Taboo – 2017 Dizi

Hem dönem dizileri hem de denizcilik merakımdan ötürü Taboo dizisini duyalı epey bir zaman olmuştu ancak izlemek için fırsatı ancak buldum.

Taboo 1814 senesinde Londra’da geçiyor. Bir gemiden kıyıya kürek çekmekte olan bir adam hazinesini toprağa gömdükten sonra, şehir morguna gitmiştir. Ardından şehir sokaklarına çıkarız. Delaney gemicilik şirketinin sahibi olan Horace Delaney ölmüş, cenaze merasimi olmaktadır. Hem cenazenin geçtiği yolların berbatlığından hem de avukatının merhumun kızı ve damadına, gece mezar hırsızları gelmesin diye ölü gömücülere biraz daha derin kazmaları için para verip vermediklerini sormasından, Londra’nın en tekinsiz yerlerinden birinde olduğumuzu anlarız.  Tören düzenlenirken, kilisenin kapıları bir anda açılır ve bir hayalet, daha doğrusu herkesin hayalet olarak bildiği, yıllar evvel bir deniz kazasında ölmüş olarak anılan oğul James Keziah Delaney çıkagelir. Dizinin başındaki gizemli denizci yani. Bunu kız kardeşin dehşet, damadın ise nefret dolu bir yüz ifadesi takip eder.

Delaney boşuna dönmemiştir. Babası tüm mal varlığını ona bırakmıştır ve bu mal varlığının içinde özellikle ilgilendiği Amerika’daki Nootka körfezindeki arazi vardır. Hem Amerikalıların, hem İngiliz Kraliyetinin hem de o dönemin en belalı işletmesi, Doğu Hindistan Şirketi’ nin gözünün olduğu bir arazi. Delaney ise gizemli geçmişi, ne yapacağı belli olmayan mizacı ile sahneye giriş yapmıştır. Tuzaklar, hileler, stratejik hamleler, arka arkaya gelir. 

Dizinin detayına pek girmeyi düşünmüyorum. İlginç olmasına rağmen çok karışık. Bir sürü karakter, farklı politik kutuplar var. Tuhaf ilişkileri saymıyorum bile.

Olaylar bazen yavaş bazense birden hızlı ilerliyor. Bunun yerine dönem ve mekan kullanımından bahsetmek istiyorum. Dizide özellikle keyif aldığım ve izlememe devam etmemi sağlayan bu detaylar oldu çünkü. Bir de Tom Hardy. Kesinlikle.

Dizinin hikayesi Tom Hardy ve babası Chip Hardy’e ait. Yapımcısı da bu ikili ve bir de Ridley Scott. Ekibe gel!..

Dizinin başrolünde de Tom Hardy oynuyor. Esasen bir Tom Hardy fanı değilim. Öyle, aman hiçbir filmini kaçırmayayım, diyeceğim bir aktör de değildir. Ama kendi yazdıkları bu hikayeyi çok sevdiği o kadar belli ki dizide tüm benliği ile oynamış. Bulunduğu her sahnede sadece yürüse bile öyle göz dolduruyordu ki. Gözlerinden ateş çıkarcasına kendini vererek oynamış. Dizinin bazen ağır olan temposuna rağmen son bölüme kadar izlediysem bu aktörün enerjisi için izledim.

Dizinin bir sürü katmanı var. Birbirinin üstüne binmiş değil, birbirine dolanmış.

Bir yanda James Delaney var. Babasının ölmeden önce ateş üzerinde bir çeşit büyü ile kendisi Afrika’da iken mesaj gönderip, konuştuğu.. Baba – oğul farklı kültürlere bulaşmış iki adam. Baba Amerika’da yerliler ile ticaret yapmış, Nootka körfezini ele geçirmiş ve James ‘in annesi olacak bir yerli kadın almış, onunla evlenip ismini değiştirip Londra’da yaşamaya mecbur bırakmış bir adam. Annenin Londra’da ne gibi acılar çektiği ayrı bir gizem olarak hikayede yerini alıyor. Oğul ise daha küçük yaşta Doğu Hindistan Şirketi’nin askeri kampına katılmış, orada bile yaptığı vahşilikler sebebi ile dikkat çekmiş, Afrika’da ki kayıp yılları ile ilgili türlü efsaneler, insanların ağızlarına almak istemedikleri vahşetlerle anılan bir adam. Bir yabani.

Bir başka yanda da İngilizlerle bağımsızlık için savaşan Amerikalıların casusluk çalışmaları. İngilizlerin içinde yaşayıp karşı taraf için çalışanlar, onların bilgi ve güç elde etme çalışmaları.

Ve tabi ki bir yanda Londra’nın kendisi. Başlı başına bir karakter.

Tam olarak Londra’nın neresinde geçiyor pek anlamadım tabi. Gemilerin yanaştığı veya denize açıldığı bir yerler, Thames kıyısında bir yerler olduğu bariz tabi ama kalan kısımlar için tam bilgim yok. Oldukça köhne, pis alanlar olduğu gerçek. Sadece Doğu Hindistan Şirketinin olduğu sokak lüks görünmekte, ne Delaney’nin evi, ne de diğer yerler dönemin asil insanlarının takılacağı mekanlar olarak gözükmemektedir. Londra’nın karanlık yüzü ile karşı karşıyayızdır. Aynı yıllarda Londra’nın lüks semtlerinde geçen bir dizi/roman serisini de yakın zamanda okuyunca, bu karanlık taraf çok daha gerçekçi geliyor.

Hikaye dediğim gibi biraz karışık, ama farklı olduğu da kesin. Nootka körfezi ile ilgili gerçekten politik bir kriz yaşandığını hiç bilmiyordum mesela. Amerika bağımsızlık savaşının İngiltere içinde casusluk faaliyetlerinden beslendiğini de. Doğu Hindistan Şirketi içinse bu kadar büyük gücün temiz bir şekilde elde edilmeyeceği, o dönemin köle ticareti gibi despotça metodlarını kullandıklarını bilsem de, tanınan insanları bu kadar kolaylıkla öldürme emri verebildiklerini veya İngiltere Kralına kafa tutacak kadar kendilerine güvendiklerini tahmin etmiyordum. Tabi dizide bir miktar abartma da olmuştur.

Barut yapımı için Doğu Hindistan Şirketinin deposundan malzeme çalınması ve barut yapma hikayesi ayrıca ilginçti doğrusu. Tom Hollander’ın canlandırdığı kimyacı rolü, Doğu Hindistan Şirketine karşı hareket eden bir adam olarak daha önceki rolünü düşününce komik  bir değişiklik olarak geldi. (Karayip Korsanları Ölü Adamın Sandığı ve Dünyanın Sonunda’da Doğu Hindistan Şirketinin bir görevlisi rolündeydi)

Dizinin temposu bazen çok yavaş, bazense hızlı. Özellikle dizinin yarısından sonra Delaney’in sanki bir taktik uzmanı gibi, oyun içinde oyunları görerek bazıları başarılı bazıları başarısız hamlelerini önceden yaptığını keşfetmemiz, karaktere biraz fazla abartı yükleniyor gibi geliyor. Öte yandan adamın sürekli gördüğü hayaller, babası ile uzaktan bir çeşit büyü ile görüşmüş olması (bazı bilmesinin imkansız olduğu bilgileri bu şekilde öğrendiğini iddia ediyor) , hikayeye mistik bir gizem katma çabası da bazen çok zorlama olmuş. Bu adam deli mi, büyücü mü, nedir yani. Azıcık abartı bir karanlık süper kahramana doğru evrilmeye başlıyor. Aslında zaten kafasındaki şapka ile karanlıkta yürüyüşünü görmek sanki bir bilgisayar oyunu karakteri izliyormuşuz gibi geliyordu.

Dizinin son bölümünü izlerken, bazı olaylar bana saçma gelişti gibi geldi. Sanki son bölümü çekebilmek için bazı olaylar olmayacak şekilde ilerledi ve alelacele toparlandı.


Genele baktığımızda, çok sürükleyici olmasa da ilginç bir yapım olarak kendi kaydıma alabilirim. Belki daha çok seven veya hiç sevmeyen de olabilir, ama döneme farklı bir bakış açısı sağlamış en azından.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s