
Cilala! Parlat! Cilala! Parlat!
Evettt. 90’larda çocuk olmak deyince herhalde bu film serisini izlememiş olan yoktur diye düşünüyorum. Hatta ben, film serisi ile 9-10 yaşlarımda üçüncü filmi sinemada izleyince tanışmıştım. O zaman tabi öncesi olduğunu falan da bilmiyorum, servisteki büyük ablaların Daniel’i övmelerini dinliyordum. (büyük abla dediklerim de 15-16 idi herhalde)
Sonra tabi ki televizyondan izledim ilk filmleri. Hatta video kasette vardı tekrar tekrar bakardım. Dublajlı izlediğim için şimdi orijinalinden izlesem bile bazı replikler hala kafama Türkçe yerleşmiş.
Cilala! Parlat! Cilala! Parlat!
Karate Kid ilki 1984 yapımı filmle başlayan bir seri. Yakın zamanda sinema kanallarından birinde bayram vesilesi ile tekrar verilince dayanamayıp baktım. Her akşam birini gösterdiler.
Annesi ile beraber New Jersey’den Los Angelas’a taşınan Daniel Larusso hayatından hiç de memnun değildir. Annesi yeni işini burada bulmuştur ama tüm arkadaşlarını geride bırakmıştır. Taşındıkları binada yönetici olarak Mr. Miyagi yaşamaktadır. Çeşitli tamir işlerinde yardımcı olmaktadır.
Daniel’in mutsuzluğu sahilde bir akşam tanıştığı Ali ismindeki kız ile azalır. Birbirlerinden çok hoşlanırlar ama tabi ki kızın eski sevgilisi okulun zorba ekibinin lideri vardır. Johnny ve dövüşçü arkadaşları Daniel’i ara ara tartaklarlar. Karate öğrenmek isteyen Daniel bir okul arar ama bulduğu okul Johnny ve arkadaşlarının okuludur. Bu da olmaz. Evde kendi kendine çalışsa da pek başarılı olamamaktadır.
Yine çocuklardan sağlam bir dayak yerken Mr. Miyagi araya girer ve bir güzel yener onları. Sonrasında hocaları ile görüşmeye gittiklerinde hocalarının “acıma yok” temalı dersine denk gelirler ve Miyagi notunu verir içinden. Kötü öğrenci yoktur, kötü öğretmen vardır. Uzun lafın kısası Daniel ile diğer çocukların yakında gerçekleşecek karate turnuvasında karşı karşıya gelmelerine anlaşılır. Miyagi de bu bir aylık sürede Daniel’i eğitmeyi kabul eder.

Burada efsanevi cilala parlat moduna geçeriz. Daniel bir hevesle karate öğrenmeye başlamayı beklerken karşısına hergün günlük işler çıkmaktadır. İlk geldiği gün otoparkındaki tüm arabaları cilalatıp, parlattıran Miyagi, ertesi günlerde yer zımparalama, çit ve ev boyama gibi çeşitli işler verir. Söylense de bu işleri yapan Daniel en sonunda isyan edince Miyagi bu yaptırdığı işlerdeki gizli karate hareketlerini gösterir. Aslında bunlar hep antremanmıştır. İzleyici de “Ahhhh! ne zekice!” diye çığırır. Yani 90’lar diyorum. Tabi ki şaşırıp beğendik.
İlk filmin teması Daniel’in karate öğrenmesi olsa da biz izleyicilere Japon daha doğrusu Okinawa felsefelerinden de kupleler sunarlar. Benim gibi pek çok gence Japonya merakı aşılayan filmlerden biridir bu. Bonsai ağaçlarını, Banzai diye bağırmalarını, Daniel-san demesi gibi kültürel detaylarla doludur. Amerikada yaşayan Japonların, Pearl Harbor baskınından sonra nasıl kamplara toplandıklarını da bu film sayesinde öğrenmiştim ilk. Sadece Daniel’in karate öğrenmesiyle geçmez film tabi ki. Miyagi hayat, denge, kararlılık, odaklanma gibi hayatın hassas noktaları konusunda da Daniel’i hep yönlendirir. Ona bir baba gibi yol gösterir.

Filmde Daniel’in sevgilisini Elisabeth Shue canlandırır. Burada genceciktir. Bu arada Daniel da oldukça tıfıldır ama bu filmler çekilirken 20’lerindeymiş bu aktör. Kesinlikle inanmazdım. 16-17 gözüküyor.

İlk film turnuva ile finale ilerler. Turnuva “You’re the best around’ Nothing’s gonna ever keep you down…” şarkısı eşliğinde devam eder ve grand finale de bir albatros gibi duran tek ayak tekmesi ile ulaşılır. Turnuva yarı final ve final karşılaşmalarında acımasız Cobra Kai hocasının öğrencilerine bile bile faul yaptırması, kural dışı vuruşlarla rakibi sakatlayarak kazanmaya çalışması da hikayenin hem turnuva izleyicisini hem de sinema seyircisini Daniel-san ve Mr. Miyagi’ye yakınlaştırır. Efsane albatros duruşlu final tekmesi zaten filmin alameti fabrikası olarak kayda geçer. (Ben albatros diyorum da aslında turna duruşu falan diyorlar sanırım. Artık kim neye benzetirse, serbest.)

İkinci filmi ilkinden iki sene sonra çekmişler. Tam olarak maçtan sonrasında devam eder. Yenilen takımın koçu öğrencilerini tartaklarken araya Miyagi girer ve kendi birşey yapmasına gerek kalmadan adamın saldırganlığı sonucu araba camlarını yumruklamasından dolayı kırılmış parmakları ile geride bırakırlar. Turnuvadan 6 ay sonra sene sonu partisinde Daniel Mr. Miyagi’ye gelir ve Ali’nin onu terkettiğini söyler. Mr. Miyagi’nin üzgün Daniel’a ilacı iş yaptırmaktır. Bu arada Miyagi’nin memleketinden gelen bir haber düzenlerini değiştirir. Mr. Miyagi’nin Okinawa’daki babası çok hastadır. Okinawa’ya gidecek olan Miyagi’ye Daniel’da katılır.
İkinci filmin kalanı Japonya ‘da geçer. Bence çok sevimlidir. Özellikle ne Japonya’yı doğru düzgün bilen ne de internet vs.’nin olmadığı 90’lar jenerasyonu için Japonya kültürü öğrenme 102 ile olarak gelir. (101-giriş birinci filmdi) Tabi yıllar sonra izleyince, filmin içindeki bazı kıyafet seçimleri, hareketler falan komik geldi ama yine de bir çay seramonisiydi, törensel danstı, yöresel kıyafetli köylülerdi hala güzel.
Okinawa’da karşılarına çıkan “kötü” demek tam olmaz ama filmin kötüsü diyelim, Miyagi’nin çocukluk arkadaşı olur. Kasabanın en zengin ailesinin oğlu, Miyagi’nin en iyi arkadaşı, hatta Miyagi’nin ricası üzerine babasının ona da karate öğrettiği adam Miyagi’nin sevdiği kıza aşık olup onunla evlenmek isteyince ortaya çıkan aşk üzerine bir talep edilen bir dövüş. Dövüşe hiç girmeden Japonya’dan kaçan Miyagi’yi illa da dövüşücez diye karşılayan takıntılı Sato ve ondan da manyak yeğeni Chozen.

O zamanlar izlerken bu kadar dikkatimi çekmemiş ama şimdi bakınca adamdaki takıntı çok komik. Üzerinden onlarca sene geçmiş adam hala dövüşücez de dövüşücez tutturuyor. Yeğen ayrı bir komedi. Kötü bir karakter yapacaklar diye hem kızlara karşı kaba, hem ticarette sahtekar öyle bir tip yapmışlar. Sadece oynayan adamın kasları çok güzelmiş. O zaman buna da dikkat etmemişim 🙂

Miyagi yıllar evvel Okinawa’dan kaçtığında geride bıraktığı eski sevdiceği ile yakınlaşırken, Daniel’de eski sevdiceğin yeğeni olan kızla yakınlaşır. Olaylar olur, kasırga çıkar vs. sonuçta finalde Daniel ile Chozen’in dövüşü olur. Burada kilit turnuvadaki gibi puan olmayacağı ölümüne bir dövüş olacağıdır. Daniel kazanır ve tabi ki rakibini öldürmez.

Üçüncü film… Aslında buraya gelene kadar gayet iyi gider film serisi. Bu filmi de sinemada seyrettiğim için hiç gömmek istemiyorum ama tekrar izleyince diğer iki film kadar iyi olmadığını söyleyebilirim. (Kötü diyecektim ama onu bir sonraki filme bırakıyorum. O çok fena idi.) Bir kere film sanki ikinci filmin hemen arkasından çekilmiş gibi hikayeye devam eder. 1989 da yani 3 sene geçmiştir ama Daniel ‘i oynayan aktör de yaş ve kilo almıştır sonuçta ve artık o kadar da liseli gibi durmuyordur. Neyseki zaten lise bitmiştir. Annesi New Jersey’ye hasta bir amcaya bakmaya gidince Daniel Miyagi’nin yanına taşınır. Zaten yaşadıkları apartman yıkılmaya başlamıştır. Miyagi de işsiz kalır. Daniel kolej parası ile ona bir dükkan tutar ve Bonsai satışı yapmaya başlarlar.

Bu filmin kötüsü ilk filmdeki Cobra Kai dojosu hocası ve onun Vietnam’dan asker arkadaşıdır. Silver ismindeki bu adam savaşta hayatını kurtarmış olduğu için arkadaşına çok bağlıdır ama aynı zamanda da süper kötüdür. Yani kötü olduğunu çevreye attığı radyoaktif atıklardan falan bahsederek gözümüze sokulur. Bir de yine paragöz ve kalleş bir karateci tutar, Daniel’ı taciz ettirip onu zorla bu seneki turnuvaya girmesi için zorlar. Bu seneki dediğim Daniel’ın ikinci turnuva senesi oluyor. Olaylar o kadar arka arkaya gidiyor yani. Ama tipler 5 sene farklı. Neyse.
Miyagi Daniel’in ikinci kere turnuvaya girmesine gerek görmemektedir. Zaten gücünü ve savunmasız olmadığını ispat etmiştir. Ama Silver ve eski hoca Kreese ‘ın intikam planları Daniel’ın ellerinin tıpkı Miyagi ile dövüşünde Kreese’in ellerinin kırıldığı gibi kırılmasıdır. Silver Daniel’a sinsice yanaşır, Miyagi’nin ders vermeyi reddettiği Daniel’a ders vericem diye onu metodik olarak hırpalar. Onu sert dövüşe alıştırmaya çalışır. Tabi ki iyi kalpli Daniel baktı ki karakteri değişiyor hemen iyiliğe döner orada kötülerin oyunu ortaya çıkar. Miyagi gelir kurtarır ve son dövüş turnuvaya kalır.
Film boyunca süpürme diye bir teknik öğrenilmesi üzerine çok gidilir. Filmi ilk izlediğim zamandan beri süpürme kafama takılmıştı. Hatta Daniel Miyagi’ye gelip ‘bana sadece süpürmeye öğret, başka bir şey sormayacağım’ dedikten sonra Miyagi gidip içerden süpürgeyi alıp yeri süpürmeyi gösterince çok gülmüştüm ama neymiş bu süpürme yaa diye kafamda da soru kalmıştı. Sonra filmlerin orjinalini izleyince daha ilk filmdeki turnuvada kötü hocanın öğrencisine “sweep the leg” demesi üzerine “Ah, so!!!” oldum. Bir “Lost in Translation” vukuatı imiş meğer. Dövüşte ayağı yerden kesen o kesme gibi hareket. Karşısındakini sakatlamadan yapılması önemli tabi. Daniel ilk karate senesinde bunu öğrenmemiştir. Herhalde karate de üst level bir hareket ki turnuva da hocası yap deyince de çocuklar bir endişelenmiştir. Yani süpürme buymuş dedim. Öğrenmiş oldum rahatladım.

Miyaginin bu seneki gizli silahı Kata’dır. Karatenin temelidir falan filan. Çeşitli doğu felsefik cümleler eşliğinde Daniel ile Kata çalışırlar sıklıkla. Turnuva’nın son kısmında da bu Kata sayesinde fokuslanan Daniel-san kazanır. Serinin de finaline erişmiş oluruz.


Sonrasında yapımcılara yetmez, bir de kızlı versiyonunu çekelim derler. 1994 de önümüzde The next karate kid çıkar. İşte bu gerçekten çok kötüdür. Miyagi’nin ikinci dünya savaşındaki asker arkadaşlarından birinin torunu ailesi ölünce babaannesinin yanında kalmıştır. Miyagi ile orada karşılaşırlar. Babaanne çocuğu Miyagiye devredip tatile gider. Kız da huysuz, uyuz bir tiptir. Ama babası ona biraz karate öğretmiştir. Miyagi bakar bunda kumaş var, karate öğretir. Hadi bu kısımlar fena değil de o kötü karakterleri bu kadar klişe ve bu kadar vasat yapabilirlermiş.


Okuldaki manyak bir hoca ve onun öğrenciler arasından seçtiği sert çocuklar ile oluşturduğu güvenlik ekibi tam bir saçmalık ötesidir. Ay içimden yazmak bile gelmedi o kadar elle tutulmaz zorbalıklar. Bir de liseli genç diye adam mı bulamamışlar kazık kadar adamları herhalde filmin çekildiği mahalledeki spor salonundan toplayıp oynatmışlar, oyunculuk desen yok, tipler 30 yaş üstü gibi. Film çekilirken kaç yaşında olduğunu bilmediğim ama 15lerinde gözüken Hilary Swank’ı taciz etmeye çalışan ama kötü hoca tarafından haklı bulunan öğrenciler gibi türlü saçmalık. Dövüş müvüş olur kız kazanır da, o kadar hatırlıyorum. Bu Mr. Miyagi’yi oynayan Pat Morita’lı son karate kid filmi olur. Bu film ile ilgili fena olmayan anlar; Miyagi’nin kıza karate öğretmek için araba cilalamaya çağırdığı ve kızın da “bana işlerini yaptıramazsın” diyerek çekip gitmesi idi. Daniel’ın ne kadar uysal bir çocuk olduğunun kanıtı. Zaten Mr. Miyagi’de Julie-San Daniel-san gibi değil diyerek fikrini söyler kızın arkasından. Filmin bir diğer güzel kısmı soundtrack’i olabilir. 90’lar pop müziği işte.


2010 senesinde Jackie Chan ve Will Smith’in oğlu Jaden Smith’in oynadığı filmi çekinerek izlemiştim. Yine mi.. diye. Ama film beklediğimden güzel çıktı. Keyifliydi. Bu sefer Çin’de geçer film. Zenci (şimdi afrikalı amerikalı mı demeliyim, siyahi mi, ırkçı niyet olmadan ırkçı adledilmekten korkar olduk. Türkçe de teni kara olana zenci denir. bu kötü manada denmez) anne oğul annenin işi nedeni ile Çin’e taşınırlar. Aslında ilk film ile hemen hemen aynı hikaye ile gider. Burada sadece ana dövüş disiplini karate değil Kung fu olur. Kung fu öğreneceksen Jackie Chan’dan iyi hoca mı bulunur? Bulunmaz 🙂 Yine mahallenin kötü çocukları vardır. Bizim çocuğu kurtaran yalnız adam çocuğa hocalık yaparken ona sadece dövüşü değil hayatla başa çıkmasını sağlayacak felsefeleri de öğretir. Bence güzel bir uyarlama ve keyifli bir seyirdir.

Dağlarda bir tapınağa çıkıp orada antreman yapmaları, yabancılarla dolu yeni ülkede ergenlik krizleri geçiren çocuğa mentörlük etme rolünde Jackie Chan çok tatlıdır. Zaten Jackie Chan hep çok tatlıdır ama bu filmde ayrı bir sevmiştim kendisini. Pat Morita’nın doldurulması zor koltuğunu farklı bir tarz ile doldurabilmiş.


Pandemi esnasında Josh Gad Reunited Apart diye youtube programları çekmişti ve bunların içinde Lord of the Rings cast, Geleceğe Dönüş cast gibi bölümler efsaneydi. Bunlardan biri de Karate Kid idi. Bunu duymuş ama izleyememiştim. İlk duyduğumda nereden çıktı bunlarla program yapmak demiştim. Meğer o zamanlar yani aslında 2018 de youtube’un özel kanalında Cobra Kai diye bir dizi varmış. Epey de popüler olmuş. İkinci sezon sonrasında iptal edilince Netflix almış ve şimdi altıncı sezona kadar uzanmışlar. İşte Reunited’ın o bölümünün yayınlandığı dönem Netflix’de yeni başlayacak üçüncü sezonun hemen öncesi, bir nevi reklam gibiymiş. Bunu duyunca izlesem mi derken, bir arkadaştan bir iki övgü duyunca merakım kabardı. Üzerine filmleri de tekrar karşıma çıkınca bu bir işaret olmalı dedim. Şimdi bu seriyi izlemeye başladım. İlk iki-üç sezon bitti ama biraz daha izleyip dizi hakkında öyle yazmak istiyorum.
Bir de The Way of the Karate Kid diye yapım sürecini anlatan bir belgesel yapmışlar. Onu da bulursam izlemek istiyorum.
Yeni gördüğüm bir kitap da Daniel Larusso’yu canlandıran Ralph Macchio ‘nun yazmış olduğu Waxing On: The Karate Kid and Me. Merak ettim.
Karate Kid şimdilik bu kadar…
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.
👏🏻👏🏻👍🏻👍🏻💐💐♥️♥️