Mary Shelley 2017

Gotik edebiyatı oldum olası severim. Şatolar, karanlık nişler, hayalet hikayeleri, vampirler. Bu yüzden bu konuda yazılanların hepsini okumamış olsam da aşağı yukarı bir fikrim vardır.

gotik1

Gotik deyince ilk aklıma gelen Drakula, Frakenstein, Edgar Allen Poe’nun korkutucu hikayeleridir. Özellikle Drakula ve Frakenstein’ın Lord Byron, Mary Shelley ve kocası ve tabi Bram Stoker ile aynı şatoda geçirdikleri bir dönemde yazdıkları gibi bir bilgi hatırımda kalmış. Neyse ki bu yanlış bilgiyi artık düzeltebildim.

Diodati ekibi denilen ekip, Lord Byron, Mary Wollstonecraft Godwin (henüz Shelley olamamış), kız kardeşi Claire Clairmont, Percy Shelley ve John William Polidori ‘den oluşuyormuş. Polidori Bram Stoker’a 78 yıl sonra Drakulayı (1897) yazarken ilham vermiş olan Vampyre (1819) adlı kısa romanın yazarı. İlk İngiliz gotik vampir romanının yani. Bu ekibin eserleri şatoda birbirlerine yaptıkları hikaye challege’nın sonuçları.

10.mary-shelley-movie-poster

Filmin konusunda gelecek olursak, film Mary Shelley ve Frankestein romanının yazılışının hikayesi diyebiliriz.

Mary Godwin soyadındayken, yani henüz 16 yaşında bir genç kızken başlıyor hikaye. Annesi o doğarken ölmüş babası da ondan sonra tekrar evlenmiş. Başka çocukları da olmuş (aslında 2 çocuk adamın yeni evlendiği karısına ait, 1 tane de Mary’nin annesinin evlenmeden önce başka bir adamdan olan çocuğu) . Her ne kadar üvey anne Mary’i sevmese de, Mary üvey kardeşleri ile çok iyi geçinir. Hatta kız kardeşi en yakın arkadaşı gibidir. Sık sık evden çıkıp annesinin mezarının bulunduğu, büyük mozelelerin, lahitlerin olduğu mezarlığa gidip, orada mezarında annesi ile dertleşir.

mary-shelley-01

İskoçya’ya babasının bir arkadaşının kız çocuğuna arkadaşlık yapması ve asıl olarak evden uzaklaşması için tatile gönderilince, oradaki entelektüel toplantılardan birinde şair Percy Shelley ile tanışır. Bu arada Mary’nin babasının sosyal çevrelerde tanınan bir yayımcı ve filozof olan (ben bu filmden önce adını hiç duymamıştım) William Godwin  olduğunu paylaşayım. Annesinin ise… annesi bence çok etkileyici ve hayatı başlı başına film olması gereken bir kadın olan Mary Wollstonecraft . Ona ayrı bir paragraf yazmam lazım.

Filme hikayenin çeşitli spoilerlarını vererek devam ediyorum. Burada şunu da ayrıca belirtmem gerekiyor. Aşağıdaki notlarım filmde anlatılanlara göredir. Sonrasında merak edip araştırdığımda, aslında olanların, karakterlerin yorumlanmasında biraz boyut eksiklikleri olduğunu öğrendim. Ama bir filmin süresi boyunca ne kadarı anlatılabilirdi, bilemiyorum.

Percey Shelley ile hemen birbirlerinden etkilenirler. Ama Mary Londra’ya dönmek zorunda kalınca fazla uzun sürmez ilişkileri. Ta ki Percy gelip, babasından ders alma bahanesi ile evlerine girip çıkmaya başlayıncaya kadar. Tam Percy ile mutlu aşk hayalleri kurmaya başladığı sırada bir kadın gelerek kocasını ayartmaktan vazgeçmesini ister. Burada açıkçası Mary’nin bağrına taş basarak kendini geri çekeceğini Percy’nin de boşanma ile uğraşıp, Mary’i öyle ikna etmeye çalışacağını beklemiştim. Ama olaylar hiç de öyle olmadı. Mary’nin nasıl gözü kara olduğunu aslında evli bir adamla ilişkiye girip, onunla evden kaçmasından, kaçarken kendisi ile gelmek isteyen kızkardeşini de yanına almasından anlayabiliriz.

Ekran Alıntısı

Bu her ne kadar ahlaksızca olsa da, o dönemde, katı sosyal kuralların insanları şekillendirdiği o yıllarda buna cesaret etmiş olması inanılmaz. Ama sonradan annesinin hayatını okuduğumda bu ruhu kimden aldığını çok iyi anladım. Burada aslında mesela cesaretten çok bakış açısı ile ilgili. Bu insanların hayata bakışı farklı. Hayatı başkalarına göre yaşamak zorunda olmadıklarını düşünüyorlar. Kendilerini bu sosyal kurallara bağlamak zorunda hissetmiyorlar. İçlerinden geleni, doğru biliyorlar.

Percy Shelley’e gelirse, parasız pulsuz olarak karısını terk edip, başka bir kadınla kaçtığı – hatta 2 kadınla – için ailesi de destek olmuyor; adamın karakteri malum aslında. Ama aşkını Mary’e öyle ikna edici anlatıyor ki, kız ona tamamen inanıyor. Bir yandan da o zamanda Mary’nin sadece 17, Percy’nin ise 21’lerinde olduğunu unutmayalım. Tam bir gençlik gözü karalığı. 

Mary beraber yaşadıkça Percy’nin karakterindeki zayıflıkları görür tabi. Kendi yanında kızkardeşi ile flörtleşmesi, kendi arkadaşı Mary’e kur yapıp onu baştan çıkartmaya çalıştığında, bunu normal karşılaması ve hatta açık bir ilişki yaşamaktan yanayım, aşk özgürlüktür, hani sen de herkes gibi yaşamak zorunda olmadığımızı düşünüyordun gibi cümleleri ile Mary’i şaşkına çevirir. Mary zaten bu inanç ile sevdiği adamın peşinden evli olmasına rağmen gitmiştir. Ama burada Percy’nin özgürlük kisvesi altında yaptığı veya yapacağı her hareket için zemin hazırlamaya ve aksi için Mary ‘i suçlamaya çalışması hayal kırıklığıdır.

Mary hamile kalınca, Percy aynı zamanda geceleri kızkardeşinin yatağını da ziyaret etmekten geri kalmaz. Mary bunların farkında olsa da bebeğine önem verip onların ne yaptıklarına çok aldırmaz. Ama bebekleri kötü yaşam şartlarından dolayı ölünce, yıkılır.

Burada bir ara not eklemem lazım. Şöyle ki filmde Percy Shelley’in karakteri oldukça zayıf çizilmiş. Bir yandan yolda çevrilip imza veren meşhur bir şair, bir yandan da vasat, yayıncılarından para alamayan vasat bir şair görürüz. Bu tutarsızlıklar, evde sürekli alkollü takılması, çocuğuna ve karısına çok önem vermiyor gözükmesi, karısının kardeşi ile onu aldatması. Bilemiyorum. Filmin izlediği yol böyle olmuş diyelim.

Ekran Alıntısı2

Filme dönersek, o dönemler elektriğin yeni bulunduğu, elektrik ve buhar gücü ile değişik ekipmanlarla çeşitli deneylerin yapıldığı bir dönem. Galvanizm denilen, elektrik akımı ile ölü hayvanların kaslarının (kurbağa bacağı gibi) hareket ettirilmesi ile ilgili bir şovda o dönemin meşhurlarından şair Lord Byron ile tanışırlar.

Byron bunları İsviçrede kiraladığı villaya davet eder.  Villa Diodati. Yanında doktoru Polidori de vardır. Burada, bu villa da sanki her türlü sosyal sınırın aşıldığına tanık oluruz. Byron’un biseksüel olduğu malum. Orada artık içtikleri ve tüttürdükleri mi bilemiyorum, ama sınırların her şekilde aşıldığı hissi verilir.

Ekran Alıntısı3

—————————————Villa Diodati———————————————–

5’ li havalar da kötü gidince evin içinde kapalı kalırlar. Burada Byron bunlara bir challenge atar. Herkes bir korku hikayesi yazacaktır. İşte o meşhur romanların, hikayelerin başlangıcı budur.

Percy “a fragment of a ghost story” isimli hikayeyi

Mary “Frakenstein”ın bir parçasını,

Byron “ a fragment” isimli hikayeyi ki bu hikayedeki August Darvell karakterini Polidori kullanarak “Vampyre” i yazmış.

Mary İngiltereye döndükten sonra kitabını bitirir ve ilk kocasına okutur. Percy kitabı çok beğendiğini söylesede, neden bir canavar yerine melek gibi insanlara umut verecek bir yaratık olmadığını sorar.Ama Mary içinde bulundukları umutsuzluktan bundan farklı bir şey çıkmasının mümkün olmadığını söyler.

Kadın olduğu için bir türlü bir yayıncı bulamaz. Burada yayımcılardan birine söylediği cümleler çok hoşuma gitmişti. Beni değerlendirmek için harcadığınız vakitte eserimi değerlendirseydiniz çok daha iyi olurdu. Bronte kardeşlerin yaşadığı o önyargı ve bu, bir kadının o dönemde kendini erkeklerin yaptığı işte ispat etmesinin, sesini özgürce duyurabilmesinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Frankestein romanı ile ilgili kız kardeşinin yorumu ise çok daha dikkate değer. Yalnızlığı, dışlanmışlığı bu kadar iyi anlatan bir roman okumadım der. Canavarın öfkesini paylaştım ve onun intikamını arzuladım. Çünkü bu benimkiydi de. Bu şekilde hisseden ne kadar çok insan vardır.

En sonunda roman anonim olarak ama kocasının önsöz yazması şartı ile basılır ve büyük başarı sağlar. Ama gerçeği bilmeyenler romanıda kocasının yazmış olduğunu sanmaktadır. Sadece ilgi çekmek için anonim bırakıldığını düşünürler.

Sonrasında Mary’i ziyarete gelen Polidori (ki kısa zaman sonra intihar edecektir) ona durumlarındaki ironiden bahseder. Kendisi Byron ile dalga geçmek için (ruh emici vampir) bir hikaye yazar ama Lord Byron adı ile basılır. Mary yalnız ve terkedilmiş canavar ile ilgili yazar ama sorumsuz bir narsist olan (aslında Mary’i tek başına bırakan) Percy tüm övgüyü toplar.

Romanı okuyan ve kızının eseri olduğunu anlayan Baba Godwin kitapçısında bir toplantı düzenler ve orada kızının gizlice izlediğini bilmeden kitabın orjinalliğini ve yaratıcısının biraz merhamet göstermiş olsa canavarın hikayesinin ne kadar farklı olacağından, ve aslında insanların birbirine yakın yaşamaları gerekliliğinden bahseder. Aynı toplantının konuğu olan ve herkesin yazar sandığı Percy ise kendisinin kitaba tek katkısının o umutsuz yalnızlığın yaratımı olduğu, yazarın Mary olduğunu anlatır. Bu sayede Mary ile araları düzelir.

“Başkalarının düşünce ve sözlerinden kurtul. Kendi sesini bul.”

Filmin başında babasının ona söylediği bu sözler, kendi içinden çıkan, edebiyatın en orjinal eserlerinden biri olacak Frankestein ‘a ulaştırır Mary Shelley’i.


Filmi genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim. Kendi içinde tam olarak tutarlı olmadığı anlar olsa da yine de gerçek hayattan insanları barındırdığı, onların gölgesini bile gösterdiği için hoşuma gitti. Merak edip onları gerçekten araştırmamı sağladı. Bu sayede Polidoriyi, Godwin’i ve Wollstonecraft’ı tanıdım.

Mary Shelley’i tanıdım.

Buraya Wollstonecraft için ayrı bir paragraf ayırmayı planlamıştım. Ama yazı bu hali ile bile uzun oldu sanırım. Ayrı bir yazıda onun ve kocasının, kızının yani Mary’nin gerçek yaşamları ile ilgili notlarımı da eklemeyi düşünüyorum.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s