Pera Palas’da Gece Yarısı – 2022 Dizi

Bu diziyi ilk duyduğumda birkaç düşünce geçti aklımdan.

Bir. Yeni bir yerli netflix dizisi. Eyvah!

İki. İçinde zaman yolculuğu mu varmış. Yoksa yoksa…Paris’de Geceyarısı özentisi mi?

Üç. O kadar.

Bir netflix yerli dizisinden korkmama yetecek kadar ayrıntı bu kadardı.

Ama Hazal Kaya’nın oynadığını duyduğum ve en büyük hayallerimden biri bir zaman makinesine binip, 1500 veya 1600 ‘lerdeki nispeten el değmemiş ormanları, koruları, boğaz kıyıları ile İstanbul’u görmek olduğu için konunun heyecanına kapılıp, çok merak etmiştim. Çıkınca hemen izlemek istedim. İyi yapmışım.

8 bölümlük ilk sezonu hiç sıkılmadan, keyifle seyrettim. Beklentilerimin kat kat üstünde çıktı bu dizi.

Oldum olası zamanda yolculuk hikayelerine ve doğurduğu paradokslara bayılırım. Yani Geleceğe Dönüş ve Terminatör serileri ile büyümüş bir nesildenim sonuçta. Bunlar ilk aklıma gelenler bir de.

Pera Palas’da Gece Yarısı bir bebeğin ortadan kaybolması ile başlar ama asıl hikaye çalıştığı kurumun ona verdiği göreve istinaden Pera Palas’ı ziyarete gelen gazeteci Esra’nın, hava koşulları yüzünden otelde gecelemek zorunda kalması, odasında bulduğu bir anahtar ile gizlice hayranı olduğu Agatha Christie’nin kaldığı odayı kurcalamaya gitmesi, ve gece 12 de saat çalınca odanın zangır zangır titremesini takiben kendini 1919 da bulması ile başlar.

Tabi ki her zaman yolculuğu hikayesinde olduğu gibi, zaman yolcuları tarihin gidişatını bozacak birşeylere sebep olacaklardır. Hikaye örgüsü güzel yapılmış. İzlerken böyle mi şöyle mi çıkar diye düşünmeye fırsat tanıyor. Karakterlerde olayın tuhaflığını bazen esprili bazen panikli yansıtıyor.

Bir iki sahne dışında hikayenin tuğlaları sağlam geldi.

Hazal Kaya’nın oynadığı gelecekten gelmiş kız Esra’nın salak gibi gidip İngiliz askerlerine Mustafa Kemal Anadolu’ya bir gitsin, göreceksiniz siz falan demesi süper saçmaydı mesela. Bari başlamışken tüm tarihi anlat düşmana da tarihi komple değiştir diye kafasına kumandayı atmak istedim karakterin. Hikayenin gidişatı için eklendiği belli olan replikler biraz fazla kaçmış bence. Çok aptalcaydı.

İkinci saçma gelen kısım ise, Esra karakterinin sahneye çıkıp günümüz şarkılarını cover yapmasıydı. Yani eğlenceli sahneler kabul ama ne alaka gerçekten?? Açıkçası 1900’lerin Pera’sını pek bilmiyorum. Bu dönemi anlatan yerli veya yabancı roman okumadım. Osmanlı döneminde o derece rahatlık, gayrimüslimlerin çoğunlukta olmasına karşın Pera’da dahi olur muydu, bilemedim. Ama dediğim gibi bu konuda referansım Şabanoğlu Şaban veya Şekerpare filmleri olunca, çok da eleştiri yapamam. Ama sonra bir ara fırsat bulursam dizinin esinlendiğini duyduğum Charles King’in Pera Palas’da Gece Yarısı – Modern İstanbul’un doğuşu romanını alıp okumak istiyorum. Amazon’da bu kitapla ilgili yorumlardan birinde kitabın araştırmasının çok iyi olduğu ama yazarın kelime seçimlerinden anlaşıldığı kadarı ile “ırkçı” ve Türkleri oldukça kötüleyen bir üslup kullandığı belirtilmiş. Yine de sadece tarihi bilgi amaçlı bile olsa merak ettim doğrusu.

Doğruya doğru, biraz yabancı dönem dizisi sahnesi, biraz özentimsi gibi kabul ettiğim birkaç sahne dışında, çok beğendiğim çok keyif aldığım bir dizi oldu.


Hazal Kaya inanılmaz tatlı. Onda böyle bir erkek Fatma havası alıyorum bazen. Burada da delişmen enerjik rolü güzel canlandırmış. Selahattin Paşalı ise ilk Aşk 101 dizisinde izlemiştim. Pek tanımıyordum. Ama o dizideki en iyi oynayan oyunculardan biri idi. Bu dizide de gözlerinden enerji taşarak oynamış. İki oyuncunun birbirleri ile uyumunu izlemek çok tatlıydı. Dizinin romantik unsuru olarak inandırıcı geldiler.

Keza Tansu Biçer’de Dr. Emmett Brown havasında ama aslında pek de bilgi sahibi olmayan akademik unsur olarak çok yerinde olmuş.

Oyunculukların büyük bir kısmı çok samimi.

Dizi 1919 Nisan-Mayıs aylarında, Mustafa Kemal’in Bandırma vapuru ile yola çıkmadan önce İngilizlerin tezgahlamaya çalıştıkları suikastini önleme çabaları temelinde geçiyor. Etrafına farklı detayları olan gizemli cinayetli bir iki hikaye, zaman yolculuğu teması ile işlenmiş. Genelde cinayet dizileri ve dizideki Esra gibi hiç de fena olmayan bir Agatha Christie fanı olmamdan mütevellit, dizinin belli bir yerine geldikten sonra “katili” tahmin etmiş olsam da bu diziden aldığım keyfe hiç dokunmadı.

Özellikle Mustafa Kemal olmasaydı ne olurduyu, 1942 de alternatif gelecek ile göstermeleri çok güzeldi. (Anlayana davul zurna az tabi..)

Bazı bazı kıyafetler fazla kostüm, mekanlar fazla dekorumsu gözükmüş olsa da, o kadar yabancı dönem dizisi seyrettim, bence orta segmentin üstünde bir yapım. Bir iki köşk dışında biraz daha eski dönem mekanlarını gösterseler daha mutlu olabilirdim tabi.

Dizi 40-45 dakikalık 8 bölüm ile nispeten kısa ve çok rahat izleniyor. O kadar uyduruk yerli netflix dizisine 3-4 sezon çekmişlerken (bkn. Muhafız), buna devam çekmezlerse çok ayıp olur. Karakterlerin vuslata kavuşmasını isterim doğrusu.

© Site içerisinde yazıların tüm hakkı saklıdır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s