My Neighbors the Yamadas – Hōhokekyo Tonari no Yamada-kun – 1999 Anime Film

Yine bir Ghibli filmi ile buradayım. Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>

Bu seferki de Isao Takahata’nın yazıp yönettiği bir film ve görsel olarak şimdiye kadar izlediğim hiçbir Ghibli filmine benzemiyor. Karakter çizimleri, evler, objeler oldukça sade, hatta karikatür gibi neredeyse. İzlemek için ilk açtığımda bu nedir, yanlış filmi mi açtım dedim bir an. Ama izledikçe Ghibli sıcaklığı ekrandan taşarak geldi.

Komşularım Yamada’lar ismindeki film, Yamada ailesini anlatıyor. Evin küçük kızı Nonoko’nun bize ailesini tanıtması ile başlıyoruz. Babaanne, anne, baba ve abisi Noburo.

Bir Japon ailesi bu ama izledikçe ülke sınırı bulanıklaşıyor. Belki Japonların da ataerkil bir toplum olmasından dolayı, aile içindeki dinamikleri izledikçe bir yandan gülüp, bir yandan da tanıdık gelen yerlere şaşıyoruz.

Yamada ailesinin erişkin bireyleri oldukça çatlak. Ama hangi aile çatlak değil ki? Aile içindeki absürtlükleri, birbirlerine laf sokmalarını veya takılmalarını izledikçe insan kendi ailesini, kendi komikliklerini hatırlayıp, gülümsemeden edemiyor.

Oğlanın babasına ben bu dersleri neden öğreniyorum, hayatta ne işime yarayacak demesine gülmeden nasıl geçerim. Bu kendi okul çağımızda ve hala eğitim sürecinde olan öğrenciler tarafından tekrar edilen bir soru değil mi?

Küçük kızlarını alışveriş merkezinde unuttuklarını fark edip dönerken, trafikte kaldıklarında, babanın ses olsun diye radyoyu açması, radyodan kayıp küçük kedicik şarkısına denk gelince, hemen kapatması da oldukça nokta atışı espri. Annenin ise kendini tutup tutup bu şarkıda muslukları açması var bir de. Küçük kızın ise kaybolmuş bir oğlan çocuğunu rahatlatmaya çalışıp, bende tüm ailemi kaybettim, merak etme gibilerinden cesaret vermesi oldukça ironik.

Annenin evde akşama ne yemek yapıcam diye kafa patlatması, ev işlerini bazen savsaklaması veya çaktırmadan ailenin diğer fertlerine yıkmaya çalışma numaraları suratınıza bir gülümseme oturturken, büyük oğlana sürekli ders çalış diye baskı yapması da oldukça standart aile içi çatışmaları. Yemek yapmanın en zor yanının ne yapacağına karar vermek olduğu gerçeği evrensel sanırım. (Bunu yakın zamanda Aretha Fraklin’in bir röportajında bile duydum. Hayatınızın en büyük challenge’ı nedir diye soruyorlar, ve o da biraz düşünüp her akşam ne yemek pişireceğimi bulmak oluyor demiş. Çok tatlı değil mi?)

Babaanneyi zarf ile vergi yatırsın diye gönderirlerken ve memura vereceksin bak deyip sıkı sıkı tembihlerlerken, babaannenin aptal değiliz herhalde deyip, kızmasından sonra dalgınlıkla zarfı gidip posta kutusuna atmasına ne demeli? Yaşlılığın kabul edilmeyen gerçekleri.

Bu filmin çok tatlı, samimi bir havası var. Tam bir aile filmi. Tek bir hikaye anlatmaktan çok parça parça skeçler gibi, bu ailenin hayatlarından enstantaneler sunuyor. Bir yandan da aralara serpiştirilmiş hayat felsefelerini anlatıyor. Bu sadelik, bence tüm uzun metrajlılara bedel. Bir şeyi kısa cümlelerle anlatmak çok daha zordur. Karikatürler tek bir karede bir sürü hikaye anlatır. İşte bu anime de bunu başarıyor.

Anne babanın evlilik ve aile kurma hikayesi gibi. Bir düğün pastasının üzerinden kayarak inen bobsleign kızağına binen ikilinin çocukları bir ekin gibi tarladan toplamaları gibi çok zekice, nokta dokunuşlarla filme yön veriliyor.

Ailenin hayatından parçaları belli başlıklar altında derlemişler. Annenin cingözlükleri ev ekonomisi sihirbazı gibi bir başlık altında anlatılıyor mesela. Annenin mutfakta bıraktığı noodle poşetini bulan oğlanın kendine noodle yapması, ardından kapıdan gizlice elinde boş bir kase ile pişmiş noodle yemeğe gelen anne, veya bulaşık yıkarken içerden çay isteyenlere birisi gelsin, işim var dedikten sonra gelene bulaşığı takıp kendi salona geçmesi gibi. Mutfağa gelenin de zaten taş-kağıt-makas kaybedeni olması…

Pazar günü evde olan babayı dışarıya göndermeye çalışıp, evde kalıp kadının işlerine karışan, hatta ona orayı da sil, burayı da temizle gibi talimat vermeye başlayınca, sessizce evden çıkıp kendini dışarı atan anne tam bir cingöz. Anne ve babanın ilişkileri zaten Yadama stili evlilik başlığı altında, tv kumandası savaşları gibi komikliklerle devam ediyor. Ama bir yandan da evlenirlerken töreni yapan kişinin ve büyüklerinin evlilik ile ilgili kurduğu cümleler, güzel bir dans ile şenlikli bir şekilde aktarılıyor.

Oğlanın büyüyüp ergenliğe girmesi ile kızlarla telefonlaşması, bu sırada anne ve babaannenin dinlemeye çalışması, sonrasında odasına girip erkek çocukların yaptığı saçma hareketlerle sağı solu dağıtmasına gülerken, daha önce babası ile beyzbol oynamaya koşa koşa giden çocuğun biraz büyüdüğünde babası ile oynamak istememesi üzerine adamın gidip boynu bükük ve yalnız başına duvarda top sektirmesi içinizde buruk bir acı hissettiriyor. Baba ile oğulun ilişkisini erkek muhabbeti başlığı altında çeşitli anlar ile derlemişler tabi. İlk içki, onlarda sake, baba oğluna verdiğinde oğlan pek de az deyince terlikle kovalamaları da bu derlemenin içindeydi sanırım.

Oğlanın ergenlikte kitapçıda açık saçık dergilere bakarken, okuldan bir kıza yakalanınca gidip Bosna trajedisi ismindeki ciddi kitabı kapıp inceler gibi yapması da ayrı bir komiktir. Bir yandan düşününce de dönemin acımasız olayından bahsetme cesaretini göstermiş bir anime bu. Bunu o yıllarda yapamamış, cesaret gösterememiş veya umrunda olmamış bir sürü mainstream sinema adamı olmuşken hem de. (Bosna benim için ayrı bir travmadır, o yüzden bak bir kere daha Ghibli diyorum)

İş dönüşü şemsiyesini unutmuş baba telefon kulübesinden evi arayıp ‘beni karşılamaya gelsin birisi şemsiye ile deyip’, kimseden olumlu yanıt alamadığında, ardından bir de alışveriş siparişi verildiğinde, sinirlenip ‘hiçbir şey almam size’ diye bağırdıktan sonra, şemsiye almaya girdiği markette dayanamayıp ailenin siparişlerini satın alması ve yolda hem annenin hem de çocukların onu karşılamaya geldiğini görmesi yüzümüzü güldürür, içimizi ısıtır.

Yamada’lar komik, çılgın ama biryandan da hayatın içinden bir aile. Tipler, çizimler çok sade, çok abartısızdır. Diğer Ghibli animelerindeki yakışıklı, kudretli, doğaüstü güçleri olan, boylu poslu erkekler, renkli saçlı güzel kızlar yoktur. Gerçek yaşamdaki standart tipteki insanların günlük yaşamlarını, bu yaşamın değerini verecek şekilde nazikçe, içtenlikle ve oldukça komik bir şekilde anlatan harika bir filmdir bu. Çizgileri, görselliğin sadeliği sizi yanıltmasın. İzlemeye çok değer bir film.

Çok çok <3 yine ben. Tüm Ghibli filmleri yazılarımın bir listesi için–>


One thought on “My Neighbors the Yamadas – Hōhokekyo Tonari no Yamada-kun – 1999 Anime Film”

Bir yanıt yazın