleyip çıktıktan sonra bir pişmanlık yaşayan Thornton kalkıp Higgins’in evine gelir. Higgins ‘in grevde ölen bir adamın çocuklarının bakımını üstlendiğini gördükten ve ona inandıktan sonra ona iş teklif eder. Bu arada da kendisine gelmesini öneren kişinin Miss Hale olup olmadığını da öğrenir tabi ki. Hemen de Higgins’i işe aldığını söylemek için bir bahane bulur. Burada artık Margaret hala mahcup olduğundan ürkerek konuşmakta, Thornton ise ilgisiz olduğunu ispat etmek için aldırmaz konuşmaktadır. Ama bakışlarından hala Margaret’ a aşık olduğu bellidir. Ama Margaret hala farkında değildir. Ona göre kendisinin Mr. Thornton hakkında düşünceleri, onun kendisi ile ilgili düşüncelerinden çok daha iyidir. Onun gözünde kötü bir durumda olduğundan emindir.

54

55

56
“Sana hala aşığım ama beni çok kırdın, sana tekrar birşey söyleyemem, gururum var” bakışı!

Aralarındaki son gerginlik Mr.Hale’in ölümü ve Margaret’ın Londraya dönüşü ile son bulur. Veda için Thorntonları ziyarete gelen Margaret ailedeki kadınlar ve John ile vedalaşır. O son sahnede, Thornton’un Margaret’ın arabasının arkasından “Look back! Look back at me!” demesi. En etkileyici period drama sahnelerinden biridir.

“So, you are going…and never come back”

“I wish you well, Mr. Thornton”

Look back! Look back at me!

Artık tamamen bitmiştir. Thornton Margaret’ın kendisini hiç düşünmeden Milton’u terk ettiğinden emindir. Kötü giden işlerine konsantre olmuştur.

Margaret ise Londra’da akrabaları ile yaşamaktadır. Ama Mr. Bell ile yaptığı Helstone gezisinde hala Mr. Thornton’un kendi hakkında kötü düşünüyor olmasına üzgün olduğunu anlarız. Mr. Bell’in olayları anlatma önerisine ise hiç yanaşmaz. Hala utanıyordur.

Mr. Bell mirasını arkadaşının kızına bırakmaya karar vermiştir. Artık Thornton’un mülk sahibi Margaret’dır. Mr. Bell belgeleri sunmaya geldiğinde Thornton kinayeli bir şekilde Miss Hale’in kendisi ile ilgili iyi bir yorumu olmaz benzeri cümleler kurar. Hernekadar Bell bunu düzeltmeye, Margaret’ın onun hakkında iyi fikirleri olduğunu söylemeye çalışsa da Thornton’un artık hayaller peşinde koşacak zamanı yoktur. Lafını kesip onu gönderir. İşleri kötü gitmektedir. Sadece kendini değil, işçilerini ve ailelerini de düşünmektedir.

Artık kuzeninin yanında yaşayan Margaret’a hukuki işlemlerinde ona daha önce evlenme teklifi eden ve hala ümitle yakınında takılan Mr. Lennox yardımcı olmaktadır. Margaret ise son Helstone gezisinde sonra artık orada da mutlu olamayacağını, geçmişe dönemeyeceğini anlamıştır. Yeni hayatına adapte olmaya çalışmaktadır. Thornton’un işlerinin kötü gittiğini ve yeni bir kiracı araması gerekebileceğini öğrenince düşünür, taşınır.

64

Bu sırada Thornton da ekonomik kriz sebebi ile imalathaneyi kapatmak zorunda kalır. Nicholas ile ayaküstü sohbet ederken, Nicholas’ın kasıtlı olarak sorduğu Margaret ile ilgili soruları geçiştirir. Artık buralarla bir ilgisi kalmadı onun der. Londra’da. Nicholas’da yine kasıtlı olarak, ispanya’ya kardeşinin yanına gider diyordum, der? Thornton’un onun bir kardeşi olmadığını bilmediğinden emindir. Tabi ki konuşmalarından Thornton, Margaret ile beraber gördüğü adamın onun gizli sevgilisi değil, ordudan kaçtığı için saklanan erkek kardeşi olduğunu öğrenince yüzü aydınlanır.

65
Uzun bir zamandan sonra yüzü aydınlanan Thornton

Margaret’ın yanına gidemeyeceği için aklına ona en yakın yer, Helstone gelir. Oraya gider. O meşhur gülleri görmeye.

66

Bu arada Margaret’da Thornton ile görüşmeye Milton’ a gelmiştir.  Ama onun yerine karşısında Mrs. Thornton’u bulur. Aralarında gergin başlayan görüşme, Margaret’ın sözleri ile yumuşar. Artık Margaret’da biraz olgunlaşmıştır. Karşısında kötü giden durumları yüzünden acı konuşan kadınla sakin ama emin bir şekilde konuşabilir. Ama Margaret dönmek zorundadır.

Aktarma istasyonunda durduklarında bir anda karşıdan gelen trende Thornton ‘ı görür. Ve o efsane sahne…

Bu sahnede Margaret hislerini hiç belli etmemeye çalışarak, Thornton’un işlerini kurtaracak bir teklifte bulunmaya alışır. Ama artık Thornton kendinden emindir. Margaret’ın da tavırlarından ona karşı hislerini net bir şekilde anlar. Artık lafı uzatmaya gerek yoktur.

74

Margaret onunla beraber Milton trenine biner ve yeni evine doğru sevdiği adamın yanında yola koyulur.

75

76

Bu kadar uzun bir şekilde anlatmayı düşünmemiştim ama anlatmasam da içime sinmeyecekti.


Bu dizinin aslında nispeten yavaş bir temposu var. Ama romana kıyasla hızlı ilerlediğini söyleyebiliriz. Biraz sosyal davranış takıntısı can sıkıcı gelebiliyor. Sürekli bir centilmence davranışlardan bahsedilmesi insanı bıktırabiliyor. Sanırım dizinin sonundaki özgürce öpüşme sahnesi hem bütün bu kuralları alt üst ettiği için hem de her iki tarafın komplekslere, dedikodulara artık boşverip birbirlerinin gözünün içine doğrudan bakmalarından dolayı çok daha tatlı gelmekte.

Dizi 4 bölümlük ama çoğunlukla bütün diziyi değilde sevdiğim sahneleri tekrar tekrar izlemeyi seviyorum. Thornton’larda yemek ve Armitage’in yakıcı bakışları, Higgins’i işe aldıktan sonra Thornton’un Hale’leri ziyareti, Margaret Londra’ya gitmeden önceki veda sahnesi ve tabi ki tren istasyonu sahnesi. Kesinlikle izlediğim tüm period dramaların en iyi sahnesi ve bunun %110 Armitage’e borçlu. Bir adam bakışları ile ancak bu kadar tatlı aşkı anlatabilir.

backup.php
Tv tarihinin en iyi kimyalarından biri bu çift

 

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


North and South 2004 BBC dizi” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s