Sanditon 2. ve 3. sezon (2)

Sanditon’un üçüncü sezonunu kendi istatistiklerime göre bile hızlı seyrettim. Bu yüzden memnunum.

Üçüncü sezonu nasıl buldum dersek ise, çoğunlukla ve ağırlıkla hiç de beklediğim gibi olmadığını itiraf etmeliyim. Yine 6 bölümlük olmasına karşın, bu sefer sanki konuları biraz hızlı, alelacele toparlamışlar gibi geldi. 7 bölüm olsa, karakterlerin fikir ve kalp değişikliklerini biraz daha yavaş geçişli izleseydik, daha iyi olabilirdi sanki. Ayrıca karakterlerin gelişimi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı sanırım.

Öncelikle en bariz hikaye ile başlayalım. Charlotte’u Ralph ile nişanlanmış bir şekilde bırakmıştık. İkisi beraber Georgiana’nın 21 yaşını doldurarak mal varlığının yönetimini eline almasının kutlanacağı partiye davet edilmişlerdir.

Ralph temiz yüzlü, iyi yürekli bir adama benzer ama akşam yemeğinde yapılan bir iki konuşmadan entelektüel seviyesinin Charlotte’un altında olduğunu anlarız. Onun sevdiği şiirleri veya şairleri bilmemektedir. Ama yine de ertesi gün gidip Charlotte’a sevdiği şair Keats’in kitabını alıp, seninle okumak isterim demesine on puan veririz. Kalbi temiz, iyi niyetli ve Charlotte’u sevmektedir, orası kesindir.

Tom Parker hala Sanditon’ı geliştirmeye çalışmaktadır. Bunun için Lady Denham’dan başka yatırımcılar peşindedir. Eşi Mary ise şehrin daha fakir kesimlerindeki ailelere yardım etmektedir. Bu sezon da Tom Parker’ın yine baltayı taşa vurmasını, saçma veya vicdansız planlar peşinde koşmasını izleyeceğimizi henüz bilmesek de tahmin ederiz. Tahmin edemeyeceğimiz, Tom Parker’ın bir hödüğe dönüşmesi olacaktır.

Lady Denham yeğeni Edward’ın kötü karakterini iyileştirmek için iki uzmana başvurmuştur. Birisi Doktor Fuchs diğeri ise şehrin papazıdır.  İkisi de kendi yönteminin en iyi olduğundan emin bir şekilde çekişmektedirler. Bu çekişmeden Lady Denham memnun olsa da, Edward’ın artık bezmiş, inadını kaybetmiş ve hiçbirşey umurunda değil havasını sezinleriz. Bunun bir rol mü, yoksa gerçek mi olduğundan ise, söz konusu Edward olduğu için emin olamayız. Zaten tüm kasabalılar ve kendi halası dahil ona hiç kimse güvenmemektedir. Sadece papazın biraz yaş almış kız kardeşi ona sempati göstermektedir. Şehir papazının kız kardeşi ikinci sezonda da hafif dikkat çeken iyi yürekli bir kadındır ve abisinden gizli bir şekilde Doktor Fuchs ile bir nevi flörtleşmektedir.

Kasabaya bir de yeni bir aile gelir. Duke of Buckinghamshire, annesi Lady Montrose ve kızkardeşi. Lady Montrose Bath şehrinden parasızlık sebebi ile kaçtıklarından, çocuklarına zengin eşler bulmak istemektedir. Dük için ideal aday tabi ki Georgiana’dır. Karşılaştıkları zaman annesinin zoru ile Georgiana’ya kur yapmak için yanaşan Dük ise Georgianayı dürüstlüğü ile şaşırtır. Annemin sesini kesmek için sizinle ilgilenmiş gibi yapıyorum, der. Georgiana’da diğer taliplerin sesini kesmek için Dük ile ilgilenmiş gibi yapar. Kazan-kazan durumudur. Ama daha önce Charles Lockhart tarafından kandırıldığı için vicdan azabı çeken Arthur Parker’ın gözü Dük’ün üzerindedir. Georgiana’yı korumak sorumluluğunu taşımaktadır. Arthur’un bilmediği şey ise Dük’ün aslında erkeklerden hoşlandığıdır. Bunu Georgiana ile aynı anda öğreniriz. Bu bilgi doğrultusunda beklenmedik karakter değişiklikleri olacaktır.

Tom Parker’ın bulduğu yeni yatırımcı yaşlı beyefendi de Lady Denham’ın genç kızlık zamanından eski sevdiceği çıkar. Lady Denham’ı zamanında terk etmiş olduğu için pek sevinçle karşılanmasa da bu sezonda birden fazla aşk hikayesi ile karşılaşacağımızı da anlarız. Yaşlı insanlar arasındaki romantik yakınlaşmaları sevsem de bu iki huysuz ihtiyarın evlenmeye kalkma hikaye örgüsünden pek keyif almadığımı itiraf edeceğim. Zaten dizideki her bir karakteri evlendirmeye veya bir gönül ilişkisine bağlamaya çalışmaları bu sezon biraz zorlama geldi. Bir ara Charlotte tarafından terk edileceği aşikar olan Ralph’ı bile Dük’ün kızkardeşi ile romantik bir ilişkiye sokacaklar diye korkmadım değil.

İkinci sezonun sonunda Bath’a kaçan Colbourne’ler de evlerine dönmüşlerdir. Hatta sahilde kızlar Charlotte’a rastlayınca Augusta ve Leo’nun Alexander Colbourne ile Charlotte’u birleştirme planları devreye girer. Ralph’ın Charlotte’un nişanlısı olduğu bilgisi ortaya çıkana kadar Alexander ‘da koşa koşa davete katılmaya heveslidir. Ama bu habere epey bir şaşırıp bozulduğunu görürüz. (Oh olsun)

Colbourne’lerin dönüşü farklı bir aşk hikayesini de ortaya çıkartır. Augusta ve Edward klasik bir romantik komedi tanışma sahnesi olarak sokakta birbirlerine çarparlar ve birbirlerinin dikkatini çekerler. Augusta Edward’ın kötü şöhretini bilse de adam ilgisini çeker, Edward ise… Edward’ın kafasından ne geçtiğini bilemeyiz. Ama en yakın tahmin şimdiye kadar hep kötülük yaptığı için adamın kızı parası için kandırmaya çalışmak isteyeceğidir tabi ki. En azından ilk etapta diğer bütün karakterler aynı şeyi düşünür. Edward da bizi şaşırtacaktır.

İlk sezonda Prens’in sevgilisi olarak tanıtılan Lady Susan da Sanditon’a ziyarete gelmiştir. İkinci sezon kendisini gördüğümüzü hatırlamıyorum ama bu sezonda çokça olması hoşuma gitti. Lady Susan’ı oynayan aktris Sophie Winkleman gerçekten çok güzel ve zarif bir kadın. Kimmiş diye baktığımda İngiltere Kraliyet ailesinden birisi ile evli olduğunu öğrenip şaşırdım da. Dizideki rolüne çok ama çok yakışmış. İngiltere de epey ünlü ve sevilen bir oyuncuymuş.

Üçüncü sezonun ilk bölümünün sonunda Charles Lockhart yeniden sahneye çıkar ve Georgiana’nın partisini basarak, ona dava mektubunu verir. Hala ve gerçekten Georgiana’nın parasının peşindedir. Bu ve sezon boyunca devam eden tavrı sebebi ile ikinci sezonda ümit ettiğim, aslında kötü niyetle Georgiana’ya yaklaşmış ama onu tanıyınca onu sevmiş adam olması ümidim suya düşer ve tamamen boğulur gider.

Ancak Georgiana’nın bir köle kadından doğma zenci bir kız olmasından dolayı, hiçbir avukat davasını kabul etmemektedir. İyice bunalıma giren Charlotte ve Georgiana’nın dertleştiğini duyan Mr. Colbourne atına atlayıp Londra’ya gider. Oradan avukat olan abisi Samuel’i bulur getirir. (Beyaz atlı prens kendi yapamayacak olsa da yardımcı alet edevat sağlamaktadır, tabi ki Charlotte için dostlar. Ama kendisini hala affetmiş değiliz.)

Samuel Georgiana’nın davasını alır, Georgiana’da biraz başka şansı olmadığı için Samuel’i avukatı olarak kabul eder. Samuel gerçek olamayacak kadar sevimli bir karakterdir. Alexander ne kadar kasıntı ve içine kapanıksa, Samuel bir o kadar rahat iletişim kuran, espri yapan, çocuklarla hoplayıp, zıplayan, onları güldürmeye çalışan bir adamdır. Lady Susan ile aralarında Alexander ve Charlotte’un arasını yapmak üzerine küçük bir kumpas dahi kurmak üzerine bir arkadaşlık başlar. Tabi ki bu arkadaşlığın ilerleyeceği yönü tahmin ederiz. Bu ikisi arasındaki ilişki çok tatlı olduğu için her ne kadar dizinin bu sezonunun herkesi evlendirelim konseptine dahil olsalar da sevdim.

Edward Denham’ın karakter gelişimi dizide beni en şaşırtan hikayelerden biri oldu. Augusta ile flörtleşmesi, ona mektuplar yazması, hatta yazamayınca papazın kızkardeşinin onu motive etmesi, Augusta için içten bir şekilde gerçekten sevdiğim tek varlık benzeri cümleler kurması, bu tarz dizilerde iyiye dönen bir karakter olarak çok samimi ve gerçekçiydi. Söz konusu Edward Denham olunca her türlü katakulliyi beklediğimizden, Augustayı kaçmaya ikna etmesini, beraber bir hana yerleşmelerini izlemek, yaa gerçekten kötülük yapmasın, diye heyecanlanmak ilginçti. Kalpten adamın iyi bir insana evrilmiş olmasını, Augustayı gerçekten sevdiğine inanmak istedim. Alexander ve Charlotte’da peşlerine düşüp, kızı kurtarmak için koşuşmuş olsalar da aslında çok geç kaldıklarının farkındadırlar. Ama burada Charlotte’un Alexander’ı o çağın genel anlayışından uzak bir şekilde, kadınların kendi istemedikleri, ama ailelerinin telkini ile sevmedikleri adamlarla evlenip pişman olacaklarına, gerçekten sevdikleri adamlarla  evlenmelerinin öneminden bahsetmesi, biraz kendi ruhunu açması, ve o gece ne yaşanmış olursa olsun, Augusta’nın ailesi tarafından sevilmesinin önemini anlatması, adamı mantık yoluna sevk etmesi içimizi bir rahatlatır.

Çiftin kaldıkları hanı bastıklarında ise masum masum ayrı yataklarda yattıklarını görüp rahatlarlar. Edward Augusta’nın namusuna dokunmamıştır. Colbourne’de Charlotte’ u dinleyip Augusta’ ya ‘eğer gerçekten seviyorsan karşı çıkmayacağım, ama bu adamın seni hakkettiğine inanıyorsan’ der. Augusta emindir. Burada beklenmedik çıkışı Edward yapar. Hayır Augusta’yı sevmemektedir. Kızın namusunu ailesinin gelmesi kurtarmıştır. Nezaket yapmamıştır. Onunla parası için evlenmek istemiştir. Dizinin bu noktasında şöyle düşünmüştüm. Edward gerçekten iyi olmuş, kızı da gerçekten seviyor, kendini ona layık bulmuyor. Kısa süreli caymadan sonra birbirlerine geri dönerler, onsuz yaşayamayacağını anlar falan diye romantik düşüncelere dalmıştım fakat lakin dizi dönem dizileri içinde bana en ters köşe yapan hareketi yaparak, gerçekten sadece Edward’ın vicdanının yaşadığını anlamamızı sağlar. Edward kıza aşık değildir, ama yine de o eski ölçüsüz kötü vicdansız adam da değildir. Böyle bir karakter değişimini denemelerini çok takdir ettim. Bu tarz dizilerde pek rast gelmeyiz.

Şimdi gelelim Arthur Parker’a… Dük ile arasında Georgiana için bir güvensizlik varken, Amerikalı bir opera sanatçısının konseri ile ilgili organizasyon sebebi ile yolları kesişecektir. Ünlü opera sanatçısı, Kral gelecek diye orada konser vermeyi kabul etmiştir. Ama kral son dakikada gelişini iptal eder. Hatta Lady Susan’ın yerine başka bir kadınla yakınlaştığı dedikoduları Sanditon’a kadar uzanır. Yıkılmış durumdaki Arthur’a yardım edecek kişi de Dük olur. Opera sanatçısını kalmaya ikna etmek için devreye girer. Çok bir faydası dokunmaz ama Arthur ile arasındaki soğukluk gider. Yakın arkadaş olurlar. O kadar yakın arkadaş olurlar ki, Dük Arthur’a aslında erkeklerden hoşlandığını söyler. Arthur’un buna tepkisi donup kalmak olur. Sonrasında ise…. İşte beni bu dizide en şaşırtan karakter çarklarından diğeri bu olaydan kısa bir süre sonra Arthur’un Dük’e ‘Ben de senin gibiymişim. Bunu bilmiyordum ama sen söyleyince taşlar yerine oturdu’ gibisinden açılması olur. Onlarda birbirlerine sevgilerini dile getirirler.

Şimdi, eşcinsel karakterler ile ilgili hiçbir sıkıntım yok, ama ilk sezondan beri olmasını istediğim eşleşme Arthur ve Georgiana’ya kesin ve net çizgiyi çekmesi sebebi ile bu dönüş bana çok acayip geldi. Keşke ilk iki sezonda da Arthur ile ilgili bu doğrultuda bir iki tüyo verselerdi de bir anda senaristler sanki ‘bizim dizide hiç eşcinsel karakterimiz yoktu, haydi koyalım’ demişler gibi gözükmeseydi. Özelikle erkeklerden hoşlandığını anladıktan ve Dük ile birbirlerine sevgilerini ifade ettikten sonra Arthur’un onu parlayan gözlerle izlemesi, onu kıskanması bana biraz abartılı geldi. Belki onca senelik kendinin ne istediğini bilememezliğin sonuçlanmasından gelen bir enerjiyi yansıtmak istemişlerdir. Bu zamana kadar bir kalp işi için herhangi bir heyecan belli etmeyen Arthur birden güneş gibi parlamaya başlamıştır. Bu durum oğlunun eğilimlerini bilen ama bildiğini ona hiç belli etmemiş Lady Montrose ‘u Dük ve Georgiana arasındaki evlilik çalışmasını hızlandırmaya sevk eder.

Hatta Georgiana adının sürekli spekülasyonlara karışmasından artık sıkılmış ve Dük’ün ünvanının altına sığınmaya hazırdır. Bir aşk evliliği değil ama bir kurtarma evliliğini kabul etmiştir. Dük ve eğlenceyi seven arkadaşları ile partilerler, içkiler içerler. Burada sahilde dükün arkadaşlarının kumlar üzerinde eğlenirken, kasabanın yerli halkının bunları eleştirir gözlerle izlemesi, aralarında ne bu rezillik dercesine bakışmaları sahnesine o kadar güldüm ki. Maalesef çok yapmacık ve saçma sahnelerdi.

Tam bu sırada Georgiana’nın annesi ortaya çıkar. Burada bir doz evladından kopartılmış ana drama, anasından uzaklaştırılmış evlat travması alırız. Neyseki doz fazla yüksek değildir. Annenin Georgiana’yı bulmasında yardımcı olan da kimdir dersiniz? Otis.. Georgiana’nın birinci sezondaki aşkı.

Şimdi Otis’de ortaya çıkınca Eyvah!! dedim. Yine mi Otis. Nitekim yazının başında da dediğim gibi 6 bölümde böyle paldır küldür diziyi işledikleri için Otis ile Georgiana’nın yeniden birleşmesi, Georgiana’nın Sanditon’dan ayrılıp Otis ile köleliğe karşıt çalışmalara destek vermek için Londra’ya gidecek olması izleyene ‘hop ya ne oldu şimdi birdenbire’ dedirtir. Bana dedirtti.

Georgiana anasına kavuşur, mirasına kavuşur, mirasını kurtarır, evlendirilir. Check

Arthur Parker Dük’üne kavuşur. (O dönemde eşcinsellik yasakmış birde, kavuştuklarını umacağız artık). Check

Lady Denham da bir şekil eski aşkına kavuşur. Check

Augusta Edward’a kavuşamaz ama aşk acısını atlatır, yeni aşklara yelken açar. Check

Edward hala çapkın çapkın kız tavlama peşindedir. Ama çok kötü değildir. İçimiz rahatlamıştır. Check

Papaz kızkardeşi ile Doktor Fuchs’u rahat bırakmaya karar verir. Onlarda Check.

Tom Parker birkaç hödüklük yaptıktan sonra karısının ani hastalığı ile vicdanına geri kavuşur. Kasabanın fakir ailelerine yardıma karar verir, hatta Colbourne ile beraber kız ve erkeklerin gidebileceği bir okul inşa etmeye karar verirler. Tom mutlu, Mary mutlu, fakir aileler mutlu, yatırımlar mutlu. Check

Lady Susan ve Samuel aşka kavuşur. Check

Charlotte birkaç yanlış anlaşma ve sıkıntılı durumdan sonra Alexander’a kavuşur. Sonra bir bakarız ki yaptıkları okulda öğretmenlik yapıyor, eşi de kapıda bebekleri ile onun işten çıkmasını bekliyorlar. Yani ne diyeyim? Bu kadar çok dönem dizisi, filmi, romanı görmemiş olsam, bu tarz “centilmenlerin” bırak eşlerinin çalışmasına izin vermelerini, kendilerinin belli saatler arasında mesai yapmaları dahi tuhaf kaçıyor. Bu beyefendiler ofislerine gidip mektup falan yazıyorlardı canım… Neyse, güzel dilek ve temenniler… Check

Sanditon perdelerini pembe gözlükler eşliğinde kapatıyor. Başkarakterimiz mutlu bittiği için sevinsem de Alexander Colbourne sevdiğim bir erkek baş karakter olamadı. Samuel bile daha sevimli ve içtendi. En iyi diyebileceğim en sonunda Charlotte’un peşinden gelip ona gerçek hislerini doğru düzgün anlatabilme basiretini gösterdi. E artık bunu da yapsındı.

Karakterlerin hepsinin mutlu sona ermesi için fazla zorlanması, bunu da 6 bölümde sıkıştıra sıkıştıra anlatmaları sebebi ile haydi toparlayalım hissiyatı içermiş olsa da 3 sezonu ile ama özellikle unutulmayacak Sidney Parker karakteri ile efsane bir seri oldu.  Seriyi yarıda bırakmadıkları ve Charlotte’u mutlu bitirdikleri için teşekkürler.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir yanıt yazın