Bu aralar yazamıyorum. Epey bir zamandır böyle aslında. Arada zorlana zorlana bir iki yazımı tamamlayabilsem de, genelde taslak halde kalan bir sürü yazı sırtımda kambur gibi ağırlığını hissettiriyor.
Aslında geçen sene sonunda online bir yazı atölyesine kaydolduğumda daha rahat ve akıcı yazabileceğimi düşünmüştüm. Ama yazamama sebebimin direkt bu atölye olduğunu da sanmıyorum.
Atölyede temel tıkanıklık süreçlerinden bahsediyor. Bende öyle bir tıkanıklık da yoktu ilk başta. Senelik temalarımı belirlemiş, yavaş yavaş okuyup, yazıyordum. Ta ki ikinci seçimlere kadar. Ondan sonra bende bir kısa devre oldu sanki. Konsantrasyonum düştü. Hepsi umudumun da düşmesi ile ilgili olmalı. Moralim bozuktu. Hala tam iyi değil.
Bu hafta sonu Cumhuriyetin 100. yılı.
Sanırım 75. yıl kutlamaları zamanındaydı, 100. yıl kutlamalarının İstanbul’un her bir iskelesinden atılacak havai fişeklerle, boğazın kırmızı beyaz renklerle kaplanmış bir görüntüsünü hayal etmiştim. 100. yıl büyük olaydı. Reklam zeplinleri gibi balonlar şehirlerin üstünden uçmalı, bayraklar uçuşturmalı. Uçaklar geçmeli, arkalarından kırmızı beyaz duman salarak. Bir hafta hatta bir ay boyunca kutlanmalı. Aradan 25 sene geçti ve vicdansızlık, haset, kibir, ego ile insanlarımız gitgide yozlaştı. Sokak röportajlarında Atatürk’ün ne yaptığını bilmeyen gençler var. Ne başardığını. Kendini nasıl feda etmiş olduğunu anlamayan bir nesil. Kendini feda etmenin ne olduğunu dahi bilmiyorlar ki. Sosyal medya iliklerine kadar duygularını sömürmüş. Sadece yeni nesil de değil tabi. Ama onlar bu dalgaya en çok maruz kalanlar.
Kendini feda etmek diyordum. Atam bunu yapmış işte. Kendi hayatını, bu ülke için eritmiş, bitirmiş. Kimi ona diktatör diyor. Genelde işgalci ülkelerin istihbaratçılarının metinlerinde kullanılmış bu tanımın kimilerinin ağzından çıkması çok manidar değil mi? Bir de onu hiç anmayanlar var. İngiliz belgelerinde dahi Dardanel Savaşlarının Komutanı diye geçen Mustafa Kemal’in adını Çanakkale Şehitlerini anarken dile getirmeyenler. Diyorum ya… Vicdan. Bu suçlamama rağmen işin içine kendimi de katıp, vicdansız bir cümle edeceğim. Keşke gerçekten acımasız olsaymışsın Atam.
Geçen gün İstiklal Caddesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin restore ettiği Casa Botter’i ziyaret ettim. Girişinde Cumhuriyet ve Lozan anlaşması ile ilgili bir sergi vardı. İsmet İnönü’nün Lozan görüşmelerinde nelerle karşılaştığı, nasıl direndiğini anlatan belgeler, gazete resimleri. Şu an pek çok insan (seçim sonuçlarına göre diyorum) idrak edemiyor anlaşılan ancak Lozan’da elde edilen başarı, her ne kadar savaş kazanmış bir millet dahi olsa, her bir maddesi dönemin güçlü devletlerine karşı kazanılmış ayrı bir zafer.
Netice itibari ile bu aralar yazamıyorum. Bu şekilde, spot yazarak belki biraz içimi açabilirim. Bir de böyle deneyelim.
Şimdiden..
Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. Başka cumhuriyet yok!!!
© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.