Succession 2018 – 2023 Dizi / Tv series

Succession. Şu meşhur Succession’ı öyle böyle izledim. Blutv de vardı ve yemek yerken telefonu açıp, tv gibi izlemek kolayıma geldi. 

Diziye kötü diyemem kesinlikle, çoğunlukla sıkmadan heyecanla kendini izletiyor, ama o kadar övgü, yere göğe sığdırılamama da oldukça abartılı geldi. Mükemmel diyebileceğim en önemli öğelerinden birisi jenerik müziği. Ona şapka çıkartırım. İnsanın damarlarındaki kanı hoplatan bir ritim.  Ayrıca başlangıçtaki jeneriğin kendisi de çok güzel. Eski bant kayıtlarından karışık, nostaljik tonda akan geçmiş görüntüleri, dizinin heyecanını körüklüyor.

Dizi bir kara komedi olarak geçiyor. Ancak asıl hikaye yıllar geçtikçe farklı dönemlerde, dönemlerin önde olan gücüne sahip ailelerin çatışmalarının anlatıldığı, Hanedan (sosyete ve kirli oyunlar), Dallas (petrol ve kirli oyunlar), Sopranos (mafya ve kirli oyunlar) gibi gibi çoğaltılabilecek ailelerin güç, para, itibar için kendi içinde bile acımasız olabildiklerini gösteren diziler kervanının medya, internet ve dijital çağa uyarlanmış hali diyebiliriz. 

Kara komedi olarak geçtiği için olaylar ve insanlar, biraz absürtlükler ve karakterlerle dalga geçerek ele alınmaya çalışılmışsa da bana yine de komik gelmekten uzak, hatta üzüntü verdi. İnsanların karakter olarak düştükleri sefil hallere pek gülemiyorum. Güldüğüm ender anlardan biri babanın oğullarından birine “güldüğünde insanlarla aynı seviyede ses çıkar, seni bir sırtlan çiftliğinden almadık” dediği andı. Buna gerçekten çok güldüm.  

İlk izlerken Hanedan ve Dallas modunda, sürekli birbirlerinin arkasından kuyu kazan, arada sırada sevgi de gösteren ama güvenilmez, güç için herşeyi ve herkesi alaşağı edebilen insanların hikayesinin Amerikan toplumunun bir yansıması olmasından dolayı mı bu kadar popüler olduğunu düşünmeden edemedim. Dizide ne anneden ne de babadan yeteri kadar ilgi görememiş çocukların bu yetişkinlik dönemlerinde hala nasıl babalarının gözlerinin içine baktıkları da insanı çok üzüyor. Büyük travmalar var arka planda. 

Dizi Brian Cox’un canlandırdığı baba karakteri Logan Roy liderliğinde kurucusu ve Ceo’su olduğu Waystar medya, gemi turizmi, eğlence sektörü devinin Ceo değişikliği görüşmeleri ile başlar. Logan’ın emekliliği konuşulmaktadır ve yerini kime bırakacağı çok önemlidir. İkisi erkek, birisi kız, üç çocuğunun yanı sıra bir de farklı bir anneden olan büyük bir oğlu vardır Logan’ın. En büyük oğul Connor’un şirket işleri ile ilgisi yoktur. O sadece paranın keyfini kendince çıkarır gözükür. Kendall ikinci en büyük oğul, Logan’ın işleri kendisine devretmesinin beklenildiği kişidir. Kardeşi Roman bunu oldukça içerlemektedir. Kendisine hep şakaymış gibi davranıldığı için ciddiye alınmak ister. Shiobhan ‘Shiv’, ailenin tek kızı, babasının Pinky’si, politik liderlere danışmanlık yapmaktadır ve görünürde aile işlerine tv kanallarında danışmanlığını yaptığı politikacı için bile iyi konuşturamayacak kadar uzaktır. Hatta bu tv kanalın yanında durduğu politik sağ kanadın taraftarı olmadığını sıklıkla dile getirir. Nişanlısı Tom ise şirketteki pozisyonunu Shiv sayesinde elde etmiş gözüken, hırslı, kazanmak için her türlü şekle girebilen, her türlü hakareti çoğunlukla sineye çekebilen bir adamdır. 

Logan Roy çocuklarını kendince seven ama gücü daha çok seven birisidir ve onlara karşı oldukça acımasızca konuşabilmektedir.  

İlk sezondaki en büyük kavga, Logan’ın emekli olmaktan vazgeçip söz verdiği şekilde koltuğu Kendall’a bırakmamasıyla başlayan, hatta onun bu koltuğu almak için yeterli olmadığını söyleyerek onu iyice kıran tavrı ile tetiklenen bir Kralı devirme operasyonu ile geçer. Shiv’in sadakatsiz ilişkisini ve nişanlısı Tom’un aile içindeki konumunu nasıl korumaya çalıştığını görür, şirketin yıllanmış çalışanları ve onların güç dengelerini öğreniriz. Kimisi yalakalık ile kimisi doğru anda taktiksel yaklaşarak ilerleyen, orman kanunları ile yürütülen bir ortamda hayatta kalabilenlerdir bunlar. Bir de Logan’dan iş istemek için kalkıp gelmiş kuzen Greg vardır. O bizim bu insanları tanımamızdaki bir yoldaşımızdır bir nevi.  

Greg ve Tom. Kendi tabirleri ile “disgusting brothers”

Kimi zaman acımasız ve kötü sözler sarf etseler de Tom ve Greg dizinin en tahammül edilebilir tipleridir. Yani gerçek hayatta etrafınızda olmasına tahammül edebileceğiniz demek istedim. Bir de Connor’un sevgilisi Willa var tabi. Bunlar nispeten normal karakterler. Acımasız oldukları anlar çoğunlukla kendilerini diğerlerinden korumak için oluyor. Shiv bile ailesinin yanında kocası ile giydiği takım elbiseler ile dalga geçebiliyor. Aile çok acımasız, ama böyle büyümüşler. Birbirlerine olan ilgi ve alakalarını sarkastik şakalar yaparak gösteriyorlar. Onlara küçüklükten beri öğretilen ilgi metodu saldırı.

İkinci sezon Kendall’ın büyük yenilgisinden sonra süngüsü düşmüş hali ile başlar. Logan konumunu diğer oğlu Roman sayesinde korumuştur, ve Roman’da istediği bir pozisyona ulaşmıştır. Her ne kadar ihanete uğramış olsa da Logan Kendall’ı tamamen dışlamaz ve ona bazı görevler verir. 

İkinci sezon aile içi çatışmadan çok Logan’ın yıllardır satınalmak istediği bir başka şirketin sahiplerini ikna ağırlığı ile geçtiği için sanırım en çok sevdiğim sezon oldu. Shiv ve Tom’un düğünü ile başlayan dizide aile içi birbirlerine laf sokmaya devam etseler de belli bir amaç için birleşmiş olduklarından o ikiyüzlülük ve ihaneti daha az hissettim. Holly Hunter’ın konuk oyuncu olarak varlığı da ayrı bir zevkti ne yalan söyleyeyim. Önce bir tuhafıma gitse de, çok tatlı bir kadın, çok da severim kendisini, rolünde çok başarılıydı. Aslında bir bölümde Logan fikrini sorduğunda söylediği bir cümle bence bütün sezonu ve hatta bütün diziyi özetliyor. Shiv zeki ama kendini olduğundan daha zeki sanıyor, Roman’ın potansiyeli var ama daha olmasına var, Kendall bir bebek gibi, bezine yapmaya çok alışmış (tam olarak böyle demiyor ama aklımda kalan hissi buydu söylediklerinin) şımarık bir çocuk.  

İkinci sezonun en büyük olayı tatil gemilerindeki taciz skandallarının patlaması olur ve bu yine tuhaf arkadan bıçaklamalara kapıyı açar. En büyük hançerlerden biri; Logan’ın Kendall’a suçu sen üstlen demesinin ardından, Kendall attığı adım ile ortalığı bir kere daha karıştırır. 

Üçüncü sezonda hala skandalın etkileri devam etmektedir. Hapse kim girecek endişesi yanısıra şirketin hisse sahiplerinden birinin, tam anlayamadığım bir oylama talebi ile şirketin ağırlıklı yönetiminin Roy ailesinden farklı bir yere kaydırma riski ortaya çıkmıştır. Oy verecekler arasında söz sahibi olarak konuk oyuncu Adrian Brody’i görürüz. Açıkçası bu adamı da pek sevmem ve dizideki varlığından da keyif almadım. Ukala dümbeleği bir tipti. Üçüncü sezon biraz sıkıldım galiba. Bu kadar aile içi travma içimi bıktırdı. Kendall ile kardeşleri ve babası arasındaki husumet, ailenin bir araya geldiği gelemediği her anda etkisini gösterdi. Üçüncü sezon’un güzel bir sürprizi Alexander Skarsgard’ın konuk oyunculuğu oldu ama. Onu da çok beğenirim. (Oyuncu olarak da, bir erkek olarak da.) Burada waystar’ın bazı şirketlerini almak isteyen (yoksa önce waystar mı bunları almak istiyordu, hatırlamıyorum) İsveçli bir teknoloji şirketinin başı olan sosyal yetenekleri sorgulanabilecek (tuhaf konuşması, bazen asosyal bazen kendini beğenmiş tavırları ile) bir adam. Logan ve Roman’ın İsveç de yaptıkları toplantı sonrasında gizli teklifi ile ortalığı karıştırdıktan sonra babalarının hangisine vereceğini bilmeselerde en azından içlerinden birine vereceğine inandıkları ceo sandalyesini bir başkasına satacağını duyduklarında bu sefer üç kardeş hırsları ile yine birleşirler. Logan üçüne birden ihanet etmiştir. 

Bahanesi ile resmini de koyayım Alexander’cığımın

Dördüncü sezon Logan ve çocukları arasındaki gerginlik ile başlar. Kardeşler onu affetmeyi düşünmüyorlardır ama Roman bir yandan babası ile gizli gizli mesajlaşıyordur. Logan’ın üç kardeşin annesi olan eski karısının bir cümlesi vardı. Bu da diziyi özetleyen noktalardan birine değiniyor. ‘Logan etrafındakileri ondan ayrılıp sonra ona geri dönecek kadar tekmeler. Deneme gibidir.’der. Çocuklarına da yaptığı budur. Onların ağızlarına birer parmak bal çalar. Farklı zamanlarda her birine Ceo koltuğunu vadettiğini duyarız. Ama bir şekilde veya bir sebeple her biri ekarte edilmektedir. 

Dördüncü sezon Logan’ın ölümüne değin hırslanan çocuklar ölümün gerçekliği ile bazı pişmanlıklar yaşarlar. Logan’ın ölüm sahnesi de oldukça trajik geçer. Aslında izlerken aklıma Mustafa Koç’un ölümünü getirdi. Adamın son teknoloji ile donatılmış kendi hastanesi var ama kaderden kaçılmıyor. Logan’da onca imkana rağmen uçağın tuvaletinde geçirdiği kriz ile ölüyor işte. 

Bu ölüm çocukların her birinde farklı bir etki olsa da hırslarında bir farklılık pek olmuyor. Yine birbirlerine kazık atma olayları ve dizi finalinde yine bir ihanet.  

(Evde tek başına’daki hali ve son hali ile Kieran Culkin. Çen büyüyünce iş adamı mı olucan, medya devinde mi çalışıcan bakiim bıdık…)

Dizinin en trajikomik anlarından biri herhalde onca zaman dalga geçilen Tom’un Ceo olarak seçilmesi ile gerçekleşiyor. Kendall’ın bir çocuk gibi ‘en büyük oğul benim, bu koltuk benim hakkım’ diye ağlamasına, dizinin dört sezonu boyunca yaptığı şımarıklıklar ve dengesiz hareketlerden dolayı, amacına ulaşamamasından dolayı yıkılmasına acıyacak halimiz de kalmamış oluyor. Shiv bir şekilde, bence kendince, sevgiyi seçiyor. Onun için inanılmaz derecede zor bir karar olarak. Roman ise, işte bence burada Holly Hunter’ın karakterinin söylediği gibi daha henüz olmadığının bilincinde ve aralarında tuhaf bir şekilde babalarının koltuğunu hak etmediklerinin farkında olan da o.

Bu arada Kieran Kulkin’in canlandırdığı Roman Roy gerçekten dizide kardeşler arasında en sevdiğim tuhaf kuş oldu. Babasının ilgisine ve sevgisine o kadar muhtaç, ama bunun nasıl olması gerektiğini bilmeden, mazoşistçe aşağılanmanın peşinde koşan bir yaralı kuş. Aynı zamanda oyunculuğu da bir o kadar iyi. Hele hele final sezonunda, cenaze bölümündeki hali, insanın içine işliyor.

(İsim benzerliğinden dolayı mı, yoksa bakışlarından o boş mazlum havası yüzünden mi emin değilim ama dizide Kendall’ı hüzünlü gördüğüm her an aklıma Southpark’ın Kenny’si geldi durdu…)

Aslında tüm oyuncular birbirinden başarılı. Bu dizinin bu kadar meşhur olmasının bir sebebi de bu herhalde. Kendall’ın yıkıldığı haldeki veya çocuk gibi sevindiği halleri, Shiv’in duygusal gelgitlerindeki gözlerine yansıyan duyguları, Tom’u canlandıran ve çok sevdiğim muhteşem Matthew Macfadyen ‘in kibar ama kararlı halleri, yanlarında efsane Brian Cox.

Yukarıda da belirttiğim gibi Amerikalıların bu kanlı bıçaklı aile hikayelerini çok sevdiğini düşünüyorum. Tekrar tekrar bu hikayelere döndüklerine göre… Gerçi yok kraliyet ailesi, yok Kardashian ailesi, yok bu dizinin de esinlendiği söylenilen Murdoch ailesi derken dünyada böyle şeylere ilgi çok. Bizde de influencerlar falan öve öve bitiremediler bu diziyi ama bunun sebebinin biraz özentilik olduğu fikrindeyim. Yani tabi ihanetlere övgü derken Amerika’lılara pislik atmıyorum kesinlikle. Sonuçta kıta Avrupasında bunun kitabını yazmışlar. (bakınız Machiavelli, bakınız Bizans oyunları vb.)  

Dizinin ilk sezonu ikinci yarıdan sonra daha akıcı, ikinci sezonu en güzeli, üçüncü sezon biraz bayık, dördüncü sezon hızlı geçti.

Sonuç itibari ile izlense de olur ama izlenmese de çok büyük kayıp olmayan bir diziydi bence. İzleyince güzel vakit geçiyor ve kesinlikle sıkmıyor, bir de jenerik müziği arada içinizde arka planda çalıveriyor.

Şimdi sırada abartılmış dizi kontenjanından Euphoria ve Normal People var. Euphoria neyse de (ilk sezonunu izleyebilmiştim), Normal People çin işkencesi gibi. Bakalım… 


Bir yanıt yazın